Sayfalar

28 Şubat 2014 Cuma

Deniz Gezmiş'in ruhu

Yıllar önceydi.. Ruh çağırma olaylarından bahsediyorlardı.. Bazı korku filmlerindede görmüştüm böyle şeyleri.. Inanmıyordum ama.. Biri ben gördüm, öyle bir şey var dedi.. Oturduk bir gece denedik bizde.. Inanmadığımız için ve o ruh çağırma anı gülmekten yerlere yattığımız için gelmedi tabi.. Yok öyle bir şey dedik, geçtik. Bir kaç yıl sonra abim böyle bir şeye tanık olmuş.. Ve heyecanla anlattı bize.. İçimizde böyle şeylere inanmayan tek kişidir aslında. Oda inandıysa denemekte yarar vardı. Bir akşam oturduk ciddi ciddi çağırdık.. Önce yine kıkır kıkır gülüşmeler.. Bi diğeri, ya bi ciddi olun ya.. Sabırla ciddiyet takınmalar. Oda ne? Bir süre sonra fincan hakikaten hareket etmeye başladı.. Gözler faltaşı, hafif bir korku hakimdi bende.. Ama bi o kadarda heyecanlı.. Birbirimizi kandıracak halimiz yoktu. Çünkü herkes zaten bir açık arıyordu, ha biliyordum zaten bir hile vardı, demeye.. Yoktu hiç bir hile yoktu..  Biz o dönemler bunu sık sık yapıyorduk.. Ünlü ünsüz kimleri çağırmadıkki? En çok Deniz Gezmiş'i çağırırdık.. En güzel sohbetleri o yapardı.. Eğlenceliydi. Birde hiç korkmazdım onun ruhunu çağırdığımızda.. Beni etkileyen iki şey olmuştu.. Biz çay içiyorduk. Bize dediki, "banada bir çay verin". Nasıl içeceksin, diye sorduk. Sembolik masada kalsın, dedi.. O çay bardağı hala gözümün önünden gitmez.. Azalakcak mı diye salak salak bakıyorum. Azalsaydı herhalde hepimiz altımıza ederdik. Birde yine bir akşam sohbetimizde bizden bir müzik istedi.. Rodrigo'nun Gitar Konçertosu.. Ben o müziği biliyordum, klasiktir, herkes mutlaka duymuştur. Ama o zamanlar o müziğin adını bilmiyordum, o akşam öğrendim. Ve o müziği açtık. Sesini biraz daha yükseltebilirmisiniz dedi.. Yükselttik.. Ve hepimiz sessiz bir şekilde o müziği dinledik.. Sonra teşekkür etti bize.. Bizi baya sarmıştı bu olay.. Hemen hemen her akşam böyle ruh çağırma seansları yapıyorduk.. Hatta ve hatta ben bir kelimeyi yine Deniz Gezmiş'ten öğrenmiştim.. "Fetişist" bir cümle içinde kullandı. Daha önce hiç duymamıştım.. Bugün onun doğum günü.. Böyle bir anımı paylaşmak istedim.. 
Bütün bunlar neydi? Hala çözebilmiş değilim. Gelen ruhlar gerçekten onlar mıydı? Bilmiyoruz.. Bunun dinle alaksı yok.. Hıristiyanlarda yapıyor bunu.. Bunun çok güçlü bir enerji ile alakası var, ama çözemiyorsun ne olduğunu.. Yaşarken nasıl bir düşünceye sahiplerse yine aynı düşüncede konuşuyorlar.. Bizim düşüncelerimizin bir yansıması diyeceğim ama, o akşam orada bulunan hiç kimse "fetişist" kelimesini bilmiyordu. Dedim ya çözemedik.. Sonra bıraktık zaten.. Uzun zamandır yapmıyoruz. Ama böyle bir şeyin var olduğunu söyleyebilirim.. 

Bugün yaşasaydın eğer 67 yaşında ihtiyar bir delikanlı olacaktın.. Ama sen 25 yaşında bir delikanlı olarak kaldın.. Sen ve senin gibi diğer yürekli arkadaşlarının cansız bedenleri bile bir çok siyasetçiden daha aktif, hala.. Ölümsüzlük diyorlar buna.. 
Bir oğlum olmalı, adı Deniz olmalı dedik.. Ama iki oğul birden oldu.. O'nada "beni Taylan Özgür'ün yanına gömün" dediğin arkadaşının adını verdik.. Ve sanırım o ruhuda verdik. 
Iyiki doğdun. Iyiki.. 

Işte bizden istediği o Rodrigo'nun gitar konçertosu. 

21 Şubat 2014 Cuma

Mavi Bern


Bugün, Şubat'a rağmen İsviçrede bile çok güzel bir hava vardı.. Masmaviydi.  Bu iyimi kötümü yorumunu yapmayacağım. Doğa işini bilir, varsa sorumlusu öcünü alır. 
Bugün işim ofisten çok, dışardaydı.. Fotoğraf bir tutku olduğu için bende, gözlerim heryere bir fotoğraf karesi gibi bakıyor.. Araba ile bir yere giderken güzel bir şey veya yer göreyim, hemen bir yere park eder, orayı izler fotoğraflar ve yoluma devam ederim. Hiç üşenmem. Fotoğraflarımı instagramda paylaşmayıda çok severim.. İnstagtam adresim @seryal1


Perşembe kadınlarını biliyorsunuz.. Ama bu kadınlar 3 haftadır buluşamıyor.. Bu nasıl bir alışkanlık yaptı ise bizde eksikliği büyük oldu.. Bunun nedeni Elisabeth'in 20 yıllık çalıştığı hastanede son 

zamanlarda mutsuz olduğu için ayrılıp yeni bir hastanede göreve başlaması.. Önceleri perşembeleri boş günüydü. Ben ve Antonella ona ayak uyduruyorduk. Artık saat 16.30 dan sonra buluşabiliriz ama son üç haftadır birbirimize ulaşmada kıl payı tesadüflerle kaçırıyoruz .. Ya ben Antonella ile, ya Elisabeth Antonella ile kısa görüşmeler. Ama yetmiyor. Bugünde öyle oldu.. Hastaneye yeni başlayan Elisabeth'le bugün nihayet görüşebildim. Çok mutlu görünüyordu.. Yeni işi ona çok iyi gelmiş. Ama herşeye rağmen bu perşembelere bir çözüm yolu bulacağım dedi. Şimdilik deneme sürecindeyim, kendimi kabul ettirdiğimde bunu talep edeceğim, çünkü bu perşembelere benimde ihtiyacım var dedi.. Meğer biz her Perşembe öylesine zaman ayırmamışız birbirimize.. Bu bize bir şeylerde katmış. Bu şimdi olmayınca anlıyoruz..  Pazar ayini gibi bir şey olmuş. Mayıs ayında 5 günlük bir İstanbul tatil planımız var birlikte, bir türlü bir araya gelip bunu ayarlayamadık hala. Heyecanlıyız. Tek derdim onlar güne çok erken başlayan kadınlar, bense biraz daha geç:) Elisabeth'in bir felsefesi var, iş için erken kalkıyorsam, kendim içinde kalkabilirim.. Benim felsefe tersine işliyor:) ama uyum sağlarım... Güzel olacaktır.. Bir kaç defa erken kalkıp tecrübe edindim, aslında erken saatlerde kalkmak o sabahın çıtırlığını hissetmek farkli bir duygu.. Ama yatağın sıcaklığı her zaman daha cazip geldi bana.. O sıcak yataktan dürten birimi var, sabahın köründe kalkayım felsefesi hakim bendede:))
Ama ayak uydururum.. Her zaman, her yerde..

18 Şubat 2014 Salı

Ayaklar baş olunca, çokta iyi olur..

Ayaklar bas olmus:)) yürüyelim arkadaslar..

Hani geçen 14 Şubat'ta "One Billion Rising" etkinliğine katılmıştım. Yıllardır bu şehirde yaşarım ama şu fotoğrafını çektiğim "ucubeyi" :) ilk kez gördüm.. Görür görmez gezi parkı döneminde "ne zamandan beri ayaklar baş oldu" diye bağıran biri vardı ya.. O aklıma geldi.. Güldüm.. Hoşuma gitti.. Bizim ayaklar senin başından daha önde, dedim kendi kendime.. 

Ya aslında ben bir şey itiraf edeceğim.. Bunun ilk iktidara geldiği dönemlerde dini bakış açısını bir kenara bırakıp, dürüst olacaklarına kanaat getirdim. Ne bileyim öyle düşündüm işte.. Oy kullandım mı? Hayır! Çünkü kullanamadım. Biz yurtdışında yaşayanlar böyle bir hakkımız yok.. Ancak TR ye gidersek seçim döneminde, havaalanında öyle bir şansımız var. Onun dışında yok.. Ben burada diğer avrupalı arkadaşlarıma soruyorum, örneğin bir Alman isviçrede yaşarken mektupla kendi ülkesinin seçimlerine katılabiliyor. Biz Türkiye'lilerin seçme ve seçilme hakkımız yok. Yani biz bir hiçiz.. Ne bulunduğumuz ülkede ne ait olduğumuz ülkede.. Neyse.. Ben başka bir konuyu yazacaktım. 
Yani başlarda bu iktidarda olanları hoşuma gitmesede insani olduklarını düşünmüştüm.. Başörtüsünden girmişti konuya.. Herkes istediği gibi giyinmeli diyordu.. Ve daha başka şeyler. Evet bunu bende öyle düşünüyordum.. Aradan 12 yıl geçmiş adam hala bunu zaman zaman kullanıyor.. Demek ki bunun işine geliyormuş bu durum.. Millet bunlarla oyalanırken o başka şeylerle uğraşmış. Suni gündem diye bir terim kullanırdı bazı arkadaşlar gençliğimde.. Suni gündemin ne olduğunu yaşarken öğrenmiştim bile. 

Zamanla herşeye müdahale etmeye, bağırıp çağırmaya başladı. Işine gelmeyen herkese. Zaten herşey gezi parkı olaylarından sonra ortaya çıktı.. Onun öncesindede bir çok olaylar oluyorduda.. Ama geziden sonra benim gibi salaklar daha iyi görmeye başladı.. Çünkü olup biteni görmemek için ya kör, ya sağır, yada g*t kılı olmak lazımdı.. 
Hatırlatırım, gezi olaylarında camiye içki ile girdiler, görüntüleri haftaya cuma yayımlayacağız demesi bende bile "neden" haftaya cuma? olmuştu.. Varsa görüntü anında yayınla!! Olmadı. O görüntüleri hiç gösteremediği gibi, caminin imamıni yok böyle bir şey deyince, sürdüler. 
Sonra Kabataş olayları.. Gerçi orada olanları kamerada net göremiyorum ben.. Pek değerlendirme yapamam ama, bir soru işareti var yinede bende? 
Yine o dönemde içişleri Bakanı en doğru olanı yapmıştı.. Polisleride.. Hakimleri, savciları.. Ne olduda 17 Aralık'tan sonra hepsi tu kaka oldu, sormazmı insan kendine? "Bizimle resmen oynuyor" sorusu gelmiyormu aklınıza? 
Yine gezide olan, ölen genç kardeşlerin kamera görüntüleri yoktu.. Ama şimdi birer birer çıkıyor.. 17 Aralık zaten kapkara bir leke sürdü o ak'a. Ama o, hala hep ak, diğerleri kapkara.. O hep mağdur, ama bir o kadar da haklı, onurlu, gururlu!! 
Millette bir korku.. Artık kendilerine özel sayfalarda bile istedikleri gibi yazmamıyor. Bir korku paranoyası.. Ama her iki tarafta.. 

Adamın ülkesine nasıl bir kastı vardı ise tepe tepe kullanıyor.. Ya pısıp uyumaya devam edilecek.. Yada onun deyimi ile ayaklar baş olacak ve sokaklara dökülecek.. 

Sonrada heryere yukarda görülen "ucube" her caddeye dikilecek.:)) 

Maden o hep bizim düşüncelerimizle bizim üzerimize geliyor, bizde aynını yaparak dumura uğlatalım.. Bizim ayaklar onun başından önce gelsin.. 
Bir adım önde olalım...