Sayfalar

konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2017 Pazartesi

1 Mayıs, Fitnes, Aşk, Sertap Erener, AİHM

Yazma konusunda bir isteksizlik var bloglarda. İsteksizlik değilde motivasyon düşüklüğü desem daha yerinde olur herhalde. Yalnız değilmişim o zaman dedim. Fakat yazmaya yazmaya hiç yazamaz oluyorsun. Zorla bir şey olmaz, biliyorum ama zorlamadanda hiç bir şey olmuyor. Zorla sevgi olmaz. Zorla güzellik olmaz. Ama emek anlamında, hedefe ulaşma anlamında, zorlamadan olmuyor. En basit örneği, mesela fitnese gidiyorsun, terlemeden, kaslar yanmadan bir şey olmuyor. Bu anlamda söylüyorum. Bu arada fitnes konusundada çok pasifim. Kısa kısa her telden yazacağım şimdi.

**************
Fitnes ve ben.. 

Geçen salıydı. Mrs Sporty adında bir fitnes zincirinin standına yakalandım. Kendimi biliyorum, Fitnese yazılıp, gitmediğimi bildiğimden sadece, kabalık etmeyim, ayıp olmasın diye dinledim kadını. He he, dedim hep içimdem, külahıma anlat. Sonra ben başladım anlatmaya, dedim fitnes bana göre değil, deli gibi o aletlerde uğraşmak bana zevk vermiyor, üstelik saat hiç geçmiyor. Ben müzik seviyorum, dans seviyorum, zumba falan yapabilirim, bak o zevkli olur, fakat çok pahalı bulduğum için gitmedim, dedim. Sonuçta YouTubedan evde aynı hareketleri yapabilirim. Ama işte tembellik diz boyu.
Neyse uzatmayım, kadın bütün bu sorunları bildiği için dedi ki, işte bizde hepsi bir arada. Müzik var, yarım saat, haftada sadece üç kez yeterli, tabiki hergün açığız, ve senin hedefin ne ise bireysel çalışılıyor, beslenme konusunda yardımcılarımız var, biz şöyleyiz, biz böyleyiz diyerek kandırdı beni, aldatıldım,😀 demeyeceğim tabiki. Deneme amaçlı gelmek isterim, dedim. Cuma için randevu yaptık. Saatinde gittim. Yarım saat konuştuk, yarım saat uygulamalı antrenman yaptım. Evet, sevdim. Çok temiz, sadece kadınların geldiği pembe ağırlıklı bir salon. İşte bedeninde nerelerin incelesin, nerelerin toplansın, neler istiyorsun not alıp, sana bir kart hazırlıyorlar. O kartı yakana takıyorsun, ve akıllı kocaman ekranlar var. Ekran senin yakandaki kartı tanıyor ve hedefine göre ekran kenarında duran araçları seçmeni istiyor. Bunlar, top, dambıl, lastik, vs. Ekranın yarısında kendini görürüyorsun, diğer yarısında nasıl yapman gerektiğini. Kısa bir süre sonra, ekranı değiştir diye anons geliyor. Böyle değiştire değiştire sıkılmadan akıp gidiyor süre. Yapabilirim aslında. Birde çok yakınımda. Gelelim zurnanın zart dediği yere. Aylık 108 fr. Orada bir çüş yani dedim içimden. Bizim gençler gidiyor fitnese. Aylık 38 fr. 108 ne ya? Ben o aletleri alsam evde zaten kendim yaparım. Ama biz insanlar bunu yapmıyoruz. İlla bir yere para vercez ve mecbur olduğumuzu hissedeceğiz. Fakat ben o zamanda gitmiyorum yani bireysel disiplinliliğim yok, sorun burda..yoksa bedenim zorlamaz beni. Ben ne dersem uyar bana. Sorun bende anam:)

************
Sertap Erener Konseri..

"Belki şehre bir film gelir" der ya Sezen Aksu "gülümse" şarkısında. Öyle bir şey işte İsviçre'de hayat. Yani Türkçe bir etkinlikten söz ediyorum. Yoksa etkinlik anlamında gazetelerde sayfalarca etkinlik tanıtımı var. İlgimi çekmiyor. Çekse iyiydide, o kültür çok işlememiş demekki. Hani hep böyle Türkiye'den bir rüzgar esse, bir film gelse, bir konser olsa, bir tiyatro gelse oluyorum İsviçre'de. Almanya öyle mi? İlk film oraya gelir, ilk konserler orada verilir. Almanya bu konuda çok daha sosyal. İsviçre'de daha azdır. Eskiden tek tükte olsa bir film gelirdi. Şimdi artık oda yok. İnternetten korsan izlemek benim suçum mu şimdi? 


Bu hafta sonu Sertap Erener'in konseri vardı Zürich'te. Zaten gelirse Zürich'e gelir böyle şeyler. Sanki bok var Zürih'te😀 hiç sevmem. Bir bilmişler Zürich, bide Cenevre! Neyse! Bern diye bir başkent var burda, ama kimin umrunda? Bern saklı bir kent, buldun buldun, bulamadın şansına küs. Öyle yani. Neyse, geçen yıl Sezen Aksu gelmişti, bilenler bilir hüsranimi, ondan önceki Sunay Akin
, çok daha öncede tesadüfen bir restoranda Banu Alkan ile karşılaşmımami. İsviçre göt kadar olduğu için böyle şeylerle karşılaşmak doğal olabiliyor. İşte dün Sertap Erener konserindeydik. Ön sıradaydık yine. Ufacık tefecik o bedenden o müthiş ses. Sezen Aksu gibi çok konuşmuyor aralarda. Az ve öz konuşuyor. Zaten o şarkı söylemeli. Müthiş bir sesi var. İlk sırada oturmakla görüntü anlamında iyi etmişizde, ses anlamında kulak zarımızın patlamaması mucizeydi. Güzel bir konserdi. Konser sonrası biz ilk sırada oturan "protokol" denen şeyin önceliğini yaşayarak kulise gidip fotoğraf çektirebilirdik. Artık tövbeliyim bu konuda. Sezen Aksu ile olanı anımı okuduysanız, beni anlarsınız. Artık hiç bir sanatçı ile tanışma gibi bir işe girmeyeceğim. Onlar uzaktan güzel. Tanımam gerekmiyor.. 

************
Ben aşık oldum.. 


Evet, sona bıraktım bu konuyu. Benim gizli bir sevgilim var. Pazar günleri buluşuyorum onunla. Güzel bakıyor bana. Cüsseli, uzun, ve beni bekliyor, adı Çınar. Ona yürüyorum her Pazar. 6 km uzakta kendisi. O, beni hep aynı yerde bekliyor. Bugün daha çok farkına vardım. Gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Geçen Pazar gidememediğim için trip atıyordu sanki. Bugün ona gönlüm düştü, söz verdim, her Pazar geleceğim dedim. Aslında her gün gidebilirim ona. Hemde hızlı adımlarla. Hatta koşarak.  Böylece mrs sporty'ede gerek kalmaz. Söz verdim Çınar'a. Sana geleceğim, dokunacağım ve sarılacağım dedim. Yürüyüşe çıktığımda ona yürümek farz oldu artık. Çünkü o hep orada ve beni bekliyor. Böyle duygusal bir bağ kurdum Çınar'la. Ağaç deyip geçme okuyucu. Çok kırılırım.. 


************

1 Mayıs... 
Ah o efsane 1 Mayıs. İşte bunuda eskiden Almanya'da çok hissederek yaşardık. Köln'de buluşur kortejler halinde slogan ata ata yürürdük. Gözümüz kulağımız Taksim yürüyüşünde olurdu. Oradan aksi bir haber geldiğinde gece meşaleli yürüyüşe geçerdik. Örgütlü olmanın heyecanı ile desteklemenin heyecanı sarardı. Ne heyecanlı günlerdi o günler! İsviçre'ye yerleştim yıllar sonra. Bitti gitti o günler. İsviçre'de 1 Mayıs her kantonda farklı. Mesela Bern'de tatil değil. Ama Zürich, Basel ve diğer kantonlarda bayram. Bern'de tatil olmamasına rağmen durgun bir gün. Ülke çapında işlem yapılamıyor. Bankalar keza öyle. Güya açıklar. Havale falan yapılamıyor, daha doğrusu yapılıyorda ertesi gün işleme giriyor. Böyle yani bizim 1 Mayıs Bern'de. Yarın işe gitmesemde olur aslında. Belkide gitmem.

**********

AİHM var birde.. 

Hani genelde yazma konusunda, yaşama konusunda bir isteksizlik bir motivasyonsuzluk vardı ya, başlıca sebeplerinden biri referandum sonucuydu. Haksızlığa uğramanın verdiği sonuç. Tarihin en şaibeli referandumu olduğunu herkes biliyor. Onlar bile. Eee, ne yapılabilir? Haksız yenilginin çığlığı ayuka çıktı bizde. Bir şey yapmalı dedik hep. Eşim bugün bireysel olarak bu hileli referandumun iptali için AİHM'e şikayet dilekçesi yollamış. İsviçre'den bir arkadaşımız daha şikayetçi olmuştu bu sürece. Ülkede eğer hukuk işlemiyorsa başka çıkar yol kalmıyor. Keşke yüzde 60-70e karşı yüzde 30-40 evet çıksaydı? O zaman otururduk kıçımızın üstüne. Ama bu öyle bir şey değil. 51/49 nedir ya, hileye hurdaya rağmen. Bence o yüzde 49 bireysel olarak AİHM e gitmeli. Ya herro ya merro bundan böyle. Gerçi o tanımıyor Avrupa'nın kanunlarını artık. Ben yandım, herkes yanacak diyor. Yanacağız evet. Yanarken bir kova ile su taşımaya benziyor bizimkisi biraz. Olsun. Madem yanacağız, onurluca yanalım. En azından yangına bir kova su döktüm diyebiliriz. 

İyiki yazmak istemiyormuşum? Ya yazmak isteseymişim üç ciltli bir kitap çıkarmış herhalde.?? 

Herkesin 1 Mayıs işçi emekçiler bayramını kutluyorum. 

13 Nisan 2016 Çarşamba

Sezen Aksu Heyecani..

Bugün ofiste sallak salllak bi o yana bi bu yana iş yapıyormuş gibi görünme adına, dolandım. Bazen  başımı kaşıyacak vaktim olmaz bazende sersem s.. tohumu gibi dolanırım ortalıkta. İşte öyle bir zamandı. Bir kahve aldım, zaten Ayça'danda günlük mail gelmemişti henüz, birde sigara yaktım, elimde akıllı telefon, İG deyim. Bir beğeni, bir takipçi gösteriyor. @sezenablaniz beni takibe almış. Baktım profile, sanki Sezen Aksu gibi. Yüreğim önce iki kat sonra kaç kat arttı bilmiyorum. Ellerim titremeye başladı.
Ama, kendime sakin ol, abartma diye telkinlerde bulunuyorum. Normalde hiç bir sanatçıya ne ergenliğimde, ne yetişkinliğimde fanatik derecesinde bağlanmadım. 

Ünlü olmayan bir çok güzel insan tanıdım arkadaşım olan. Ünlü ve sanatçı kişilikleri ile duruşlarını sevdiğim, hani normal yaşamımda tanısaydım çok iyi arkadaş olurdum dediklerim var birde. Hani, beni tanısalar severlerdi dediğim:) mesela, Şener Şen, Lale Mansur, Tarık Akan, A. Mümtaz Taylan, Serkan Keskin, Melike Demirağ, rahmetli Meral Okay, Suzan Kardeş,Sunay Akın gibi ünlüleri kendime çok yakın hissederim. İşini iyi yapan, kompleksiz, akıllı ve duyarlı. Gerçi ben bu saydığım ve sevdiğim insanları görsem bir yerde, hiç bir şey yokmuş gibi davranırım. Utanırım, sıkılırım onları rahatsız etmekten. Rastlaşmadım mı? Bugüne kadar elbette rastlaştım bir çok ünlü ile. Mesela, Gümüşlükte Nejat İşler ile kahvaltı yaparken yan masada karpuz yiyordu kendi başına. Biz kalabalıktık. Ben farketmedim, kardeşim görmüştü. Aramızda fısıldaştık evet, yan gözlede baktık, ama hepsi bu. Bi ara Zürih'te Banu Alkan'la tanışmıştık. Oda benim isteğimle değil, kendi istediği için. Hiç hayranı olmadım Banu Alkan'ın. Ama aynı masada rakı içerken, o tv lerde gördüğümüz gibi kasım kasım kasılmıyordu, sıfır kompleksi hoşuma gitmişti. Tel nolarımızı falan değiş tokuş yapmıştık. 6 ay sonra aradığımda kendi çıkmıştı telefona. İstanbul'a geldiğimde mutlaka aramamı söylemişti. Sonra ne ben, ne o beni aramadı. İyi insan, kendine münhasır. Ama paylaşacağım bir şey yok. 

Ama biri var ki, yüreğimde başka türlü yer edindi. Sene 1977.. Köydeyim. Radyoyu dinlediğim, sevdiğim bilinir. Bahçe sulamaya giderken, o bir tek ineğimizi otlatmaya giderken bile o küçük radyo hep yanımdaydı. Normalde hep TSM ve THM dinleyen ben, "şimdi arajmanlar" diye anons eden trt spikeri, sırf o çok sevdiğim şarkı çıkacak diye beklerdim. Öyle güzel sözleri vardı ki? " kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı, bitsin artık bu hasret buluşalım gayrı" sonra yine şöyle sözlerle devam eden. "Benim bütün derdim özlem, biliyorum kavuşur böyle seven".. İlk kez bir şarkıyı baştan sona ezberlemiştim. O zamanlar belkide annemin babamın Almanya'da, bizim Türkiye'de olduğumuz için sevdim bu sözleri belki, bilemiyorum. Sonra kavuştuk biz anne ve babaya. Bu şarkı sözlerini unutturacak, daha doğrusu aratacak başka acılar çıktı karşımıza. 

Yine Sezen Aksu başka şarkılarla çıktı karşıma. 
"...ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün 
Öyle de böyle de ayrılıktan kaçılmıyor 
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera, ömür 
Ömür imtihanla geçiyor 
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem 
Unutmam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir..." gibi.. Bir mahvolmuşum hissini şarkılarda bulmak. Bir kez daha Sezen Aksu.. 

Sonra bir mahvoluşumda bir şarkısı tuttu elimdem. Oda şu.:

Geçti yıllar ah geç aydım 
Anladım ki boşa gün saydım
Bakakaldım giden güne
Ben hep düne ait kaldım

Çocukluğum kavruk
Gençliğim savruk
Yetişkinliğimden hiç hayır yok

Hayat, kadere inat
Seni sil baştan yaşayacağım.. 

Ben bir başka sevdim Sezen'i. Ruhuma işleyen şarkılarında arkadaş oldum onunla. Keşke tanışsam hatta arkadaş olsam dedim. Bu isteğimi yakın çevrem bilir. Bu sadece bir istek, bir hayal olarak kalacak bende. Mesela ben Loto'dan altıda tutturmayı hayal ediyor ve istiyorum! Buda onun gibi olması mümkün görünmeyen sadece hayali ile yaşadığım bir dileğimdi. Sonra unuttum bu dileğimi. Şimdiye kadar 3 konserine gittim. Uzaktan gördüm sadece. İzleyen binlerce kişinin arasındaydım. Ve konserlerde ben daha çok onun aralarda konuşmalarını çok seviyordum. Sanki karşılıklı konuşuyormuşuz gibi hissederdim. 

30 Nisanda "veda konseri" turnesi var. İsviçre'de yayınlanan Pusula gazetesinin organizasyonu ile yapılan bu "veda konserine", firma olarak sponsor olduğumuz için VİP bileti ile gideceğiz. Belki yan yana geliriz, bir merhaba diyebilirim, belki gelemeyiz. Bilemiyorum. 
Sezen'in sanat hayatına başladığı yıllarda ilk albümümden olan, ve benim yüreğimde hissettiğim, hala sevdiğim ve ezberimde olan bu şarkı  "kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı, bitsin bu hasret buluşalım gayrı" onun veda konserinde buluşacağımıza, bir işaret midir? 

Bugün hep bunları düşündüm. Sahnede son bi kez daha görmek yeter bana. Ben onu tanıdığım için duygularım yoğun. O'nu "yetmez ama evet" oylarıyla asla yargılamıyorum. Düşüncelere saygım var. Yoksa demokrasiden söz edemeyiz. Ha ülkede demokrasi yok, ama vicdanlarda var olan demokrasiden bahsediyorum. 

Birde bugün ne oldu? Ben bi süre Sezen Aksu'nun beni takibe aldığını sanarak bütün gün Leyla gibiydim. Alış verişe gittim. Baktım sevdiğim bir şarap aksiyonda. İçinde 6 şişe olan bir kutu aldım. Sonra aşağıdaki Migros'a inip sebze, meyve aldım. Buradaki Migros'larda alkol ve sigara satılmaz. Ama nerede Migros varsa, mutlaka yan kuruluşu olan Denner marketi vardır alkol ve sigara satan. Güya görünüşte satmıyordur! Neyse, Migros'tan çıktım, eve geldim. Arabadan alışveriş torbalarını alıyorum, baktım şarap kartonu yok. Herşeyi unutan, ama şarabı asla unutmayan ben, ben değildim! Tekrar arabaya atla, Migros'a git.. Müşteri hizmetlerine, bir karton şarabı alışveriş arabasında unuttum, buraya teslim edilmiş olabilir mi! Diye sor. Evet, burda diye teslim al. Şaraptan sarhoş olmam, bu Sezen Aksu sarhoşluğuydu.. 

30 Nisan için heyecanlıyım biraz. Ne birazı be, baya baya heyecanlıyım..