Sayfalar

30 Ocak 2017 Pazartesi

Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim, diyor Challenge #14

Günün challenge sorusu;
14 Keşke Arkadaşım olsa dediğin ünlü kim?

Yakınlarım bilir, ben hep Sezen Aksu ile arkadaş olsam keşke diye hayal ederdim. İlk gittiğim konser sanırım Sezen Aksu idi. Konserinde daha çok aradaki konuşmalarını çok seviyordum. Kafa kadın ha, falan diye düşünüyordum. Çok güzel şarkıları var, ama öyle sırf Sezen şarkısı diye her şarkısınıda sevmezdim. Espiri anlayışını severdim.

Tabiki Sezenle tanışmak, arkadaş olmak  sadece bir hayaldi ve hayal olarak kalacaktı.

Ama öyle olmadı. Tanışmaya ramak kala büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. O dönem taze duygularımın, o ağlamaktan gözlerimin nasıl tavuk götüne benzediğinin yazılmış olanı var.. Buyrun burdan yakin..

Şimdi hiç bir ünlü ile arkadaş olasım yok. Onlar benimle arkadaş olamadığına üzülsün😀

Bu fotosunuda ben cekmistim..

29 Ocak 2017 Pazar

On yıl sonraki hayatım.. challenge #13

10 yıl sonra nerede ve nasıl yaşamak istiyorsun, diye soruyor challenge bugün.

Hep aynıdır benim gelecekle hayalim, isteğim. Hiç değişmedi.. Şayet önümüzdeki referandumun bi hayırı olmazsa, işte o zaman değişebilir belki gelecekle ilgili planlarım, hayallerim isteklerim. O yüzden geleceğinizi/geleceğimizi söndürmeyelim, vatandaşlık hakkımız olan sesimizi  oylarımızla haykıralım. Boykot etme gibi lüksümüz yok bu sefer.  Bu parti seçimi değil biliyorsunuz. Ve belkide bu halka sunulan son referandum ve bizim son seçimimiz.
Günlük yaşamınıza müdahele edilerek hayattan bezdirirdik ama gelecekle ilgili umutlarım ve hayallerim hala var benim.

Şöyle mesela bir 10 yıl sonraki yaşamak istediğim yer ve şekil.

Batı Karadenizliyim ben. Ülkenin her bölgesini severim. Ege'ye gelin gittim. Oraları çok sevdim. Ege'yi sevmeyen var mıdır? İşte ilerki yaşamımda, 10 veya 15 yıl sonra şöyle bir hayat sürmek istiyorum. 3-4 yıl önce "olur mu olur" diye bir yazı yazmıştım. Hiç değişmemiş o düşüncelerim. İşte o yazımdan alıntılarla yeniden..

Ege'nin bir yerleşim biriminde. Sesiz sakin bir yer. İzmir-Çanakkale arasında adı hiç duyulmamış bir köyde. Yaz mevsimi uzun.   Üzerimde ifil ifil bir elbise, başımda güneş geçmesin diye ninemden kalma iğne oyalı bir yazma.

Uzakta olsa ön tarafı deniz, arka tarafı dağlık, bahçe içinde bir dört duvar.. Bahçede, kiraz, erik, elma ve armut ağaçları var. Arka tarafta zeytin ağaçları.. Renkli tavuklar her gün yumurtluyor.. Onları yemliyorum her sabah ve akşam. Bazen torunlarım geliyor, sepetle yumurta toplamaya çıkıyoruz kahvaltı için.. Evimizde saat yok. Zamanı artık iplemiyorum. Çilli ve paçalı horozumuz belirliyor zamanı. Onun örtüşüyle uyanıyoruz..
Bahçe kapısı girişinde kırmızı yedi veren gülleri karşılıyor  gelenleri.. laleler, sümbüller, zambaklar ve diğer mevsim çiçekleri. Biri solunca diğeri açıyor. .. Üzüm bağımız aynı zamanda tente oluyor . Üzüm salkımları ağzımıza düşecek gibi sarkıyorlar sonbaharda. Üzerinde arılar uçuşuyor.. Torunlar korkuyor arılardan.. Onlara arıların ne güzel ve ne kadar yaralı canlılar olduğunu anlatıyorum.. İyiki varlar diyorum.. İkna oluyorlar ve korkmuyorlar ne arıdan nede başka hayvanlardan.. Kedimiz ve köpeğimiz arladaşlar zaten.. Evin ön tarafı renga renk çiçekler.. arka tarafta zeytinlerin berisindeki bahçeye domates, patates, biber, maydonoz, nane, soğan, sarımsak hatta barbunya ekiyorum.  Akşam üzeri suluyoruz onları yine torunlarla.. Hatta uçuk bir babanne olduğum için su hortumunu onların üzerinede tutuyorum.. Sonra onlarda beni ıslatıyor.. Hatta kiraz dalına kurduğumuz salıncağa önce ben biniyorum.. Tıpkı "Çınar ağacı"  filmindeki gibi. ben salıncağa biniyorum, onlar beni sallıyor.. Hadi ama babanne sıra bizde diyorlar.. 100 e kadar sayın  sonra sıra sizde diyorum. Ama biz 100 e kadar sayanıyoruzki  diyorlar. O zaman 200 e kadar sayın evladım diyorum:)) Muzur bir büyükanne oluyorum.

Sonra tavuklar ön bahçeye dalıyor. Kış kış onları kovalıyoruz günde üç kez. Bir şeylere sinirlenmek gerekiyor tabi.. Öyle herşey güllük gülistanlık değil.. Ama siyasi ve politıkacılara kızmıyoruz artık.. Gerçek bir demokrasi partisi iktidarda. Artık her kimse? Herkes memnun hayatından.. Eski siyasiler  akşamları sohbette gülme nedenimiz oluyor.. O neydi diyoruz, 2010 lu yıllarda, ayaklar baş oldu, başlar kıl oldu, kıllar adam oldu diyerek.. Biz sadece tavuklara sinir oluyoruz, yada bağrış çığrış saklanbaç oynayan torunlara az biraz susun artık diyoruz. Sonra iç çekerek şükrediyoruz halimize gülümseyerek...

Kışlık biber ve patlıcan kurutuyoruz. Erişte kesiyoruz..  Tarhana yapıyoruz. Turşuda kuruyoruz.. Acılı turşu hemde. Plastik şişede değil, eskiden olduğu gibi küplerde yapıyoruz turşuları.. Üzerinede bir demet maydonoz küflenmesin diye.. Kekikli zeytinler, sarımsaklı zeytinyağlı kurutulmış domatesler..
Mutfak penceresinin pervazındaki felseğen mis  gibi kokuyor pencereden dışarıya baktığımda ellerimle dokunduğumda.  Sürahide limonata, içinde nane yaprakları ve limon dilimleri.. Yoğurda bakıyorum tutmuşmu diye... O da ne? Kerpiç gibi.. Kaşık zor giriyor..

Tel dolaptaki  renk renk reçel kavanozlarına iyiki hayatımın tek rengi değilsiniz  diyerek Oskar Wilde'ye selam gönderiyorum..

TRT'den kazandığım nostaljk radyom gündüz Türk halk müziği, akşamları Türk sanat müziği çalıyor.. Yan komşumla didişiyoruz bizim tavuklar onun bahçesine dadandığı için.. sonra kahkaha ile gülüyoruz.. Akşamları mangal yapıyoruz, kavun, karpuz kesiyoruz, rakı, yada şarap içiyoruz.. Ellerimle ördüğüm dantel perdeler loş sarı ışık önünde çok güzel görünüyorlar.. Masada rüzgara korunaklı mumlar söndü sönecek. . Radyoda  "ömrümüzün son demi, sonbaharıdır artık, maziye bir bakıver, neler neler yaşadık"" şarkısını dinlerken rakı kadehlerini tokuşturuyoruz ve şarkıya eşlik ediyoruz... Herkes öyle mutlu ki...

İşte böyle 10 yıl sonra veya daha sonra kalıcı hayatımın hayallerini kuruyorum.. Bir şeyi önce çok istemek lazım.. İnanmak lazım.. belli mi olur.. olur mu olur!!! 

Ömür defterimde bu hayallerim yerini alır mı? Bilinmez? Sağlığım, ömrüm ve gidişat el verirse??? Belki!!! 

Sadece iki domates var diye sinirleniyorum mesela:))
Baskada hic derdim tasam yok:))

28 Ocak 2017 Cumartesi

Challenge 11 ve 12..Degerli kiyafetim.. degisi


11. Dolabındaki en eski kıyafet. (Anlamı, fotoğrafı)

İki ay önce bütün en eski ve değerli eşyalarımı yakın arkadaşımın kızına sundum, beğendiğini al dedim. Çoğunu aldı, almadığını yardım kuruluşlarına verdim. Bugün dolaba baktım, baktım. En eskisi çocuklarımın sünnetinde giydiğim elbiseyi şaklamışım. Beni anlatmıyor elbise, ama özel bir gün için severek giydiğim elbiseydi. Benim için özel olması, hiç gelinlik giymediğim için çocukların özel gününde beyaz bir elbise giymem olabilir. Bilemiyorum. Geçen yıl elbiseyi özel bir günde yine giymek istediğimde fermuarı patladı:) ama hala atamıyorum. 

Fotoda görülmesede eteklerinde güller var. Ve bana cok yakismisti..
Birde çok daha eski olan, belki yüz yıllık bir çatkı var, ninemin çeyizinden bana yadigar. Hiç kullanmayacağım belki, ama manevi değeri çok ağır. Bende çocuklarıma bırakacağım büyük olasılık. Sadece bir bez parçası değil işte bu. Ninem, annem, ben. Üç kuşağı içinde barındıran, hepsinin eli değmiş bir çatkı.
Çatkı bizim yörelerde bindallının üstüne başa örtülen kırmızı bir başörtüsü, papatya iğne oyalı. Dolabımın en değerlisi.. 

Papatya igne oyali çatki.. Ninemden yadigar..
12. Son 10 yılda hayatında ne değişti?

Saçlarım ağardı desem, değil, onlar hep ağarıktı. "Ak'tı" demek içimden gelmedi.
Yaşıma bir 10 yıl daha eklendi. Hayatın elinde bir fırça olsaydı yüzüme çizgiler atabilirdi, ama genetik yapım buna pek izin vermiyor henüz. Ve galiba menapozada girdim. Fakat farkında değilim. Zaten hiç böyle korkular taşımadım. Hayatın bir evresine daha merhaba dedim.. Almancada bir deyim yada atasözü var, "Alt werden ist nicht für Feiglinge" yani "yaşlanmak korkaklar için değildir" der.
Özel hayatımı altüst eden, aman aman dediğim bir şey değişmedi, şükür.. Genel anlamda, korkularım çoğaldı, endişelerim arttı. Kendim için değil, gelecek, çocuklar, çevre için. 

27 Ocak 2017 Cuma

Unutamam.. challenge #10

#10 Asla unutmak istemediğin bir anı?

Unutmak istemediğin anılar çokça oluyor yaş aldıkça tabi.

Ama ben, hala etkisi üzerimde, sene-i devriyesini doldurmak üzere olan taze bir anımı yazayım o zaman. 

Geçen yıl Haziran ayında diş sağlığı nedeniyle iki haftalık İstanbul ziyaretim olacaktı. Bizim Perşembe kadınlarını biliyorsunuz, hani şu her hafta Perşembe buluştuğumuz, dünyanın sadece bizim etrafımızda döndüğü anlar. Üç kişiydik, artık iki kişiyiz. Bu ön bilgiden sonra yazmaya devam edebilirim. 

İşte ben bir cuma günü uçacağım, son Perşembe buluştuk. Telefonlarımıza görüntülü konuşma aplikasyonu yükledik, Perşembe'leri ben Türkiye'den Antonella buradan sanal buluşacağız güya. Birde Türkiye'deki ortak arkadaşlarımıza küçük hediyeler verdi, birde nasihatler verdi, kalabalık ortamlarda bulunma, metrolara binme falan dedi. Malum patlamalardan dolayı. Kucaklaştık, iki hafta sonra yine bahçesinde görüşmek için sözleşip vedalaştık. 
Ertesi sabah ben trene bindim Zürich havaalanına gidiyorum. Türkiye'den arkadaşım, trene bindin mi?  Nerdesin? Hangi vagondasın gibi gereksiz sorular soruyor. Her yere son dakika yetiştiğimden, hatta bir uçak kaçırdığımdan, bu huyumu bilen yakınlarım emin olmak için gereksiz sorularla bombardımana tutarlar beni, bilirim.. de.. "hangi vagondasın?" Ne yaa? Bu kız iyice kafayı yedi herhalde dedim. Yaklaşık bir saat sonra geldim havaalanına. Erkence vardım, koştur koştur yapmam gerekmiyor. Gideceğim uçak şirketinin kontuarını takip yazılarına ve işaretlerine bakmadan ezbere gidiyorum. Arkamdan bir ses, "Bayan Yalçın yanlış yöne gidiyorsunuz"!?! Ses tanıdık gibi. Arkaya çeviriyorum yüzümü, karşımda dikilen Antonella. 😳
Beni taa havaalanına yolcu etmeye geldiğini düşünüyorum, ama yanında küçük bir bagaj çantası var! Sen napıyorsun burada? Diye saçma sapan bir soru soruyorum. Seni yalnız bırakamazdım dişçi koltuğunda, bende geliyorum, dedi. Sersemleştim. Algılayamıyorum.. Nasıl davranacağımı, nasıl konuşacağımı bilemiyorum. Kalbim ağzımda gibi.. Ellerim titriyor.. Ne çok sevinmiştim. 

Meğer zaten çoktandır biletini ayırtmış, Türkiye'deki arkadaşım Ayça ile planlamışlar, herkes biliyor, bir tek ben bilmiyormuşum. Ve Türkiye'deki arkadaşımda o yüzden trene bindim mi, hangi vagonda olduğumu sorarak, gizli ajanlık yapıyormuş. Ve hatta biz aynı trende gitmişiz. Bana görünmemek için kılı kırk yarmış. Aslında uçağın içinde çıkacakmış karşıma, ama benim yanlış yöne gittiğimi görünce müdahale etmiş. 

Uçağın içinde görsem çığlığımdan acil iniş yapabilirdi uçak. Böylesi iyi olmuş. Hiç unutamam bu anı. Sadece 5 günlüğüne geldi ve gitti. Ve bana metroya binme, şöyle yapma böyle etme diye nasihatlerde bulunan kadın, aldı bir İstanbulkart. Heryere metroyla gittik. Yapmayız dediğimiz herşeyi yaptık. 

Yine olsa yine yapar.. Ne zaman gidiyoruz, diye hep sorar..  

25 Ocak 2017 Çarşamba

Challenge #7 #8 #9 Hayvan, Kişi, Ülke



#7 Eğer bir hayvan olsaydın, hangisi olurdun? 

Çok önceleri kuş olmayı çok istedim. Özgürce, çok çok uzaklara uçmak isterdim. Ama eskidendi bu isteğim. Şimdi ise kedi olmayı isterim. Bu soğuk günlerde mışıl mışıl uyuyayım, yiyeyim, içeyim, gerineyim, sonra tekrar uyuyayım, sevileyim, ama ben istedikçe 😻


#8 Bir dahaki hayatında kim olmak isterdin? 

Geçmişe iz bırakacak güçlü bir insan, bir kadın olmak isterdim. Örneğin bir Türkan Saylan olmak isterdim. 
#9 Göç etmek zorunda kalsan yaşamak için seçeceğin Ülke?
  
Göç etmiş biri olarak, seçmek zorunda bırakılsamda, yaşamayı sevdiğim bir ülkedeyim. İsviçre yani. Hayat işte, sürprizler yapıyor bazen😜

Konuyla alakası olmasada, şu dipnotu yazmadan edemeyeceğim. 
Her oylama öncesi aynı senaryo, aynı terane. Verin "evet" oyunuzu, bitsin terör! Ya bu ülkeyi 14 yıldır ebem mi yönetiyor? Bitiremezsiniz, çünkü bundan besleniyorsunuz yıllardır. HAYIR ulan HAYIR!! 

22 Ocak 2017 Pazar

Anılar.. Challenge #6

Challenge 6. gün sorusu.
Hatırladığın en eski eski anını anlatır mısın? 
Tabi ki.. Hemde bir Pazar öyküsü niyetine.. 

6-7 yaşlarımdayım.. O dönemler Anne-baba Almanya'da olduğu için, ben okul dönemi Hendek'te ananemlerde, tatil dönemi Mudurnuda, ninemde (babaanne) yanında kalıyorum.  Dayılar, teyzeler zaten anannede kalabalık bir şekilde yaşıyoruz.. Ama birde amca var.. Baba yarısıdır derler ama bu amca bazen Babadanda öte.. Bir "amcanın glu glusu" derki beni görünce, babamdan duymamışımdır böyle sevgi dolu bir söz.. Ben küçükken derdi bunu, koca eşek kadar oldum, hala her gördüğünde "amcanın glu glusu" der ve kollarını açar sıcacık sarılmak için..
İşte bu amcam, zaten bir tane amcam var gerçi, beni bir bayram öncesi köye almaya geldi, Gebze'ye götürmek için.. Çünkü onlar orada yaşıyorlar ailece. Kurban bayramı yada bir şeker bayramı arefesi. . Mudurnu'dan Gebze'ye bir yolculuk yapacağız.. İki güzergah var, ya Mudurnudan Bolu'ya oradanda Gebze'ye yada Mudurnu'dan Dokurcun ve Akyazı üzerinden Adapazarı'na, oradanda ya trenle yada otobüsle yine Gebze'ye.. İkinci güzegahın yolları o dönemler çok kötü olmasına rağmen biz yine oradan gitmeyi tercih ettik, çünkü arefe gün olduğundan otobüslerde yer yoksa trenle gidebilme şansımız olur diyerekten..
Amcamla bindik otobüse, o eski ve içinde o zamanlar sigara içilen, ve klimasıda olmayan, kokan otobüste, hınca hınç dolu, kimi ayakta, kimi kucakta, Teşkesti, Dokurcun, Akyazı'nın kıvrım kıvrım yollarında ilerliyoruz..
Otobüsün içinde amcam komşusu olan bir aileye rastladı. Onlarda çoluk cocuk yolculuk yapıyorlar.. Saatler sonra Adapazarı'na ulaştık.. Oradan Gebze'ye gidicez ama otobüslerde yer yok.. Amcam beni yazanede o komşusuna emanet edip, tren istasyonuna gitti.. Trende yer varsa trenle gideriz diye.. Ama heryer öyle kalabalık ki, otobüslerde herkes ayakta gidiyor.. Bir otobüs geldi, o komşu kadın o otobüse attı kendini ve cocuklarını, ben binemedim.. Kaldım dışarda.. Otobüs hareket etti ve gitti..
Ben bekliyorum, nasıl olsa amcam gelir diye yazanede beklemeye başladım.. Bekle..bekle..bekle.. Amcam gelmedi!!

Meğer amcam gelmiş, yazanede benim çocuklu bir aileyle otobüse binip gittiğim söylenmiş.. Amcamda benim o komşusuyla gittiğimi düşünerek, trene binip Gebze'ye gitmiş.. Ben bu arada yazaneyi karıştırmış, başka yazanede bekliyorum.. Hava karardı. Sokak lambaları sarı sarı yanmaya ve el ayak çekilmeye başladı.. Ben yazaneden dışarı çıktım, amcam beni görsün diye.. Saat oldu akşam 9-10.. Yazaneler kapandı.. Heryer kapandı.. Tek tük insanlar ve sokak köpekleri var.. Ben korkmaya başladım.. Ama gerçekten çok korkuyorum.. İçimi çeke çeke ağlamaya başladım.. Görünüşte eli yüzü düzgün görünen iki abi bana doğru geliyordu. Eğilip, neden ağladığımı sordular? Yine içimi çekerek, "ben kayboldum" dedim.. Annemi babami sordular.. Almanya'da dedim.. Nerde oturduğumu sordular, bilmiyorum dedim.. Nerde oturuyordumki ben? Hendek mi, Mudurnu mu, Gebze mi? Çok korkmuştum.. Amcam gelecekti, gelmedi diyebiliyorum sadece.. O abiler, bana korkma dediler. Bulucaz Amca'nı dediler. Elimden tutup beni belediyeye götürdüler.. Belediyeden anonslar veriliyor, adımı soyadımı, yaşımı ve giysilerimi tarif ederek. Ama hiç kimse küçük bir kız çocuğunu aramıyor.. Gece 12 gibi belediye reisi (öyle tabir edilirdi o zamanlar, belediye başkanı değilde reisi denirdi) beni alıp evine götürdü.. Güzel bir ev, bol çocuklu, sevimli bir karısı vardı.. Sanırım hemşireydi, çünkü iğne yapıyordu.. O ev çok hoşuma gitmişti.. Evin hanımı bana yemek hazırlamıştı hemen, ve bana "ye kuzum ye" dediğinde, ben kuzu değilim, kızım, dediğimde çok gülmüşledi bana.. Beni çok sevmişlerdi. Bende onları.. İçten içe, inşallah beni bulamazlar ve ben bu evin kızı olurum, diye düşünüyordum..

Onca anons yapıldı, ben Adapazarı'ndayım, Amcam Gebze'de beni kimse bulamazki diye sevinmeye bile başlamıştım.. Geç vakit oldu ve yatıldı artık.. Ben çocuklarla birlikte yattım.. Sabaha karşı uyandırıldım.. Evin hanımı dediki, "Müjdeee, amcan gelmiş seni almaya!" Bu benim hiç hoşuma gitmemişti.. Kalktım, giyindim ve biz o belediye reisinin arabası ile tekrar belediyeye gittik..

Amcam beni o komşusuyla gittiğimi düşünerek eve gittiğinde beni bulamıyor evde, yengeme soruyor, oda "yoooo, kimse gelmedi" diyor.. Sonra komşuda olacağımı düşünüp oraya gidiyor, o salak komşu sanki o zaman farkına varmış gibi, "Ah ben o kızı orda unuttum" diyerek dizlerine vuruyor güya. Ulan sana bir çocuk emanet edilmiş, nasıl unutursun? Neyse, amcam hiç beklemeden aynı gece Adapazarı'na geliyor.. Polise gidiyor.. Anonstan haberi olan polis belediyeyi arıyor.. Ve beni o gece, o sıcak yatağımdan kaldırıyorlar.. Dedim ya, bu benim hiç hoşuma gitmiyor.. çocukluk işte..  Neyse, geliyoruz belediyeye, ben belediye reisinin elini tutmuşum bırakmıyorum.. Bana, bu amcan mı diye soruyorlar? Hiç konuşmuyorum, sadece banane der gibi omuzlarımı kaldırıyorum.. O çocuk psikolojimle beni bırakıp gitti diye mi tepki gösteriyorum, yoksa o kaldığım evi çok sevdiğim için mi bilmiyorum, ama  orada, evet, bu benim amcam diyemedim.. Demedim.. Amcam ağlamaklı, amcanın glu glusu, evet, amcam desene, bak seni vermeyecekler yoksa bana, diyor. Ben hala dudaklarımı kıvırıp, omuzlarımı yukarı kaldırıyorum.. Ama, hayır bu benim amcam değilde demiyorum.. Amcam ağlamaya başlayınca dayanamadım, evet bu benim amcam dedim.. Ve beni teslim ettiler.. Ve biz bir Bayram sabahı ilk otobüsle Gebze'ye gittik.. Amcam o günden sonra Bayram arefesinde yolculuk etmemeye yemin etti.. Ve komşusuyla hala konuşmuyor.. Ve hala her ziyaretimde bu anımızı mutlaka anlatır, ve bende dinlemeyi hala çok severim...

Ps. Bu anımı yıllar önce yazmıştım, kopyaladım, ve biraz kırptım. O yüzden kolay oldu bugün. 

Sorularin tümü burada..

21 Ocak 2017 Cumartesi

Özlemlerim.. Challenge #5


Her zaman ve bazen özlediğin iki şey? 

5. Günün challenge sorusu bu. 

Ben hep özlemle yaşadığım için nasıl sınırlayayım iki şeyle? Çok zor. O zaman bende iki başlık altında toplayayım. 

Geçmişi çok özlüyorum. 

İçinde çok şey barındıran geçmiş. Annemi sürekli özlüyorum. Ninemi özlüyorum. Çocukluğumu özlüyorum. Ananemin tütün fabrikasından çıkış saati bize leblebi tozu ile gelişini özlüyorum. Köyümü özlüyorum. Kardeşlerimi özlüyorum, arkadaşlarımı özlüyorum, Ülkeden uzak olduğum için ülkeyi özlüyorum. Ama YENİ olanını değil!!!!

Anadilimde konuşmayı

Bazen çok özlediğim ise, kahvaltıya gidebilecek veya gelebilecek yakınlıkta olmasını istediğim,  bir arkadaşımın bir yakınımın olması. Anadilimde konuşabilmeyi özlüyorum. Bir telefon açıp, çayı koy, ben simitleri getiriyorum diyebilmeyi özlüyorum. Bak simit deyince aklıma geldi, o eski gevrek, sıcak Hendek simitlerini özlüyorum. 

Böyle işte. Yıllar sonra buralardan göç edersek, buraları çok özlerim. İnsanın her zaman özleyeceği şeyleri oluyor..