Sayfalar

Bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2019 Perşembe

Kızıl Çarşamba

Ne seçimdi ama yine? 
Hep söylerim, ben seçimlere en son 24 Haziran 2018 den sonra güvenimi tamamen kaybetmiştim. Allem edip, kullem edip bi şekilde hep kazanıyorlardı. Olmadı yasalar çiğneniyordu.. 

Genel seçim havası ile girdiler yine yarışa. Seçimden kısa bi süre önce tanıdım Ekrem İmamoğlu'nu tv, ve sosyal medyadan. Sürekli güler yüzlü olması dikkatimi çekmişti.. Sevgiden bahsediyordu hep. Kucaklaşacağız diyordu. Herkes herkese selam verecek, öteki, beriki olmayacağız diyordu. Hiç sinirlenmiyordu. Sağa sola sataşmadan, hiç bir polemiğe girmeden, devam ediyordu yoluna. Kah horon teperken, kah atabarı oynarken, kah zeybek oynarkende görüyordum. Kucaklaşacağız diyordu sürekli. Karşı fikirlere çok saygılıydı. Ben diye konuşmuyordu hiç, biz diyordu. Hoşgörülü olacağız diyordu. Velhasıl ne kadar özlediğimiz terimler varsa hepsini söylüyordu. Aslında çok normal olan şeyleri ne çok özlediğimizi farkettim.  

31. Mart geldi çattı. Bu sefer çok farklı esti rüzgar. O akşam tam onbir kez basın açıklaması yaptı, elindeki mendili ile alnının terini sile sile. O geceyi çok güzel yönetti. Hak yemem, hakkımıda yedirtmem diyordu. Biri çıkıp İstanbul’u kazandık diyordu. Ama o, ben kazandığımı biliyorum, ama hem ahlaken hem hukuken bunu benim söylemem doğru olmaz diyordu. “Atı alan Üsküdar’ı geçti” demiyordu. Her yerin seçimleri aynı akşam hemen hemen belli olurken İstanbul sayılamıyordu bi türlü. Günler geçti, haftalar geçti, durup durup yeniden sayılıyordu oylar. Olmadı bi daha..  Sabırla bekledi, bekledik.. Aradan tam 17 gün geçti. 
Nihayet geldi o beklenen “mazbata”. Herkeste bi sevinç. Öyle bir hale geldiki olay; zaten alınmış, kazanılmış seçimi yeniden kazanmış gibi olmanın sevinciydi. Yani kısacası burnumuzdan getirdiler ama değdi gibi oldu. Peki neden bu kadar sevindik? Alt tarafı bi belediye seçimiydi değil mi? Değildi işte. Genel seçim havasında girdiler kampanyalara. “İstanbul’u kaybedersek Türkiye’de tökezleriz” diyorlardı. Bu kendini tek sanan, kibirli, hiç gülmeyen, sürekli parmak gösteren, bu şişik egonun havasını indirmek gibi bi şey. 

Bundan sonra neler olur bilemeyiz tabi. Hak, hukuk ve adaleti çiğneyip, kendilerine göre yasalar çıkartabilirler. “Topal ördek” benzetmesini yapmıştı zaten. Olsun. Bence halk uyandı artık baharla birlikte. Küçücük bi belediye seçimlerinde bile bu değişimin farkında olupta gülümseyen milyonlar var artık. Bu umudu bu inancı kimse yok edemez. 

“Mart’ın Sonu Bahar” dediler. Hakkaten geldi o bahar. Balkonumada geldi. Kırmızı sardunyalar diktim saksılara. Birde mor papatya gördüm bugün, pek hoşuma gitti onuda aldım. 

Bugün “Çarşema Sor” diye bi yazıya denkgeldim. İlginç geldi. Araştırdım. Bu Ezidilerin bi bayramıymış. Nisan ayının 13 ünden sonraki ilk Çarşamba kutlanırmış. 
Bu yıl 17 Nisan’a yani bugüne denk geliyor. 

“"Çarşema Sor, iyiliğin, sevginin ve güzelliğin gücünün mutlak zaferi; karanlığın, kötülüğün ve şerrin mağlubiyeti olan bir gündür. Dolayısıyla toplumsal hayatı, ortak, kardeşçe ve barış içinde yaşamı simgelemesi dolayısıyla ayrıca önem taşır.””

Çok manidar değil mi? 

“Çarşema Sor, Kızıl Çarşamba Bayramı, diğer adıyla Çarşema Serê Nîsanê, Ezidi halkının kültürel-toplumsal hafızasında, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul edilir ve yeni yılın ilk günü olarak kutlanır. Ezidi cemaatinin yaradılış mitolojisine göre Çarşema Sor, hem evrenin hem de dünyamızın maya tuttuğu gündür. Evrenin maya tutmasıyla oluşan kutsal toprağın bereketle buluştuğu gün olarak da kabul edilir. Çarşema Sor, her yıl tekrarlanan bu kutsal doğumla beraber yeryüzünde mutlak iyinin egemen olduğu, Tanrı’nın bütün kötülükleri bitirip yerine güzelliği inşa ettiği güne tekabül etmektedir.
Ezidiler yüce kudretin bir lütfu olarak yenilenen tabiatı insanlık ve beşer için de bir yeniden doğum olarak kabul eder ve bugün münasebetiyle şerden uzak durur, mevcut kırılmaların ve kavgaların bitmesi için “bahar barışı” yaparlar. Bu sebepten dolayı Nisan ayı Ezidilerin toplumsal hafızasında bütün ayların gelini olarak kabul edilir ve ilahi takdirin imtihanı olan mevsimlerin en ihtişamlısı olarak betimlenir. Çarşema Sor, iyiliğin, sevginin ve güzelliğin gücünün mutlak zaferi; karanlığın, kötülüğün ve şerrin mağlubiyeti olan bir gündür. Dolayısıyla toplumsal hayatı, ortak, kardeşçe ve barış içinde yaşamı simgeler. 
Bu sebepten dolayı Nisan ayı Ezidilerin toplumsal hafızasında bütün ayların gelini olarak kabul edilir ve ilahi takdirin imtihanı olan mevsimlerin en ihtişamlısı olarak betimlenir.”

15 Nisan 2018 Pazar

Dolmalarımla Gezdiğim Resim Sergisi..

Bahar birden geldi buralara. Birden tomurcuklandı dallar, ve birden çiçeklendi Japon kiraz ağaçları. Yürüdüğüm ormanda yerler hep çan çiçekleri ile dokunmuş bir halı gibi. Kuşlar orkestra grubu gibi ahenkli. En güzel mevsim ilkbahar mı ne?

Dün, yani cumartesi dördüncü ayın ondördünde saat 14.14 ten 18.18 e kadar perşembe kadınlarından arkadaşım A. nın ilk resim sergisi vardı. Neden saat 14.14 diye sormayın. Öylesine. Kreataif, ilginç olsun diye herhal. Yada unutulmayan bir tarih 14.4.18 diyede olabilir. Bu sanat işlerini fazla sorgulamamak lazım.

Oraya gideceğim için cuma akşamından biber dolması ve kuru patlıcan dolması yaptım, ev ahalisi açlıktan ölmesin diye.
Cumartesi sabah saat 10 da aldı beni ressam arkadaşım evden. Gideceğimiz yer Zürich yakınlarında Brugg. Yani ilk sanat eserlerini doğup büyüdüğü topraklarda sergileyecek. Yolculukta yeriz diye biraz biber, biraz patlıcan dolması aldım yanıma. Sanki 5-6 saat yolculuk yapacakmışız gibi hangi akla hizmet ettim bilmem. Aslında şöyle düşünmüştüm. Hani ekenden gidiyoruz ya, millet toplana kadar acıkırsak yeriz, ve hiç biber, patlıcan yememiş ressam arkadaşıma ikram etmiş olurum dediydim😊

Ama öyle olmadı. Son bir haftadır kendisini üzen hatta canını yakan bir olay gelişti. Bunu bana perşembe buluşmamızda anlatmıştı. Hatta bir tek bana anlatabildiğini, ve sergi günü yanında olmam ona büyük destek olacağını söylüyordu. İşte arabada giderken hala bunları konuşuyorduk derin derin. Öfkesi geçmemişti. Onu bu ruh halinden çıkarmak istiyordum, bi ara çantamda dolma var, yemek istersen diye mırıldandım, bir şey yiyecek halim yok dedi. Peki, deyip pencereden etrafı izlerken “sanki Frida Kahlo’nun sergisine gidiyorum” dedim içimden. Belkide sanatın olduğu yere biraz acı, biraz hüzün yakışıyordu.

Galeriye vardığımızda arabadan inerken saklama kabındaki dolmalarıda sessizce koydum çantama.. Zira hava sıcak ve arabanın içinde kalmasın istedim. Onlarda benim sanat eserim sonuçta🙈.

Salaş bi yerde küçük bir galeri. Terasıda var. Resimleri iki gün öncesinden asmışlar. Masalara küçük şişeler içinde tek bir çiçek koymuşlar. Kızkardeşi bu sergiyi ona Doğum günü hediyesi yaptığı için tüm organizasyon onun elinde. Hem göze hem damağa hitap eden bir sürü aperitif yiyecek içecekler, kulağa hoş gelen müzikler, tuvalette bile ışık yerine kocaman kocaman yanan mumlar. Çantamdaki dolmalarım ve yüzümdeki o içten gelen gülümsemeyle selamlıyorum ortamı.  Ressamın çok yakın arkadaşı olduğumu biliyor herkes. Yabancılık çekmiyorum. Karışıyoruz ortama. Bazen uzaktan arkadaşım A. İle göz göze geliyoruz. Anlıyoruz birbirimizi. Zaten onu gözlemliyorum çoğu zaman. Duygularını gizleyebilmeliyi çok büyük ustalıkla beceriyor. O iç sıkıntısını, can yangınlığını bilmeme rağmen hiç açık vermiyor, ki başkalarının anlaması zaten mümkün değil o ortamda.

Hem ilk sergisi, hemde vernisaj olduğu için çok güzeldi. Ailesi, akrabaları, yakın dostları, resim kursundan arkadaşları ve gelen giden diğer davetlileri vardı. Ve her gelen ya bir buket çiçek, yada bir tüp boya ile geliyorlardı. Bense dolmalarımla gelmiştim arkadaşımın vernisajına🙈. İşte bunları hep öğreneceğim.

Bi ara sigara içmek için terasa çıktığımda yanıma geldi arkadaşım A. “Kusura bakma seninle çok ilgilenemedim, ama senin burada oluşun, bazen göz göze geliyoruz ya, beni tek anlayanın sen olduğunu hissetmek bana nasıl güç veriyor bilemezsin” dedi.
Saçmalamaz mısın lütfen, bugün senin günün ve bütün davetliler seninle görüşmek istiyor, rahat ol, ben gayet mutluyum ortamdan, dedim. Zaten bi çoğunu tanıyorum. Ve herkes en son yine Eylül ayında toplandığımız bir eğlencede İstanbul’dan gelen ardaşlarımı soruyor. Yani konuşacak çok şey vardı. Zaten öğlen başlamışız beyaz şaraba. Hiç kimse, işte bir sanat galerisindeyiz, entel dantel şeyler konuşalım diye kasmıyordu kendini. Herkes içinden geldiği gibi davranıyordu. Hatta biraz fazla özel. Örneğin, ince yapılı, uzun boylu, bronzlaşmış hafif buruşuk ama yaşına yakışan bir kadın geldi yanıma. Onu daha önce görmüş dibiydim. Beni tanımış. Kendini tanıtınca bende anımsadım. Daha önce bir resim sergisinde tanışmıştık. Çok güzel resimleri vardı.
Neyse işte ben onu tanır gibi oldum ama o beni tanımış.. demek istediğim böylede egosuzlar. Biz olsak tanısak bile, “ne gidcem onun yanına, o bana gelsin” tribine gireriz. EGO’su tavanlarda bi milletiz vesselam. Ve bu son onbeş yıldır iyice göğe erişmiş durumda. Herkeste bi benmerkezcilik. Ben kimiiim? Sen kimsincilik.
Neyse konuyu saptırmayım, işte o ressam kadında geldi içini döktü bana. Uzaktan “bi güzin abla” gibi mi duruyorum acaba? Hakkaten enteresan hayatlar var. İşte bunlar hep bende saklı kalacak.

Sergide bi tablo gözüme çarptı. İşte bu benim dedim. Resmin adı “Wunder” yani “mucize” idi. Zaten daha önce atölyesinde görüp çok sevmiştim. Eğer satılmazsa ben alacaktım. Öylede oldu. Henüz ünlü olmayan ressam arkadaşımın “Wunder” isimli orijinal tablosu bende. Kaydet blog. Ne olur ne olmaz?🤔
Gecenin sonuna doğru tablom elimde ayrılırken ben, çantamdaki dolmaları eline sıkıştırdım ressam arkadaşımın. Gülerek aldı ve çantasına yerleştirdi.

"Wunder" Mucize isimli bu taboyu cok sevdim ve aldim.







2 Nisan 2017 Pazar

Hoş Gelişler Ola, Nisan 2017...

Nisan 2017
Var var. Benim hala umudum var, güzel şeyler olacağına dair. 

Sabah güneşi pencereden sızıp yatağa seriliyor. Kedi gibi kıvrılıp koyun koyuna yatmaya devam ediyorum 
güneşle. Bir kaç tane mesaj düşüyor telefonuma peş peşe. "Onaltı Nisan referandumunu iptal etmiş Tayibağa, hadi geçmiş olsun" yazıyordu ilk mesajda.. Nasıl yaa, diyerek doğruluyorum yatakta. Yurtdışında insanlar 9 Nisandan beri oy kullanıyorlar, insanlarla alay mı ediyor bunlar, şimdiye kadar neden iptal etmemiş o zaman diye  aklımdan bir sürü şey geçiyor. İptaline sevinemiyorum bile. Bugün bizim evin ahalisi konsolosluğa gidip oy kullanacaktı, diyorum kendi kendime. Taki alt alta gelen mesajları okuyana dek. Sonra abimin 1 Nisan şakası yaptığını öğreniyorum. Yine sevineyim mi, üzüleyim mi bilemiyorum. Fakat şakayı inandırıcı ve bu Nisana yakıştığını düşünüyorum. 

Bir kaç saat sonra eşim arıyor, Deniz ve Taylan gelirken benim siyah ceketimi getirsinler, birde nüfus cüzdanlarını getirsinler derken, abimin yaptığı şakayı eşime yapmayı düşünürken anında uyguluyorum. Tamam getirsinlerde, seçim iptal olmuş, diyorum. Yok o burada değil, Frankfurt'ta bir sandığı iptal etmişler diyor. Hayır, o başka, genel olarak 16 Nisan seçimlerini iptal etmişler, sosyal medya çalkalanıyor, duymadın mı, diyorum. Hadi canım, gerçekten mi, diyor? Evet diyemiyorum, 1 Nisan şakasıymış diyorum. Gülüyor. Oda benim gibi önce inanıyor. 

Evde, gençlere tekrar tekrar hatırlatıyorum, mühürü nereye basacağınızı heyecandan şaşırmayın ha, diyorum. Sonra "karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar" türküsünü söyletmeyin bana diyorum.  Evet'e bascaz işte diye şaka yapıyorlar, şakası bile kötü diye onları uyarmaya devam ediyorum. Beyaza sakın dokunmasın o mühür, ve hemen kapatmayın, tercih damgası karışmasın, kurumasını bekleyin, diye tembihliyorum. Onlar konsolosluğa, ben temizliğe girişiyorum. Balkonda ilk kahvemi içerken, her yıl yeniden yeşeren ağacın hala kuru kaldığı dikkatimi çekiyor. Arsız ve dikbaşlıydı. Kışı geçirir hep yeniden yeşillenirdi. Bazı dallarını kesip kuruyup kurulmadığına bakıyorum, kuru ile yaş arası, ama daha çok kuru gibi olduğunu görüyorum. Üzülüyorum, ama yinede umudumu yitirmiyorum. Belki uyanır, belki yine yeşerir diye umutluyum. Zaten kendi kendine var olmuştu koca saksıda. İki metreye yakındı boyu. Tek maksadı yeşillikti. Su veriyorum habire. 

Havalar çok güzel uzun süredir. Kazma kürek yaktırmadı Mart. Birden bire geldi bahar. Burada bahar Rosengarten tepesinden başlıyor. Kent ile Rosengarten arasındaki bayırda Japon kiraz çiçekleri açıyor, öyle güzellerki, hafta içi fotoğraf makinamı alıp, bir sürü fotoğraf çektiğimi, ve o ağaçların altına uzanıp gökyüzüne baktığım an geliyor aklıma. Ağaçların çiçekleri uçan halı misali mavi gökyüzünde. 

Akşam yemeği olarak patlıcan kebap yapmayı düşünüyorum. İnternetten tarifine bakarken, bizim gençler geliyor. Kullandık oyumuzu, hayırlı olsun, diyorlar. Deniz diyor ki; tutki bu seçim %51 e %49 oldu, neredeyse yarı yarıya, insanların yarısı mutlu, yarısı mutsuz, Ee sonra diyor. Seçim sonuçları adil ise, çoğunluğa saygı duymak lazım, yoksa "ortalık karıştı, düzen bozuldu" türküsünü çığırırız diyorum. Böyle oylamalarda fark çok büyük olmalı diyor. Aynı fikirde olduğumu söylüyorum. Eğer mantıklı ve bilinçli seçmen sandığa giderse oran yüksek olur diye tahmin ediyorum. Biz vatandaşlık görevimizi ve hakkımızı yerine getirdik, şimdi umutla 16 Nisanı bekliyoruz. 

Patlıcan Kebabı için hemen ötemizde olan Türk bakkalına giderken papatyaları görüyorum. Onlarda "Hayır" diye bitmişler topraktan sanki;)) yada ben öyle görmek istedim, bilemiyorum. 

İlk kez yaptığım patlıcan kebabım çok beğeniliyor. Cacık ve pilavda yapıyorum yanına. Yemekten sonra gençler Cumartesi gecesini değerlendirmek üzere çıkarken çorap arıyorlar. Bugün çamaşır günüm. Otuz çift çorap yıkandı kurumaya bırakıldı. Bu sefer birbirini özleyen tek çorapları biriktirdiğim torbayı döküyorum yatağın üzerine. Oradan bir düzine çorap çıkıyor. Kalan tek çorapları yeniden torbasına koymadan önce bir çorapta 16 rakamını görüyorum. Gülümsüyorum. Nisan ayının ilk gününde karşıma çıkmasına bir sürü anlam yüklüyorum. 

Umutsuz olmadım hiç. Güzel olacak herşey diyorum. 

Doğduğum ay diye demiyorum, çok severim Nisan ayını. Bir uyanış, bir diriliş gibidir. Birazda anarşisttir. Kafasına göre takılır. Ama yaz mevsimine Nisandan geçilir.. 

Bir kac fotograf yasadigim kentte bahara dair..






26 Nisan 2016 Salı

Challenge devam.. 13, 14, 15


13. Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?

Favori bir şiirim yok. Ezberimde şiir olmadığı gibi, Şiir okuyacak kadar buğulu bir sesimde yok. Ama severim şiirleri. Bir şiir bir kalın bir romanla eşdeğerdir bazen. Bir şeyin güzelliğini vurgularken "şiir gibi" deriz. 
Bir şiirle sonlandırayım bu soruyu.. 

DEĞİŞİM
İnce uzun bir hayvan  
Çarpıyor  
Çarpıyor  
Çarpıyordu kendini taşlara.  
Canı mı sıkılıyor  
Can mı çekişiyordu yoksa?  
Yok efendim dedi yanımdaki adam  
Gömlek değiştiriyor yılan  
Bu hallerden anlarız dedi az çok  
Biz de sınıf değişmiştik bir zaman
Can Yücel

14. Özel bir yeteneğiniz var mı?

Dilimle burnuma yada dirseğime erişemem. Ama dikildiğimde eğilerek başımı dizime değdirebilirim 😀 ha birde güzel pizza yaparım, yetenek sayılırsa 😀 

15. Favori mevsiminiz hangisi? Neden?

Bahar benim favori mevsimim. Bi çoğumuzun öyledir. Kuş seslerini daha çok duyarız bahar sabahlarında. Bitkiler daha çıtır yeşil. Çiçekler daha diri.. Hem toprağa bir şeyler ekme zamanıdır. Ekme, bekleme zamanı. Doğa gibi umutlarımda yeşerir yine ve yeniden. Her ne kadar dün ve önceki gün kar yağsada buralara toprak kabul etmedi, eritti. 

Şu çiçeği gördüm geçen Antonellanın bahçesinde. Nasıl güzel bir şey. Almanca "Schachblumen" Türkçeye çevirsem satranç çiçeği oluyor. Ama Google de buna benzer bir şey bulamadım. Almanca verince çıkıyor ama. Bu  1993 yılının çiçeği seçilmiş.. 


"Fritillaria meleagris" 

Nisan sonunda kar..

15 Nisan 2015 Çarşamba

Karisik kaset gibi biraz..

Bahar artık sadece ağaçlara, çiçeklere, böceklere, kuşlara değil bizede hissettiriyor kendini. Üzerimdeki elbiselerde bile çiçekler açtı. Çiçek deyince, bugün çiçek tohumu aldım. Tohumların önünde bi hayli vakit geçirdim. Benim aradığım tohum yoktu. Geçen sene bir saksıda adını bilmediğim şu çiçek vardı, 

Hem uzun oluyorlar, hemde sürekli açıyorlar.. Sonbahara kadar hiç bitmiyor çiçekleri. Bu sene her saksıya o aynı çiçeği ekmek, dikmek istemiştim. Ama yoktu işte. O zaman bende gelincik çiçeği tohumları aldım. Bir paket tohumu, (100 tane) bir saksıya boca ettim. Hele bi çıksınlarda olmazsa ayrı saksılara aktarırım.. 
Istahli istahli nereye bakiyor acaba??
Bizim kediye bi haller oldu bu ara. Yıllardır evin bi köşesinde duran bir çiçeğe dadandı. Çiçek dediysem çiçek açmayan, suda yetişen bir bitki. İnce dallı bir palmiye gibi. Daha önce hiç farkında değildi bu bitkinin.. 3-4 gündür sürekli gözünü dikmiş ona bakıyor, bakmakla kalmıyor yapraklarını yiyor. Günlerdir parmak göstererek "hayır" diyorum.. Burnuna dokunduğumda oluyor:) sonra pısıyor. Bu sefer acıyorum.. Ama o çiçeğide çok seviyorum. Hatırası büyük. Şöyle ki; bizim çocuklar ilkokula giderken 4. Sınıfta Öğretmenleri bi dal vermiş, bu dalı suyun içine ters bi şekilde koyun, biraz toprak, bol su verin, yeşerip fışkıracaktır. Tıpkı sizler gibi, demiş.. Sanki o çiçeğin bi uğuru var gibi hissediyorum.. Lise bitiyor bu sene, çiçek hala fışkırıyor.. Şimdi hal böyleyken o çiçeği yedirtmem sana Boncuk!! 
Bugün evden balkona çıkıp girerken, o çiçeğide koltuğumda götürüp getirdim.. Boncukta peşimde.. Çiçeğe bi bakışı var, sanki ona aşeriyor. Gözümün önünde bi dalını kaptı. Bu son olsun, dedim.. 

Güya karsima oturdu, ama beyninde binbir tilki..
Kasla göz arasinda bir hamle yapar, bir dal alabilirmiyim diye..
Ve bir dal koparir.. ama hala gözü cicekte..

Bir kedi mi sorun? ohooo.. Eee, bahar gelirde kilo sorunu başlamaz mı? Bundan iki ay önceydi galiba.. Perşembe kadınlarına bu konudan bahsettim. Bakın dedim, Eylül'de Selimiye plajlarında boy göstericez, şu fazlalıkları atmaya var mısınız?  Her hafta 500 gr. Ayda 2 kg.  Her Perşembe tartılacağız, kilo veremeyen 5.- Fr. Tatil kasasına ceza ödeyecek. Tamamdır dedi herkes. Bugüne kadar kimse ceza ödemedi. Tatlı rekabetler güzeldir. Insan kendi başına yapamıyor bunu. En azından ben. 68 kg ile başladım, bugün 63 üm. Hedef 60. Ne yapıyorum kilo vermek için, işte bilinen karbonhidratı mümkün olduğunca azaltmak, hatta hiç yememek. Akşamları 10 dakika bisiklet, 10 dakika egzersiz.. Tatlı falan pek sevmediğim için sorun olmuyor. Şimdiye kadar böyle yaptım. Ama sanki bundan sonrası zor gibi. O zaman 10 dakika sporu 15 e sonrada 20 ye çıkaracağım. 
Birde bundan bizim uzaktaki kızlara bahsetmiştim. Onlarda katıldılar. Her Salı onlarla tartılmış fotomuzu gönderiyoruz birbirimize whatsapptan. Yani ben hem Salı hem Perşembe için motive oluyorum. Öneririm herkese bu yöntemi. Bi kaç kişi birlikte yapın. En güzel yöntem. Ama çok istekli olmak şart. 
Pantolonlarım bol gelmeye başladı, böylede yan etkileri var:) 

Bizim gençler geçen Avusturya'ya kayağa gitmişti. Dayı, kuzenler ve diğer 40 Kişilik bir grupla. Çocuklukta ve ergenlikte yaşanan güzel anılar kalıyor geriye. Bence yaşamın ilerki yetişkin zamanlarına ışık tutan hareketler bunlar. Örneğin ben, bu aralar çocukluğumun geçtiği köy resimlerine rastladım. Resimlerede bakmaya gelmiyor, insanı geçmişe götürüyor, özlemi yatıştırmak isterken iyice depreşiyor. Bu ara sürekli ig'de o resimlerden paylaşıyorum. Bu biraz hüzünlü gibi görünsede aslında güzel anılar. Yaşadıklarım o kadar işlemişki beynime, o yüzden o yörenin şivesi ile uyduruk hikayeler bile yazıyorum kendimce. O Yüzden önemli buluyorum çocukların, gençlerin birlikte güzel zamanlar geçirmelerini.  Buradan, tekrar buna vesile olan Çocuklarımın dayısına çok çok teşekkür ediyorum.. 

Buralarda hala Paskalya tatili (okullar için) olduğu için haftaya pazartesi günü Taylan sınıfla son gezileri için İspanya, Valencia ya gidiyor. Ben trenle gideceklerini biliyordum. Dün sorduğumda Uçakla gidiyoruz deyince, ister istemez geçenlerde düşen İspanya- Düsseldorf seferini yapan Germanwings uçağı aklıma geldi. Öğrencilerin çoğunlukta olduğu uçaktı. Fransa alplerinde paramparça oldu hani:( oysa yıllardır uçaklarla ulaşım sağlıyoruz.. Hiçte korkmadım bugüne kadar aslında.. Konu İspanya, konu uçak, konu okul gezisi gibi bir paydada buluşunca ve birde ana olunca korkular büyüyor.  Güle güle gidip gelirler inşallah. 

İşte böyle.. Bahar ayları gibi duygularım. Patlamaya hazır tomurcuk gibi. Her renkte açan çiçek gibi, bazen yağmurlu, bazen rüzgârlı, bazen soğuk, bazen güneşli.. Aslında bi garibim bu günlerde. Belki yazarsam sağalırım dedim ama.. Sanki gene olmadı..