Sayfalar

24 Şubat 2017 Cuma

Apartman sohbetleıri.. #7 #8 #9, Zevkler, Çılgınlıklar, Korkular

Meydan okumalara devam..

7-En saçma zevkin? 

Termosta pembe sarap:)
Bir şey yapmaktan zevk alıyorsam ve kimseye bir zararı yoksa bu zevkimin, keyfimin saçma olduğunu düşünmüyorum. Fotoğraf çekmek için yürüyüşe çıkarım mesela, millet yanında termosa çay, kahve falan koyar, ben termosa soğuk kalması için pembe şarap koyarım. Saçma olabilir, ama keyifli. Sonra kendime güzel bir yer seçer orada oturup an ve an fotoğraf çekmeye bayılırım. Çünkü her çektiğim fotoğraf farklı çıkar. O farkı görmek beni mutlu eder. Gittiğim bir gizli bahçe vardır, ağaç nehire yatay büyümüş, ağaç kovuğunda otururken ayaklarımın suda olması değilde, o anda sigara içerken sigara izmaritini atacak yer bulamam. Doğadayım, kimse yok. At gitsin işte nehire değil mi? Ama atamam. 
Seyyar küllük:)
Bi ara bir sigara standında bir kutucuk dağıtıyorlardı. Kapağın üstüne basıyorsun tık kapak açılıyor. Nedir bu? Dedim. Çanta kültablası, dedi. Aman bi mutlu oldum. Hep çantamda. Mesela o gizli bahçede otururken ve ben izmariti atacak yer bulamazken, çantamdan çıkardığım o kutucuk beni mutlu eder. Sigara içmek gibi saçma bir zevk işte. 

Başka saçma zevklerim, akşam yatmamayı sabah kalkmamayı severim, saçma olduğunu bile bile üstelik. 

Gizli bahcem
Başkada vardır elbette bazı saçma zevkler, güvendiğin bir arkadaşınla dedikodu yapmak gibi mesela,  veya tuvalette otururken, fayansları parmakla silmek gibi, şimdi herşeyi dökmeyelim buraya:) insanların türlü türlü saçma zevkleri olabiliyor diğmi. Herkes açık açık yazamıyor o başka. Otokontrol izin vermiyor. 








8-En büyük çılgınlığın? 

Çılgınlık deyince, Bungee Jumping, paraşüt atlama, bisikletle dünya turuna çıkma, veya Himalaya dağlarına tırmanma veya işte böyle ekstrem şeyler geliyor akla. Hayır, bunların hiç birini yapmadım, eskiden yapabilirdim belki ama artık yapamam. Çünkü eskiden olmayan bir yükseklik korkusu belirdi bende. Bu yaşla orantılı mı bilmiyorum. 

Ama geçmişte görece çılgınlıklarım oldu. Gençliğimde çok severdim çılgınlık yapmayı. Köyde yaşarken, abime alınan bisiklet sürmeyi bile bilmeden yokuş aşağı sürüp, direksiyonun kasığıma saplanması, kız kısmı ne işin var bisiklet tepelerinde diye azarlamayı göze alarak bisiklet sürmeyi inatla öğrenmiştim. (köyde ilk kız olarak tarihe geçmeliyim:) Ha, şimdi kullanabiliyor muyum? Düz yolda evet, ama trafikte kullanamam. 

Sonra, köyden kente göçmedim, ülke değiştirdim. Dilini bilmiyorsun, kültürünü bilmiyorsun. 80'li -90'lı yıllarıydı. Bu dönemin ergenlik dönemim olduğunu hiç bilmedim. Ergenliğimizi unutturacak bir dolu şey yaşadık. Bildiğim tek şey, tamam yaşandı, bitti. Yaşam devam ediyor, bi ucundan tutucaz. Böylede oldu. Tekrar tutunduk hayata. Tamam annem göç ederken bir bebek bıraktı. Onada baktık, bakabildiğimiz kadarı ile, yaşayabildiğimiz kadarı ile gençliğimizide yaşadık. Bize sunulan hayat buydu. Ama eksik, ama tamam. Bu kısıtlı yaşamımda belki ergenliğin verdiği enerji ile, belki yaşadığım ülkeyi tanıyacağım diye, belkide arkadaşlarıma adapte olacağım diye, punk gibi gezerdim. Geçmiş kültürüm sözsel el vermediği için görünüşte yapıyordum belkide. Saçlar bir tarafı uzun, bi tarafı kısaydı. Bazen mavi-siyah, bazen kızıldı. Bazen 3 numaraya vurulmuş kirpi gibiydi. Bunlar o dönem çılgıncaydı bence. 

Bir gece Almanya'dan İsviçre'ye 600 km yolu, bana gelme diyen sevgilime rağmen, uzaktanda olsa görme pahasına gitmişliğim vardır. Belki onu uzaktan görürüm diye. Ve evet, Basel sokaklarında bisikletle gördüm onu. Ben arabanın içindeydim.. Bu kadarı bile yetmişken bana, beni gördü. Çılgınsın sen dedi. Evet, seviyorum çılgın olmayı dedim. Gel hadi, dedi. Bir kaç saatlğine eski bir kafede görüşüp, ayrılmıştık. Ben tekkrar geri Almanya'ya. Gençlik başka bir şey. Çılgınlıkta öyle. Şimdi mi? Şimdi evde keyifliyim. Şimdiki çılgınlığım, evde ütü suyu mu bitmiş, bir Pazar günü ütü suyu aramak benzinlikte:) işte bunlar hep durulmaktan. Bulanık olmak güzel, ama sular hep bulanık akmıyor. Zamanı geliyor duruluyor. Felsefesi böyle bu işin. 
Başka çılgınlıklarımda varda, onlarda bende saklı kalsın:) 

9-Çocukken en çok korktuğun şey? 

Ya çok komik ama "purputli"den korkardım. Sadece ben mi, bütün kuzenler. Ananem bizi uyutmak için cama vurur, bak purputli geliyor derdi. Purputli kimdir, nedir bilmiyoruz? Bir korku kahramanı! Çocukken ondan korkardım. 

Birde, çocukkende ve halen korktuğum tek şey şimşek çakması ve gökgürültüsü. Ne zaman şimşek çaksa ürkerim, ve bir fefleksle tırsarım. Gariptir, küçükken köyde gök gürlediğinde dışarıya çıkardım, şimdi ise balkonda bile oturamıyor, içeri giriyorum. Ve bütün pencereleri kapatıyorum. Evlerde yıldırımsavarların olduğunu biliyorum ya  ondan. Köyde böyle bir şey yoktu. Hala yokta, ben aslında korkudan kendimce doğru bulduğum bir şeyi yanlış yapıyormuşum. Evde durmak yerine dışarı çıkıp dut ağacının altında beklerdim. Yıldırım düşüp ölen insanları duyardık. Korkum ondandı. Ölmeyi istemiyordum. Öldürmeyen Allah öldürmüyor işte. 
Yani cinden- peri'den, nazardan-azardan,ondan-bundan korkmam. İnanmam çünkü öyle şeylere. Purputliyede:) Ama doğadan tırsarım. Doğa çok güçlü, çok güzel ama bi o kadar acımasız. Doğal afetlerden çok korkarım. 

22 Şubat 2017 Çarşamba

Apartman sohbetleri #6 Tipitip, Ve Günahlarım..




6. Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi? 
Meydan okuma (challenge) sorusu bu bugün. 

Ha, işte bak yine çocukluğuma götüren bir şey bu.  Utandığım itiraflarımda olacak. 

İlkokula başladığım yıllardı. Yeni bir sakız çıkmıştı. Minik paketleri renkliydi. Sarı, yeşil, kırmızı, ve maviydi. Paketinin üzerinde zaten ürünün adını taşıdığı sivri uzuuun burunlu, kocaman yuvarlak gözlüklü, yeşil papyonlu, sarı ceketli, kırmızı pantalonlu, fötr şapkasında mavi olan çizgi kahraman'ı Tipitip vardı. İçinden eğlenceli karikatürler çıkardı. Bak dün yazmayı unuttum, 7 yaşımda ceplerimden o karikatürler çıkardı benim. İşte bu sakız'ı çook severdim. O bir efsaneydi. Kokusu ve ön tadı çok güzeldi. Annemler Almanya'dan alaman sakızı Wrigley's getirirdi, onlarıda severdimde ama içinden karikatür çıkmıyordu.. Halbuki sakız çiğnemeyi pekte sevmem. O ilk tadı vardı ya, o gidince sakızıda atardı zaten. 

Birde leblebi tozunu çok severdim. Küçük şeffaf poşetler içinde çok ucuza 10 kuruş mu 25 kuruş mu neydi. Ananem her gün işten gelirken cebinde iki poşet leblebi tozu ile gelirdi. Ağzımıza boca yapardık onu, sonrada biz konuştukça ağzımızdan bir toz bulutu çıkmasına bayılırdık. Boğulma tehlikeside geçirdik, ama oyun değil mi amaç çocuklar için? Oyun herşeyin üstündeydi. Ölümün bile:) düşünsene oynarken gülmekten ölüyorsun? Neyse vaz geçtim çocuk ve ölüm birbirine yakışmıyor. 

Bu iki ürünün hastasıydım. 
Şimdi bir itirafta bulunacağım. Yine Hendek'teyiz. Herkesin veresiye alış veriş yaptığı bakkallar olurdu. Kemal amcanında sevimli bir bakkalı vardı. Gri önlüğünü giyer, kağıt kese kağıtlarında tartardı ürünlerini. Plastik poşet ve şişeler bugünkü gibi çok kullanılan bir şey değildi. 

Bakkal hala aklımda. Koyu renkli uzun tahtalarla döşenmişti yerler. Tezgahında iki kefesi olan  bir tartı aleti, kiloluk, gramlık pion görünümlü birsürü irili ufaklı ağırlık birimleri dururdu. Tezgahın ardında büyük kahverengi çuvallar içinde toz şeker, un, mercimek, fasulye gibi ürünlerde küçük el kürekleri saplanmış şekilde dururdu. Dükkanın camekanından içeri sızan güneş ışını uzun geometrik şekilde yansırdı. İşte bu güneş hüzmesi buğulu olur, içinde küçük tozlar uçuşurdu. Birazda karanlıktı.

İşte böyle bir dükkanı işleten Kemal amca dükkanı ile bir bütündü. Sanki onun dışında orayı kimse işletemezdi. O manuel tartı aleti ne kadar yakışıyorsa, Kemal amcada o dükkana çok yakışıyordu. Nasıl sevimli bir insandı. Evin küçüğü olarak hep ben yada abim giderdik. Babamı bile o kadar çok görmüyordum o zaman. Gerçi hala görmüyorum ya.. 

İşte biz her gün bu dükkana/bakkala günlük ihtiyaç için gönderilirdik. Bir kilo şekerse mesela alacağımız, Kemal amca gri önlüklü, babacan duruşuyla ve ağarmış pos bıyıklarıyla bize gülümser, eline bir kese kağıdı alır, tezgaha arkasını döner ve o şeker çuvalından kese kağıdına toz şeker doldururken, biz abimle tezgahın hemen önünde tipitip sakız'larının yanıbaşında dururken, şeytana girerdi aklimiza. Evet. Şeytana uyup birer tane Tipitip sakız'larını gizliden gizliye cebimize atardık. Niye yapıyorduk ki biz bunu? Deftere sakız diye yazılmasın mı istiyorduk? Bilmiyorum. Ananem tek çalışandı. Ve ayın sonu, borçlar hemen gelirdi. Şimdi hala konuşuruz abimle. Gülüyoruz halimize ve garip bir suçluluk duygusu duyuyoruz. Ve ikimizde şöyle düşünüyoruz, Kemal amca bunu biliyordu ama ses etmiyordu. Salak olan o değil, bizdik. Onunla helalleşemeyiz artık. Çünkü çoktan göçtü. O çok iyi bir insandı. Güzel bir insandı. Çocukları çok severdi. Işık'larda uyu Kemal amca. Ve lütfen hakkını helal eder misin? Bak senin o zamanki yaşlarına geldim belki, ve içimden atamıyorum bu suçluluk duygusunu. 

Yaa işte böyle, bir tipitip uğruna yaptığımız şeylere bak challeng sahibi, ilham kedisi. Banada bir ilham geldi ve söküldüm.. iyi oldu be rahatladım. Belki Kemal amca bile okumuştur beni🙏 


Söyle bir karikatür buldum..

21 Şubat 2017 Salı

Apartman Sohbetleri #3 #4 #5

3. Challenge Sorusu şu: 7 yaşındaki pantolonun cebinden ne çıkardı? 

Köy yerinde pantolonum var mıydı acaba? Neyse bir giysimin cebi mutlaka vardı. Onun cebinden ne çıkabilir? Sakız çıkabilir, leblebi, çekirdek çıkabilir. Ama asla şeker 🍭 çıkmazdı. Şekeri oldu bitti pek sevmedim. Erik, kızılcık çıkardı cebimden. Sadece cebimden değil, cebim olmadığında atletimin içine atardım kızılcıkları. Bir bitki vardı, adını hatırlamıyorum, yerde biter büyümez, C harfi gibi, yada küçük boynuz gibi, işte onlardan toplardık, cebimiz yoksa pijamanızın lastikli belinden içini dışına çıkarak bir cep yapardık.. Bu boynuzlarla oyun oynardık. Kanca gibi birbirine takar ve çekerdik, boynuzu kırılan oyunu kaybederdi. 

4. Challenge sorusu; Çocukluk Kahraman'ın kimdi? 

Televizyonsuz ev olunca tanımazdık ki kahramanları. Çok sonraları "Küçük Ev" dizisindeki babayı çok severdim. Bende Laura olurdum. Çizgi film ise klasiktir, Heidi. Heidi gibi olmak isterdim hep. Sonunda oldum gibi😀

4. Gereksiz bir yeteneğin var mı? 

Foto alinti.
Esnektim ben. Yere bir nesne koyup Sırtüstü yatar ağzımla o nesneyi alabilirdim. Yere para koyarlardı, bunu ters dönüp ağzınla alabilirsen senin olsun derlerdi. Alırdım ve parayı kapardım. Pekte gereksiz değilmiş bu yeteneğim, baksana para kazanıyormuşum😀 Ah ah kimsede bu yeteneğimi görüpte bir atletizme yada, bir akrobasi gibi yerlere teşvik eden olmamış. Belki ne madalyalar getirecektim ülkeme olimpiyatlarda.. 😀
İşte bütün bunlar hep, yanlış yerde, yanlış zamanda yanlış insanlarla olmaktan.. 
Ben hala yapabiliyorum ben bu gereksiz yeteneğimi. Ama parayı alamıyorum artık. Nesne biraz yüksek olmalı. 
Başka,  dilimi burnuma değdiremiyorum ama, burnumu dizime değdirebiliyorum. Koltukta oturarak değil tabiki, dikildiğin yerde başını dizine değdiriyorsun. Deneyebilirsiniz, kolay değil o kadar.