Sayfalar

10 Mayıs 2021 Pazartesi

Bugün...

Bugün içden gelen, dışarı taşan bi mutluluğum var. Özel bi nedeni yok. Öylesine. Masmavi gökyüzü, sıcak bir güneş, yemyeşil ormanda yürüyüş, yürürken storytelden kitap dinleme. Bu kitap dinlemeye acayip sardım. Bir Alman arkadaşım çok söz ederdi, ama benim bi kulağımdan girer öbüründen çıkardı. Kitap okumakla, dinlemek aynı şey mi derdim içimden, ja, ja der geçerdim. Ama öyle değilmiş gerçekten. Çünkü bi oturuşta iki saat kitap okuyabilen biri değilim. Ağır ilerlerim okuyarak. Ama dinlerken öyle olmuyor, hele seslendiren güzelse. Üstüne kitap da güzelse yolu nasıl uzatabilirim diye düşünüyorsun. İki ayda 18 kitap bitirdim. Şimdi burada şu şu kitapları bitirdim diyerek gerçek kitap okurlarına ayıp etmek istemem. Ama bu gidişe ilk kez yıl sonuna matematiksel olarak 108 kitap bitirmiş olacağım. Hepsini not alıyorum, Aralık ayında belki muhasebesini yaparım.


Gelelim bugüne, Mayısın ikinci pazarı. Bunu ilkokuldan bilirim, her Mayıs ayının ikinci pazarı anneler günü olduğunu. Ne ilkokula giderken annem yanımdaydı, ne de şimdi. Buna çok alışığım. ‘69’lu yıllarda Almanya’ya misafir işçi olarak gittiklerinde biz anane ve babanede kalan çocuklardandık. Baktılar artık misafir işçi değil, göçmen aile oldular bizi de yanlarına aldılar ‘79 u ‘80 e bağlayan yıllarda. 1980 i 1981 i bağlayan gecede anneyi kaybedince bir geceden öbürüne geçerken bizde çocukluktan yetişkinliğe geçmiştik. Ergenlik kayboldu arada. Ergenliği yaşamadan yetişkinliğe geçiş nasıl bir psikoloji yarattı bizde bilmiyorum. Hepimizde başka etkiler bırakmıştır kesin, belkide bunun farkına yıllar sonra varabileceğim.
Ama ben yapı olarak hayat karşıma ne çıkardıysa eyvallah deyip yürüdüm. Takılı kalmadım hiç bir şeye. Elbette duygusuz değilim, ama acıma takılı kalmadım, acımı yaşayıp, acaba başka hangi acılar var diye yola devam ettim. Kırılan kol veya bacak yada hangi kemikse artık, aynı yerden kırılmaz, derler. Ama ruhen sürekli aynı yerden kırıldım ben. Bu da çok kötü bi şey değil aslında, kırıldıkça kavileşiyorsun. O değilde, ben nerden geldim şimdi buraya? Oysa ne güzel başlamıştım.

Sabah kalktım, kahvaltımızı yaptık, herkes bi yere dağıldı. Bende yürüyüşe. Giydim spor giysilerimi, ve spor ayakkabılarımı, taktım kulaklıklarımı Ayşe Kulin’ nin “Kanadı Kırık Kuşlar”ı dinledim. Sona yaklaştım. İlk kez Ayşe Kulin ile tanıştım bu kitapla. Beğendim kitabi. 1933 Alman nazi döneminde kaçan profesörlerin Türkiye’ye yerleşmesi ile 4 kuşağı anlatan bir kitap.

Eve döndüğümde henüz erkendi, akşam yemeğini hazırladım. Hazır olan hamurdan bir tepsi pizza yapıp pişirmek üzere Bayan Susi’ye gittim. Çantama bir şişede soğuk pembe şarap attım. Zile bastım, kapı her zamanki gibi açıktı. Kuaföre gitmiş, saçlarını kestirmiş her zamanki gibi bakımlı bayan Suzi karşıladı beni. Pizzayı fırına attım, şarabı masaya koydum. O bardakları getirmeye gitti. Mutfağındaki küçük yuvarlak masasında başladık konuşmaya. Bugün anneler günü biliyor musun? Dedim. Öyle mi, bilmiyordum dedi. Benim çocuğum yok ki, diye ekledi. Benim de annem yok, dedim. O zaman birbirimizi tamamlıyoruz, dedi. Kesinlikle öyle, dedim.

Yaşadığı evi anlattı. 80 yıldır aynı evde yaşadığını. Oturduğu evi babası ve ikinci dünya savaşından kaçan bir Alman mimar ile yapıldığını anlattı. Bu şu anda okuduğum kitapla uyuştuğu için merakla dinledim. Sonra sordum, o mimar neden Almanya’dan kaçtı, yahudi miydi? Dedim. Hayır, Hitler rejimine karşı biriydi, dedi. O zamanlar bu çok yaygın dı, hiç tanımadığın insanları, yani Almanya nazi döneminden ve savaştan kaçan mültecileri ev arkadaşı olarak evlerimize alırdık, dedi. Bir çok biliminsanı İsviçre’ye geldi, buradan başka ülkelere gittiler dedi. Çok doğru, Ayşe Kulin’in kitabında da tıpkı buna benzer hikayeler yazıyordu.

Sonra düşündüm. 1940’larda savaştan kaçan biliminsanları o dönem Türkiye’nin gelişimi için Atatürk tarafından Türkiye’ye kabul ediliyorlar, ve orada hayatlarına devam ediyorlar, 1960 larda Almanya’yanın iş güçüne ihtiyacı oluyor ve Türkiye’den misafir işçiler alıyor. Bunlaradan biri babam oluyor. Sonra annem. Sonrada aile birleşiminden dolayı biz çocukları. Sonra buralarda doğan bizim çocuklarımız. Ve bir çoğununun çocuklarının çocukları. Nerdeyse dört kuşak. Hem çok yakın bir tarih gibi, hem çok uzak. Çok garip.

Günümüze gelecek olursak İsviçre hep “aynı” Almanya nerden nereye gelmiş, Türkiye nerden nereye dönmüş? Dedim kendi kendime.

Nasıl başladım, nasıl bitiriyorum yazıyı. E hani içimden taşan bi mutluluk vardı?

Evet mutluluk var hala, çünkü bayan Suzi’yi ziyaret etmek beni mutlu ediyor, eve geldiğimde iki buket çiçek masada duruyordu, sevdiğim insanlarla görüştüm, konuştum, yazıştım. Hele birde sağlıklıysak daha ne olsun dediğimiz günlerdeyiz.
Hepsi bu, mutlu olmak için.




6 yorum:

  1. Selam bayan Suzi'den ve sizden haber almak güzel. Anneler gününüz kutlu olsun. Gurbetçi olmak. Bizim ki ayrı hikaye babamda Almanya'ya 69 gitti üç yıl kaldı. Yapamadı döndü. Ağbimi aldı. Ağbim gitti. Evlendi çocukları oldu. Eşinden ayrıldı döndü çocukları orada. Şimdi oğlum Alman bir kızla evlendi. Sanatçı olarak orada. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizinde hep bir ayaginiz Almanyada olmus:) Almanya'ya göc konudunda kimbilir ne enteresan hikayeler vardir? Bayan Susi artik hepimizin:) Cok tesekkür ederim yorumunuz icin. Sevgiler.

      Sil
  2. Ne güzel bir yazı. Hayatı her yönüyle kabul edenlere hayranım. Mutluluğun daim olsun Sevgili Berfin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlulugun sirri bu bence. Hayati degistiremiyorsan oldugu gibi kabul etmek:)

      Sil
  3. Yürüyüş yapmana çok imrendim. Biz evde kapalı kalmaktan yürümeyi unuttuk. Öyle özledim ki sahilde yürümeyi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cok iyi anliyorum. Zaten pandemiden dolayi kisitli her sey, birde evlere kapanma cok cok zor olmali. Sanirim bizim buradaki sansimiz kücük bir ülkede yasiyor olmamiz dolayisi ile hic bir zaman sokaga cikma yasagi olmadi.

      Sil