Sayfalar

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Kayip Bagaj




foto internetten..

Yine canım çok sıkkın. Neden hep bizi buluyor böyle aksilikler bilmiyorum.. 

Aksilikler olabilir, anlayabilirim.. Ama çözümü kısa sürmeli. Çünkü bu zaman çok önemli bizim için.. Neden mi? 

Şöyle bir şey geldi yine başımıza; Çocuklar iki haftalığına İzmire tatile gittiler. Bu onların ilk yalnız tatilleri idi. Bunu önemsedim.. Başlarına geri dönüşü olmayan bir talihsizlik gelmesinde, telafisi olabilir olumsuzluklar yaşamalarında bir sakınca görmedim. Hatta yaşamalılar dedim. 
Tatilleri güzel geçmiş. Sevindim.. 
Pazar akşamı İzmir-Zürih, İstanbul aktarmalı uçakla gecikmelide olsa geldiler.. Fakat bavulları çıkmadı uçaktan.. Yalnız değillerdi. Çok kişinin bavulları çıkmamış.. Orada bir tutanak tutmuşlar, kayıp bavul referans numarası vermişler, bir hafta bekleyin demişler.. Uzun bir bekleyişten sonra nihayet çıkabildiler alandan.. Iyiki siz çıktınız uçaktan dedim, ya tersi olsaydı diye espiri yaptım. Hakkaten önemli değildi.. Sadece giyecek olsa, ne zaman gelirse gelsin.. Ama bir öğreniyorum ki, Taylanın laptopu ve araştırma kitapları içinde. 12 Eylül'de teslim etmesi gereken Üniversiteye geçiş tezi var içinde, henüz bitmemiş olan. Zaman zaten çok dar, hepten daraldı. Bir arkadaşımın bavulu kaybolmuştu, ertesi gün evine getirdiler. O yüzden sakin davrandım önce ama üç gün geçti hala ses yok. Bir hafta beklemek gibi bir lüksümüz hakkaten yok. Zaman, tez için çok çabuk geçiyor, ama bavullardan haber gelmesi için bir türlü o zaman geçmiyor. Cırnavık oldum.. Bir şey yapmalıyım diyorum. Oturamıyorum yerimde. THY müşteri hizmetlerini arıyorum, ulaşamıyorum. Sosyal platformda sayfalarına bakıyorum.. Twittlerden buluyorum bir adres.. Şikayetimi bildiriyorum.. Hemen geri dönmeleri sevindiriyor beni.. Hatta beni takibe aldılar falan.  DM den bagaj refarans numaranızı ve mail adresinizi iletmenizi rica ediyoruz, diye cevap vermişler. Bunada sevindim.. Yani bir hareket var en azından. Sonra bir gün bekledim.. Bugünde ses çıkmadı.. Zaman gerçekten çok dar olduğu için çırpınıyorum.. Bunlar beni DM e yönlendirler, yani direkt mesaj. Sadece ikimiz arasında özel yazışma gibi olunca, aklıma, bunlar beni oyalıyor mu acaba sorusu takıldı. Yani twittlerden açık yazınca herkes okuyor, DM den sadece biz? Tekrar yazdım, "yanıt bekliyorum" diye. Şöyle yazmışlar.. 

Hala bekliyorum.. Dediğim gibi zaman hem çok çabuk, hem çok ağır geçiyor.. Ne yapabiriz başka? Varmı başına böyle bir şey gelmiş olan?

Iki oğlumuzunda bavulu yok. Deniz'in acelesi yok. Hatta kaybolsada önemi yok. Ama Taylanın ki çok önemli! 1 yıllık okul hayatına bedel olabilir.. Bu bana bu iletişim çağında hiç normal gelmiyor.. İçim daralıyor.. Ruhum sıkışıyor..  Neden bizi buluyor bu aksilikler demiştim başta. Iki ay öncede Deniz'in İngilizce sınavı İngilterede DHL şirketinde kaybolmuştu.. Aynı sınavı yeniden yazmak zorunda kalmıştı.. Neyseki çok iyi sonuçlandı.. Buda bir an önce iyi sonuçlansın istiyorum.. Duy sesimi THY.  Avrupa'nın en iyi hava yolu şirketi olduğunu kanıtla hadi.. 

8 Ağustos 2014 Cuma

Büyük konuşmayacağım..



Hiç sevmem trafikten ceza alanları.. "Trafik kurallarına uyun kardeşim" diye çemkiririm. Biri ceza mı almış, oh olsun derim. Çünkü ben kurallara uyarım, uymayanı uyarırım:)) 

Telefonumu en son yine kardeşim geldiğinde arabama tanıttı, ayarladı, zenkronize falan etmişti. Artık trafikte telefon geldiğinde direksiyondaki düğmeye basıp konuşmak, ilk zamamlarda bana komik gelsede alışmıştım.. Hatta çok sevmiştim. Artık bir çok insan arabanın içinde yanlızda olsa o konuşma mimiklerini görmek göze normal gelmeye başlamıştı. 

Bugün şirkette bütün gün önemli bir görüşme için birini aradım.. Bir türlü ulaşamadım. Çünkü yarın çok geç olacaktı.. Neyse ben çıktım, Perşembe kadınlarına gidiyorum. Baktım, tramvay yolunda bir polis arabası.. Normalde o yol arabalara yasak.. Dedim polis ya, her yerden gidebiliyor demekki.. Banada trafik lambası kırmızı yandı.. Durdum.. O anda tekefonum çaldı.. Telefonumda her ne hikmetse çantamda değil, yan koltukta. İşte ben beklerken, telefonda çalınca ekrana bakma gibi bir gaflete düştüm.. Bir baktım, benim bütün gün ulaşmaya çalıştığım numara.. Hemen elime aldım telefonu,  bir yandanda direksiyondaki düğmeye bastım.. Hem ortaya konuşuyorum, hem telefon elimde, hangi akla hizmetse? Fazla heyecan yapmışım belli. Neyse konuşma bitti. Verimli bir konuşma oldu. Mutlu mutlu kapadım telefonu. Ben yola devam ettim. Kısa süre sonra arkadaşımın evinin önüne park ettim.. Inmek üzereyken bir polis arabası benim durduğum yerin önüne park etti. Hiç aceleleri yok. Tesadüfen oradalar yani. Ben park saatimi ayarlarken, iki trafik polisi bana doğru geliyor.. Ama beni es geçip gidecekler gibi öyle yavan yürüyorlar.. Ben tam inecekken durdular.. Nasıl rahatım, emniyet kemerim takılı, hız yapmamışım, arabada eksik gedik yok, tekerler yaz ortasıda olsa hala kışlık ama suç değil.. Gülerek, "iyi günler" dediler. "Iyi günleeeer" dedim bende gülümseyerek.. Trafik kontrolu, ehliyet ve ruhsat,  lütfen dediler. Tabi, dedim.. Koca cüzdanımın içinde her ıvır zıvır varda, ehliyetimi bir türlü bulamıyorum. Torpidodan ruhsatı çıkarıp verdim, bununla oyalana durun, ehliyetimi arıyorum der gibi. Hiç acele etmeyin, dediler. Zaten bu İsviçrelilerin hiç acelesi yoktur.. Rahatlıklarıylada ünlüdürler.. Neyse ben bu arada Çantada ne varsa döktüm yan koltuğa. Sonunda buldum ehliyetimi. Biri öyle dikiliyor, diğeri konuşuyor benimle, arabanın sağını solunu felan gezdi.. Geldi, bana herşey normal dedi gülerek yine.. Biraz önce sizi trafik lambasında beklerken gördük, dedi.. Eveeet, dedim bende sizi gördüm, tramvay yolunda.. Orası yasak değil mi? Orası bize yasak değil, ama siz yasak bir şey yaptınız, telefonda konuştunuz, dedi. Evet, dedim doğru. Benim için çok önemli bir telefondu.. Evet, telefonu elime aldım, ama normalde arabadan konuşuyordum.. Aklımın ucundan bile geçmiyordu telefonda konuşmaktan caza alacağım! Çünkü telefondan konuşmuyordum.. 
Lütfen, bir istisna yapamazmısınız, bakın beni arayın arabamda çalacak ve ben teli almadan sizinle görüşebilirim desemde, inanmadılar bana. Telefonu elimde görmüşler bi kere. Istisna yapamayız, evet sizi anlıyoruz, ama siz telefonu sadece elinize almadınız, kulağınızada götürdünüz, dedi.. Hiç farkında değilim. Ama, hayatta çok daha acı olaylar var, dedi. Birde hayat dersleri vermiyorlar mı? Tamam, dedim yaz.. Neyse cezam çekerim:) 100 fr. Dedi. Ananın hörekesi dedim, içimden:) 
Çok koydu bana bu. Demekki herkesin başına gelebiliyormuş.. Bir daha kimseye çemkirmeyeceğim.. 


3 Ağustos 2014 Pazar

Farklı kültürler..

Güzel bir bahceye uzaktan bakmak..
Her kültüre, yaşam biçimine saygılıyım.. Ama bazı şeyleri anlamakta hafif bir zorluk yaşıyorum. Haftasonu çok sevdiğim avrupalı bir arkadaşımın doğum gününe katıldım. Yaprak sarmasından söz ederdi hep. Bir tencere sarmamı sardım, birde sigara böreği yaptım, birde bir ara onun çok beğendiği bir sürahinin aynından alıp, paketleyip gittim... Isteyen herkes gelebilir dercesine kapısı sonuna kadar açıktı. Zile basmadan girip, salondan bahçesine çıkan kapıya yöneldim.. Benim aslında katılamayacağımı bilen arkadaşım kapıda beni görünce kollarını açarak, en sevdiğim Türk arkadaşım geldi diyerek bana koştu, kucakladı. Çok sıcak bir karşılamaydı. Ama beni "türk arkadaşım" diye tanıtması çok önemli miydi, diye düşündüm? Durmadımda üzerinde çok. Çünkü, sıradan asosyal biri söylese niyetini anlayabilirdim. Ama arkadaşım, ve davetlileri ufukları geniş, dünyadan haberdar, aydın insanlardı.. Türkiye'de olup bitenleri yakından takip edenelerdi. Hatta biri, "bir polıtıkacı kadınların gülmesini mi yasakladı, bu haber doğrumu" diye sordu? O yüzden arkadaşım, belki evet, Türkiye'nin şu anki politikası bir yana, çok farklı düşünen Türkiye'lilerde var demeye getirdi herhalde diyerek pozitif düşündüm. Çünkü arkadaşımı tanıyorum.. Niyetini biliyorum. 
Sonra, Almanya'dan misafirleri geldi.. Çocukluk arkadaşlarıymış.. Hatta anne ve babaları arkadaşmış teee 60 yıl önceden.  Sonra çocuklar arkadaş kalmış. Şimdi o çocukların çocukları kaynaşıyor.. Çok sıcak ilişkiler bunlar. Sevdim. Hepside her konuda bilinçli, ve entellektüel. 
Laf lafı, laf götü açar derdi, ninem. İşte böyle laf lafı açtığı bir zamanda, Almanya'dan gelen arkadaşı, nevresim takımlarını beraberinde getirdiğini söyledi. Ben gözlerimi pörtletmiş şekilde ona baktığımı farketti. Nevresimlerini mi getirdin, dedim? Evet, dedi. 
Herkesi anla anla, nereye kadar dedim kendi kendime? Her zamanki sakin ses tonumla düşüncelerimi anlatmaya başladım. Dedim ki;

Biliyor musun? Ben çok uzun yıllardır Avrupa'da yaşıyorum. Her iki kültürüde çok iyi biliyor ve anlıyorum. Senin çok iyi niyetli düşündüğünü biliyorum, yılların arkadaşınız, ona zahmet vermek istemediğini çok iyi anlıyorum. Ama madem ben Türk olarak tanıştırıldım, fikrimi söylemek isterim. Birincisi arkadaş arkadaşa zahmet vermez. Arkadaşın arkadaşa ayıbı olmaz. O zahmete seve seve girişilir. Ikincisi, duyu organlarınız var bizim. Görmek, koklamak, duymak, hissetmek, tat almak gibi. Senin evinden getirdiğin nevresimler senin evindeki gibi kokacak. Derine öyle dokunacak.. Oysa ben bir yere gittiğimde, oranın kokusunu, sesini, tadını, dokusunu hissetmek isterim. Farklı bir yerde olduğunu sonuna kadar hissetmek isterim. Yıllar sonra herhangi bir yerde o kokuyu hissettiğimde beni alır o koku, o arkadaşa, anneme, kardeşime artık her kimse, o zamana, ve kişiye  götürür. Bunlar güzel duygulardır, dedim.. Beni can kulağı ile dinledi.. Benim yaptığım ayıp bir şeymi, dedi? Evet, dedim. Ok, dedi. Bu avrupalılarda sevdiğim şeyse, herkes fikrini söyler, insanlar birbirini anlamaya çalışır.. Aklına yatarsa okeyler, yatmıyorsa ikna eder konuşarak. Bizedede o yok diyemedim artık:)
Neyse, bu nevresim konusu geçerken, aklıma benimde bire bir yaşadığım bir anım geldi. Ama söylemedim bunu. Şimdi size söylüyorum;) 

Oda şu, Istanbula tatile gittiğimde önce soluğu kuaförde alırım.. Saçlar boyanır falan. Sonrada çok sevdiğim arkadaşıma. Yaz aylarının verdiği sicakla ve boyalı saçlarla, o yastık alcalı beleceli olurdu.. Beni sabah öperek uyandıran arkadaşım bunu görür, bu yastık neden böyle olmuş, ama bu temiz di diyerek kendini aklamaya çalışırken, ben utanarak, galiba benim saç boyam geçmiş, özür dilerim derken, bir rahatlardı.. Hiç önemli değil, boyaysa boya, yıkayınca çıkar, çıkmasada ne önemi var, seni hatırlatır bana demişti.. 

Hangi kültür ve anlayış daha sevimli? 

Ama genel olarak güzel bir akşamdı. Doyurucu. Eve dönerken arkadaşım bana parka kadar eşlik etti.. O yolda giderken, biliyormusun dedim? Sana basit bir Sürahi getirdim. Severim sürahileri.. İçi doluysa bardağı doldurur.. Bizim ilişkimize benzetiyorum. Bazen birimiz sürahi oluyoruz, diğerimiz bardak, bazen tam tersi. Kucakladı, seni seviyorum, dedi. Bende seni.
Iyiki doğdun, dedim..