Sayfalar

8 mart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 mart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2015 Pazar

Kadın olmak...

Resim: Antonella K.

Şiir olurum, türkü olurum, çiçek olurum, toprak olurum, töre olurum, namus olurum, ekmek olurum, başörtüsü olurum, kahkaha olurum, meze olurum, şarap olurum, kelebek olurum, arı olurum, karınca olurum, dere olurum, ırmak olurum, deniz olurum.. Ana olurum, cennet olurum hatta... Herşey olurumda "kadın" olamam. Doğarken bile suçlu doğarım.. 

Ne güzel bir kız çocuğu deyip, saçlarım okşanır, "kadın" olunca o saçlarimla sokaklarda sürüklenirim.. 

Önce kaşıma, gözüme, bedenime şiirler yazılır, türküler yakılır, sonra  sokak ortasında yakılırım.. 

Kadınca duygularım olur, en saf, en temiz duygularımla aşık olurum, töre için öldürülürüm.. 

Ana olduğum için cenneti ayaklarımın altına koyarlar, "kadın" olduğum için beni cennetten kovarlar.. 

Ana'lığımı bile doya doya yaşatmazlar bana.. Ekmek almaya giden oğlumu vururlar. Cennetten cehenneme terfi ederim böylece.. 
Sonra "ana" lığımı Cumartesi'lerde ararım.. 
Umutlarım hiç tükenmez benim.. Çünkü KADIN ım ben.. Anlayamazsınız.. 

8 Mart Dünya Kadınlar günümüz kutlu olsun.. 

(Yukardaki resim bizim Persembe Kadinlarindan Antonella K. nin fircasindan. Amatörce yaptigini söylüyor, ama bana göre cok basarili.)


8 Mart 2014 Cumartesi

Benim emekçi kadınlarım'ın öyküleri..


Mudurnu,lu Zehra Nine..

Bir kadın.. Tesadüfen Türkiye'de doğuyor.. Doğumu cumhuriyet öncesine rastlıyor.. Üç kız kardeşin en büyüğü.. Zaten aralarında en fazla bir yada iki yaş var.. Üçüz gibiler.. Bize anlattığı kadarı ile babası yıllarca askerlik yapıyor.. Hemen hemen hiç görmemiş babasını, hayal mayal hatırlıyor. Ama yaşadığı bir olay ömrü boyunca refakat ediyor ve gözlerinin önünden hiç gitmiyor.. Bu kadın daha 7 yaşlarında iken oluyor bu olay.. Babası, ikindi yada akşam namazını kılarken köyü basan çeteler tarafından kurşuna diziliyor.. Baba orada ölüyor. 7 yaşındaki kız çok etkileniyor bu olaydan.. Kolay mı? Yaşamındaki en saygı duyduğu ve sevdiği babası gözlerinin önünde öldürülüyor, bundan âlâ acı mı olur.. Daha dirençli, daha dik duruyor.. O dönemler yaşam şartları çetin.. Psikoloji bozulması nedir bilmiyorlar bile.. Hayat neyi getiriyorsa onu yaşıyorlar.. Geride kalan iki kız kardeşi ve annesi ile hayata tutunmaya çalışıyor.. Zaman artık nasıl geçiyorsa geçiyor, bu kız çocuğuda diğer kardeşleri gibi büyüyor, serpiliyor. Üçüde birbirinden güzel. Akçacık ten, fındık gibi burun, elma yanaklar, kiraz dudaklar.. Ama, güzelliğinden çok kişiliği gelişmiş. Evlenme vakti geliyor..  Bir köye gelin gidiyor, at üzerinde.. Kocasını ilk kez o gün görüyor.. Hiç sevemiyor. Adam birde çirkin, gözünün birine çocukken çomak girmiş, beyazı siyahina karışmış, şaşı bakıyor, birde saf adam. Bir o kadarda deli.Köylü tarafından hem sevilen hemde alay edilen bir adam.. Kadın buda benim alın yazım deyip sahip çıkıyor hayatına.. İlkeli ve kararlı tutumu kocasına saygınlık kazandırıyor. Iki oğulları oluyor. 1938 depremini derinden hissediyorlar. Evleri yanıyor.. Yeniden bir ev yapıyırlar. Oğullar büyüyor, evleniyor ve gurbete gidiyorlar.. Torun torba sahibi oluyorlar.. Kocası bir kış günü ölüyor. Kocasının ardından ağlamaması onu sevmediğinden değil, ölülerin arkasından ağlamanın günah olduğuna inanması.. Tir tir titriyor, ağzı, çenesi büzülüyor ama inatla gözünden o yaşı dökmüyor. 

Kadın yapayanlız kalıyor.. Torunlar gidiyor tatillerde yanina. 
Kadın çok güçlü, kadın çok çalışkan, kadın çok bilge, kadın çok temiz, kadın inançlı, kadın üretken.. 
Kadın kilim dokuyor, çarşaf dokuyor, peşkir dokuyor, tek ineğinden süt sağıp yoğurt, peynir, tereyağı yapıp şeherde (köyün kasabası) büyük pazarda satıp, evin ihtiyaçlarını alıyor. Eve zaten sadece sıvı yağ, tuz, kibrit ve senede 1 kere tüp alıyor.. Tüpü çok nadir kullanıyor.. Ya ocakta ya sobada yada maldız'da pişiriyor yemekleri.. Şeker yine tarlalarda ekilen şeker pancarından satılip payına düşeni alıyor çuvalla. Bu ona yetiyor..
Çamaşırlarını kil ile yıkıyor.. Kil'i dağlardan çıkarıyor. Ekmeği kendi ektiği buğdaydan, hatta makarnayı, erişteyi ve tarhanayıda bu mahsülden yapıyor.. Sebze ve meyva yine bahçeden kendi üretimi.. Yumurta bile satıyor evin kapısında dolaşan o renkli tavuklardan. Sabah saat kurmak ne bilmiyor, Horoz kaldırıyor sabah namazına. Koza üretiyor, ipek satıyor.. 
Torunlarınada öğretmeye çalışıyor bu yaşadıklarını. Hemde en titizinden.. Disiplini seven bir kadın..Kendi yaşadığı hayatı yaşamayan torunlar, bu kadını anlamakta zorluk çekiyor.. Oyunun en güzel yerinde ve tam ortasında çağrıyor. Kışın tam ortasında kızakla kayarken eve ıslak ve üşümüş bir şekilde gelen torunlara yine soğuk suyla veya karla yıkaması yine kadının sertliği ile algılanıyor.. Yemek yeme adabı.. Hele bi ellerle yemeye kalk, yada döke şaça!! Hiç ama hiç hoşlanmıyor bu durumdan. Torunlarına kaşıkla döküp saçmadan nasıl yenir gösteriyor.. "Şöyle kaşıkla alır, tabağın kenarına sıyırır, hiç dökmeden, Almanya'yı dolaşır gelir, ağzıma atarım" diyor. Elle yenecek bir yemek varsa, sadece iki parmakla, baş parmak ve işaret parmağı, diyor. Erken kalkın diyor. Çalışkan olun diyor. Ağır olun diyor. Hafif taşı herkes herkes yerinden kaldırır, dağda bayırda çişe oturan, kıçını siler atıverir ağır taşı kimse yerinden kaldıramaz, diyor. Yaptığınız bana ise öğrendiğiniz kendinize, diyor.. Her söze mutlaka bir atasözü ile giriyor. Söyledikleri düşündürüyor.. Uzun ve hiçte kolay geçmeyen bir hayatı oluyor.. Hiç bir zaman şikayet etmiyor.. Hayatın üstüne üstüne gidiyor.. Yaşı tam olarak bilinmiyor bu kadının.. Ama 100 e merdiven dayıyor.. Hatta torununun torununu görüyor.. Ve dimdik ayakta ölüyor..

Evet bu kadın benim ninemdi. (Babaannem) Hayat dersini ondan aldım... Çiçekleri, böcekleri, ağacı, hayvanı, doğayı, dik durmayı ondan öğrendim.. Keşke onun kadar disiplinli ve çalışkan olabilseydim.. Kime çektim ben bilmem?
Geçen yıl, Tütün fabrikası işçisi ananemi yazmıştım.. "Buda benim emekci kadinim" diye.. Bu sene ise fabrika işçisi değil ama yine emektar bir kadını, ninemi yazmak istedim.. 

Bu iki güzel kadının üzerimde emeği ve hakları çok.. Onlar 8 Mart'ın ne olduğunu hiç bilmediler ama, hep o ruhu yaşadılar, yine bilmeden.. 
Huzur içinde uyuyun.. Sizi hiç unutmuyorum, bu yazılarlada unutturmayacağım..

Nur yüzlü ninem benim..

8 Mart 2013 Cuma

İşte buda benim "emekçi kadınım"...


Ressam: Murat Taban
Bu resimdeki kadın bir tütün işçisiydi. Adı Ayşe Emiral'dı.. hanginiz tanıdınız? hiç biriniz!! çünkü tanınmış ünlü biri değildi.. Bu kadın benim anneannemdi:)
Ben bu 8 Mart'ta anneannemi anmak istedim.. Onu yazmak istedim..

Bir anneannenin yada bir babaannenin gözlükle torunlarına örgü ördüğünü düşünün.. Ne sıcak bir resimdir..

Anneannem, burnunun ucundaki o siyah çerçeveli gözlükleri ile bize kazak, hırka, yelek ve patrikler ören bir tatlı kadındı.. Belkide o gözlükler ona ayarlı bile değildi.. hatırlayanlar vardır, eskiden herhangi birine ait bir gözlük için ver bi takayım denirdi, ve takardı o kişi, sonra ellerini uzatıp bir uzaktan bir yakından ellerine bakardı, bayada iyiymiş derdi.. Ve sahipsizse o gözlük onu kullanırlardı.. Acaba onun gözlüğüde öyle mi elde edilmişti, şüpheliyim? Gerçi çalışan bir kadındı, belkide sigortası ödemişti ve ona aitti..

Hayrandım onun örgü örme stiline.. Hani ip şöyle boyuna atılır, şişler ellerin altında değil, üzerinde olur.. Şişler, eller üzerinden dirseklere kadar uzar.. İlmek attıkça işaret parmağı şişe ipi uzatır.. Çok estetik bir görüntüdür.. Anneannemi örgü örerken izlemeyi çok severdim.. Onun gibi örmeyi çok isterdim.. Ama örgü örmeyi ninem (babaannem) öğretti, kendi stili ile.. Ne boynuna doluyorsun, ne parmağına o ipi.. Parmağa dolanmış ipi sevmezdi ninem, " ne o öyle çük gibi parmak havada" derdi:)

Ama dedim ya, anneannem ne parmağına dolardı ipi, nede başka birşey.. Bakmadan örerdi, hem senin yüzüne bakarak konuşur, hem o işaret parmağı ile ipi attıra attıra örerdi..

Ben annenemin ilk kız torunuyum.. Ve birazda torpilliyim hep.. Ama abimde ninemin ilk göz ağrısı.. Erkek torun ya.. Ona toz kondurmazdı.. Babaanneler erkek torunu, anneanneler kız torunu çok seviyorlar, bu kesin:)) ama ben ikisinide çok seviyorum... Çünkü onları anlayabiliyorum..

Anneannem çocuk ruhlu bir kadındı.. Çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu..
Sabrı o kadar geniş değildi ama, saman alevi gibi geçiciydi siniride:) o yüzden kızgınlığını kimse ciddiye almazdı.. Mesela rüzgarla kavga ederdi.. Yazın mutfak perdesi rüzgarla esiyorsa, ve o perde yüzüne vuruyorsa sinirlenirdi, ve derdi ki; ey gidi, es desem esmez:))
Veya, aluminyum tencereleri vardı, yanları yamuk, o tencereler eğer aygazın üzerinde durmuyorsa yamuk olmaları nedeniyle, alırdı o tencereleri vururdu yerden yere, sonra pencereden aşağı fırlatıldı:)) sonrada gider alırdı..

Mesela bir şey anlatır, ve sen onu duymadıysan, anlamadıysan, tekrarlatıyorsan eğer, başını sağa sola sallayarak dişlerini sıkarak ve sesini yükselterek anlatırdı ki, güya sinirlenirdi, ve biz sırf o anı yaşamak için tekrar anlattırırdık.. Sonra yine kendi hareketine kendi gülerdi..

O erken yatardı mesela, biz hala uyumadıysak, ve sesliysek, kapıyı aralar, pijamalarının dizleri D şeklini almış öne doğru çıkık, ak saçları yüzüne düşmüş, o kısık ve bizi aşşağıyalarak bakan gözleriyle, bir nefes içine çekerek, "ey gidi, akşam yatmak pilmeysınız, sabah kalkmak, or......." derdi;) sonra bize katılır, horon bile teperdi.. Çok tatlı bir laz kadınıydı ananem:)

Bir anımızı daha yazayım:) Bir gün Çanakkale'de teyzemlere gittik.. Kuzenler falan epey kalabalığız.. Anneannemde yanımızda, halk plajına gittik.. Biz giydik mayoları, bikinileri güneş, deniz, kalabalık cırkıl cırkıl tadını çıkarıyoruz.. Ananem giymiyor tabi mayo falan.. Alışık değil, zor geliyor herhalde.. Gerçi mayosuda hiç olmadı ya, ama olsada giymezdi demeye getiriyorum:) neyse, oda eteğini dizine kadar sıyırdı, kuma gömdü, şemsiyenin altında oturuyor.. Zaman sonra hopörlerden bir anons.. "Üstü giysili bayan, lütfen plajı terkedin yada mayo giyin"!! Biz tabi duymuyoruz.. İkinci ve üçüncü anonstan sonra ki dialoglar:
teyzem:anne bak sana diyo..
Ananem: ne dey??
Teyzem: üstü giysili bayan plaji terkedin diyo!!
Ananem: aman, afkuruy o be!!
Dizlerim ağrıy, ha böyle sicak kum iyi geliy romatizmalarıma, öyle derim pen ona :))
Sonra kaldıkmı, gittikmi hatırlamıyorum.. Ama garip gelmişti bana, ne olurdu ki, o kadın orada otursaydı.. Güya "halk plajı"

Tüm bunlar onun emekli olduktan sonraki halleriydi.. Ama onu öncesinide biliyorum ben.. Çünkü çocukluğumuz ananne ve babaanne yanında geçmiş.. Her ikiside farklı, her ikiside güçlü kadınlardı benim gözümde..

Hani literatüre girmiş, dünyaca ünlü emekçi kadınlar vardır. Ama bazılarının adı hiç yoktur.. Tıpkı 8 Mart'ı tarihe geçiren 40 bin tekstil işçisinin greve gitmesi, ama 129 kadın işçinin yanarak can vermesi gibi.. Kimdi o kadınlar? Asıl acıyı onlar çekmedilermi? Onların adı yok.. Ama birileri bu işe önayak oldular ve tarihe geçirdiler.. Clara Zetkin, Rosa Luxemburg gibi.. Elbette çok önemli kişilikler.. Ya diğer emekçi kadınlar? Elbette onlarda kişilikliydiler.. En az Zetkin, ve Luxemburg gibi.. Yada Frida Kahlo? Evet çok acı bir hayat hikayesi var.. Geçenlerde arkadaşımda aynı şeyi söylemişti.. Yani biz burnumuzun ucundaki bir kadının acılarını göremiyorsak ve paylaşamıyorsak, çok uzaklardaki kadının acısını, yaşamını hissetmek iki yüzlülük değilmi? Çok doğru.. Elbette onları anlamak güzel şey, ama yakınımızdakilerin duygularınıda hissederek, görerek ve bilerek..

Demem o ki, ananem dünyaca tanınmasada, emektar bir kadındı.. benim gözümde dev gibiydi.. Elleri büyük büyüktü. O cüsseli bedenin içinde pamuk bir yürek..
Evet, emekçi bir kadındı üstelik.. İki katlı, sarı bir evin ikinci katında yaşıyorduk.. Anne-baba Almanya'da bilindiği üzere, bizde abim ve ben Hendek'te ananne, dede, teyzeler, dayılar birlikte kalabalık bir ailede yaşıyorduk.. 8 kişilik bir evin tek çalışanıydı anannem.. Hemde bir tütün fabrikasında.. Ve ilginçtir onun dışında evde herkes sigara içerdi.. Abim ve ben bile o yaşlarımızda ilk denemelerimizi yapıyorduk.. Alpay'ın "fabrika kızı" diye bir şarkısı vardır. Sözleri derindir; "fabrikada tütün sarar, sanki kendi içer gibi, sararkende hayal kurar bütün insanlar gibi.. Bir evi olsun ister, birde içmeyen kocası.. Tanrı ne verirse geçinir gider, yeterki mutlu olsun yuvası.." diye sürer gider şarkı.. Onu hatırlarım hep bu şarkıda. Sanki ona yazılmış gibidir.. fabrikada tütün sardı, sigaradan nefret etmesine rağmen, nasıl hayaller kurardı o tütünleri sararken bilinmez ama, onun ne bir evi oldu, nede içmeyen bir kocası...

Hayat ananneme hiçte nazik davranmadı.. Üç evladı ve bir torunu kendisinden önce veda etmişti bu dünyaya.. Evlat acısını yüreğinde nasıl taşıdı acaba? Büyük kızının, yani annemin bir kış günü Almanya'dan ansızın gelen tabutuyla karşılaşmasını nasıl kaldırdı o ana yüreği? Ben o zamanlar bunları düşünemeyecek kadar küçüktüm.. Ama şimdi düşündüğümde o nasıl bir güç, kudret ve kuvvetir ki, bu acılara göğüs germiş.. Acaba gerebilmiş midir??
Ana-kiz tarhana yaparken.. belliki Almanya'ya giden bavullara konacak..
En azından hayata küsmemişti.. gülebiliyordu.. Hayatın devam ettiğini biliyordu.. Evet hassastı, göz pınarları hep bir bahane arar gibiydi akmak için.. Ağlayarak yıkamış olabilir miydi o yüreğinde taşıdığı acıları??
Belkide torunlarında gördü o kaybettiği çocuklarını.. Mesela beni ne zaman görse, anneme benzeterek severdi, ellerimi annemin ellerine çok benzetir beni gördüğünde ellerimi hep ellerinin arasına aldırdı ve öperdi onları.. Sırf o yüzden bende estetik, ince ve uzun olmayan ellerimi çok severim mesela..

Ananemle ilgili çocukluk anılarım var benim aklıma geldiğinde beni gülümsten.. Şöyle ki;

Tütün fabrikasında çalışan kadınlar hep aynı giyinirdi.. Krem yada külrengi uzun pardüsülü kadınlar.. Tütünün ziftinden korunmak için olabilir, bilemiyorum? Akşam saat 5 te paydos edilirdi.. Abim ve ben ananemi karşılamaya giderdik.. İstisnasız hergün.. Ve hep aynı yerde karşılaşırdık.. Ona yaklaşınca kollarını açardı, ve biz koşarak ona sarılırdık.. Bilirdik ki, cebinde yine leblebi tozu var.. Hergün leblebi tozu getirirdi bize.. Şimdi yok galiba öyle bir şey.. Eskiden olurdu, şöyle 100-150 gramlık poşetlerin içinde. Sonra o poşetteki tozu ağzımıza doldururup konuşmaya çalışırdık, konuştukça ağzımızdan çıkan harflere göre püskürdü o tozlar havaya. Biz buna bayılırdık.. Bazende poşete su akıtırdık çeşmeden, o leblebi tozu olurdu çamur gibi.. Onuda yine ağzımıza boşaltır en çabuk kim yutacak yarışması yapardık:))

Birde hiç unutmam, okullarda yıl sonu müsamereleri olurdu.. Ve beni öğretmenim mutlaka dahil ederdi. Ya bir küçük tiyatroya ya bir şiir okumaya, yada bir halk oyunlarına.. O yıl ben bir şiir ve bir oyunda oynayacağım.. Kızlar tek tip bir elbise giyecek.. Aynı basmadan, kenarları su taşı, pon pon çoraplar, ve o döneme ait bir ayakkabı. Müsamereye iki gün kalmış, benim kiyafet hazır değil.. Güya anne baba Almanya'da, herkes zengin sanıyor beni.. Durum hiçte öyle değil.. Dedim ya 8 kişilik ailede çalışan tek bir kadın, üstelik kiralık bir ev..
Canım ananem arkadaşından bir borç alarak son anda o basmayı aldı yine terzi bir arkadaşına diktirdi, gece yarılarına kadar, pon ponlu çoraplarımıda aldı, ama ayakkabıya parası yetmedi.. Naylon, kenardan kıskaçlı bir ayakkabı ile çıkan tek öğrenciydim.. Ananem izlemeye gelen tek yakımımdı.. Haa birde Abi'm.. Abi, eğer okuyorsan bu yazıyı hatırlıyorsun değil mi? O döneme ve o müsamereden resimler var ama köydeki resim kutusunun içinde. Kim giderse o resimlerin fotosunu çeksin, ama resimler orada kalsın.. Yıllardır oradalar, oradada kalsınlar.. Herşey yerinde güzeldir..

Ananem sadece fabrikada üretmememişti, 7 çocuğu ve 17 torunu olarakta epey üretkenmiş.. Bilemiyorum kaç torunu bu yazıdan haberdar olur, ve bana katılır yada katılmaz.. Benim gözümdeki ve gönlümdeki yürekli anannem bu..

Anneannem, senin aracılığınla önce sana sonra anneme sonra nineme ve tüm dünya emekçi kadınlara selam olsun!!! Gününüz kutlu olsun... Mekanınız cennet olsun...
Anneannemin torunlarinin yarisi..