Sayfalar

17 Kasım 2019 Pazar

Köpek Isırınca Ne Yapmalı?

Ormanda her günkü yürüyüşümü yapıyordum. Yokuşa geldiğimde üç kişi, üç köpeği ile durmuş sohbet ediyorlardı. Köpek görünce tempolu yürüyüşü bırakıp normal yürürüm. İkisi tasması ile sahibinin kontrolünde . Biri serbest. Üçüde güzel köpekler.
Ormanda çok karşılaşarım böyle bana doğru gelen yada yanından geçerken bana oyun yapan köpekleri, kafalarını okşarım onlar yoluna ben yoluma gideriz. Bu sefer öyle olmadı. Serbest olan siyah Avusturalya çoban köpeğine benzeyen bana doğru geldi. Bende yine kafasını okşayayım diye sağ kolumu kaldırdığım anda kolumdan ısırdı. Şaşırdım. Korktum. Sonra diğer köpekler Alman kurt, ve diğer cinsini bilmediğim bir köpek havlamaya başladı tasmadan çıkabilseler saldıracaklar gibi. N’oluyo ya, dedim kendi kendime. Allahtan çok soğuk havalarda kat kat giyinmişim. 
Dedim köpeğiniz beni ısırdı. Hepsi birden “ısırdı mı?” Dediler. Sanki görmediler? Ceketimi çıkardım, kolumu diğer polar tişörtten sıyırdım, iki çizik gördüm. Bakın dedim, ısırdı. Neden bağlı tutmuyorsunuz? Oooo, dedi sahibi, hiç böyle yapmazdı. Ne yapılır böyle durumlarda bende bilmiyorum ki; aklıma ilk gelen aşısı var mı demek oldu. Tabi tabi bütün aşıları var, dedi. Polar tişörtümün kolunu tekrar indirdim, delik var mı yok mu kontrol ettim, yok, sonra yağmurluk gibi olan ceketimin koluna baktım ondada delik yok. Dişlerinin geçmediğine inanarak yoluma devam ettim. 

Sonra kendime çok kızdım. Neden fotoğraf çekmedim, neden köpeğin ve sahibinin bilgilerini almadım diye. 

Sahibinede kızdım. Ben sormadan onun söylemesi gerekmiyor muydu, bakın bu benim telefon numaram adım şu, doktora giderseniz sigorta numaram şu diye? 

Gitmedim doktora. Ceketimde delik olmayınca dişleri geçmedi diye düşünüyorum hala. İki gün geçti. Ateşim falan çıkmadı. Morartı var, ve iki sıyrık. Evdekiler, doktora git dediler ama gitmedim. 

Şimdi köpeklere karşı tırsma geldi bana. Güvensizlik. Sanki ne yapacağı belli olmaz gibi geliyor. 

Kedi ile köpeği kıyaslarlar ya hani, kediye bi şey yapmadığın sürece yanından geçse bile bi şey yapmaz. Ama köpek öyle değil, hiç bi şey yapmasan bile gelip saldırıyor işte. 

Ben kediciyim. Köpekleri sadece uzaktan sevmeye devam edeceğim. Bana dokunmasınlar, bende onlara. 

1 Kasım 2019 Cuma

Jealousy..

Bir çok blog yazarında gördüğüm şu. “Uzun zamandır yazamıyorum ama burası benim ilk göz ağrım, çok ihmal ettim vs.” Bunlardan biride benim. Demekki oluyor böyle şeyler. Kimsede neden yazmıyorsun diye merak etmiyor açıkçası. Burası sadece bize ait, ister yazarız ister yazmayız. Böyle bir zorunluluğumuzun olmaması güzel. Sadece içten içe keşke daha fazla yazsam diye geçiriyor insan. Kendi için en azından. Ama işte olmayınca olmuyor. Son zamanlarda çok sevdiğim bir söz var, “çokta şeyetmemek lazım” her şeye o kadar uyuyor ki. O yüzden tekrar ediyorum, her şeyi çokta şey etmemek lazım😀

Gelelim bana. Ne yaptım Ağustostan beri. Eylül’de üç haftalık bir Türkiye tatilimde gezdiğim yerler sırasıyla, Antalya, Uşak, Gebze, Marmaris-Selimiye ve İstanbul olarak tamamladım. Üç hafta boyunca nereye gittiysem çok çok güzel geçti. Yani tatil gibi tatil işte. Ye, iç, sıç, gez. Siesta!! Sonuç 4 kilo alarak geri dönüş. Olsun. Pekte koymadı açıkçası. Evet iki yıldır yürüyüş ve spor yapıyorum. Yiyecekler konusunda biraz daha dikkatliyim. Ama bedenimi seviyorum, ne istiyorsam o şekle giriyor. Tabiki çalışarak😀. Yok öyle şimdi yürüdüm şunu yiyebilirim, şu kadar spor yaptım bunu yiyebilirim? Çok hareket, az yemek ama ne yediğini bilmek. Ekmek, makarna, pilav, tatlı, alkol çıkacak hayattan. İşin sırrı bu. Ve bol bol su. Öyle su ki, her iki saatte bir çişe gideceksin. Bende böyle oluyor en azından. Yıllarca 67 kilo idim. (Yani cocuklardan sonra. Yoksa hep 49 dum) Sonra 64 te takılı kaldım. Sonra yürüyüşlerimi artırdım. 15 bin Adım gibi günlük. Sonra evde egzersiz. Dambıllar falan her türlü ekipmanı aldım eve. Çünkü spor salonunu sevemedim. Yazıldım yazıldım gitmedim. Ben özgür alanlarda, ormanlarda yürüyüşleri seviyorum. 64 den 58 indim. Türkiye dönüşünde tartıya çıktım 61 gösteriyordu. Olsun dedim. Hareketsiz, bol yemeli içmeli başka ne olacaktı ki. İki ay oldu döneli, eski rutinime döndüm ve şu an 57 yim. Seviyorum bedenimi. Ne istersem o oluyor. Bazen 56 yı görüyorum. Hedefim 55..

Resime merak saldığımı söylemiştim daha önce. Hatta geçen sezon bi kursa gitmiştim. Yaptım bazı resimler kendimce. Ama hiç bir zaman “işte bu” diyemedim. Hep bir başka resimlerden esinlenerek yaptığım şeylerdi. Evet, bi şeye benziyordu hatta aynısı oluyordu. Cin Ali resimlerinden öteye gitmeyen resimlerimin bu hale gelmesi bile beni mutlu ediyordu başta. Ama bana özgü bi şey yapamadim, yaptığım resimlere baktığımda hiç bir zaman “işte bu” diyemedim. Sadece evet yapabiliyormuşum ya, dememe neden oldu. Birde bir resim yapıyorsun, ne zaman bitti, bilemiyorsun. Hep bi eksik oluyor. 

İşte bir 29 kim günüydü. Öyle duygu yoğunluğu yaşadım ki; ne yapsam bilemedim. Havalar erken karardığı için ve bu hafta uzun çalıştığım için  ormanda yürüyüşede gidemedim. Resim yapmak istedim. Evin ortasında duran resim masamda başladım tuvale boya döküp fırçalamaya. Olmadı. Kuruttum. Tekrar döktüm boyayı. Cam sileceği ile yavaş yavaş boyaları tuvalin üzerinden geçirdim. Yavaş yavaş bi şeyler oluşmaya başladı. Biraz daha, biraz daha derken neden sonra“tamam, işte bu” dedim. Nasıl hoşuma gitti anlatamam. Benim duygu yoğunluğumu resmettim bana göre. 

Sonra bizim kardeşler grubuna gönderdim bi hevesle bu resmin fotosunu. Abim yazdı, derin bi his var ama çıkaramadım dedi. Ne görüyorsan o dedim. Sonra kızkardeşim ARTE kanalında gece yarısına kadar Türkiye belgeseli var izlerseniz, dedi. 
Sonra bi süre bu belgesel hakkında yazıştılar. Benim büyük hevesle yaptığım resmin hiç bir önemi yoktu. Dahil olmadım artık yazılara. Belliki ben başka alemdeydim, onlar başka alemde. Yazışmanın sonunda, kız kardeşimden “ama güzel olmuş resmin” diye bi yorum geldi. 

Ertesi gün, sakin kafa ile düşündüğümde herkesi anlamaya çalıştım. O gün ben çok heyecanıydım, onlar rutin hayatlarına devam ediyorlardı, benim heyecanımı anlayamazlardı ki. Ben abartmıştım biliyorum. 

O resim bu resim. Hala çok seviyorum bu resimi. Bir sergi açarsam eğer bu ilk başta olacak. Adı "jealousy"




1 Eylül 2019 Pazar

Göcmen Anneler Isviçre / Bern Buluşması

Bi kaç hafta önce Facebook’ta “göçmen anneler” grubunu keşfettim. Üye oldum. Göçmen anneler evrensel bir platform. Tüm dünyadan katılan göçmen kadınlar. Bazen adının “göçmen kadınlar” olsaydı dediğim olur. Çünkü herkes anne olmayabilir. Ama hepimizin kadın oluşu ortak özelliğimiz. Neyse bu grubun birde alt grupları var, GA Almanya, Belçika, İngiltere,  İsviçre vs gibi. Bende doğal olarak İsviçre grubuna dahil oldum. İyiki olmuşum. Facebook’u hiç bu kadar sevmemiştim daha önce. Aklınıza gelecek her konuda seviyeli bi şekilde yazıyorlar, konu ile bilgisi olan birileri cevap veriyor. Bi çok şey öğreniyorsun. Kimse kimseyi yeni sosyal medya terimi ile “linç” etmiyor. En azından ben görmedim şimdiye kadar. Facebook’ta en faydalı grup bence. 

Neyse ben asıl konuma geçeyim. İşte ben yıllardır Türkçe konuşabileceğim bir arkadaşım bile yok derken, bu GA İsviçre grubu yarama merhem oldu bugün. 

Gruptan iki üç kişi öncülük yapıp güzel bir buluşma organizasyonu yaptılar. Yer olarak Bern’i seçtiler. Orta yerde buluşmak adına. Bu benim çok hoşuma gitti:) Niye mi? Çünkü Bern’de yaşıyorum:)
Acaba kimlerle tanışacağım diye heyecanla bekledim 31 Ağustos’u. 

Hava nasıl güzel. Saat tam 12 de şehir merkezinde bir kafede buluştuk. Herkes kendi tasarımı ismimin yazılı olduğu bir yakalık iğnesi ile ve kocaman gülümsemesi ile gelmiş. Kısa bi tanışmanın ardından yine Bern’de yaşayan bir katılımcı arkadaşımızın mini rehberlik eşliğinde Aare nehri kıyısındaki Restoranımıza yürüdük. Rezervasyonumuz olduğu için bize ayrılan masalarımıza oturduk. Tahminim 30 kişi falandık. Kalabalık olunca herkesle konuşabilme fırsatın olmuyor, tesadüfen yanına kimler oturursa onlarla konuşarak daha samimi olabiliyorsun. Öyle tahmin ediyorum ki; kimin yanına düşersen düş hepsiyle kaynaşabileceğin düzeyde kadınlardı hepsi. Maalesef kimi ile sadece merhabalaşıp, vedalaşırken tanıştık, kimiyle daha samimi sohbetlere girdik. Herkesin  böyle bir buluşmaya susmamışcasına geldiğini gördüm. Basel, Zürich, Luzern, Chur, Zug, Biel, Solothurn, Neuchatel’den gelen, enerjisi büyük bir kadın grubuydu. Farklı yaşlarda, farklı meslek gruplarında, farklı şehirlerde, farklı yaşamları olan bu kadınları tanımaktan son derece mutlu oldum. Sonra birer, ikişer gittiler o uzaktan gelenler, veya küçük çocuğu olanlar. Biz demirbaşlar Bern gecelerine aktık diycemde, diğerlerine ayıp olmasın diye burda keseyim en iyisi:)) 
Yoksa, Münterplatformu, saat kulesini, Bernplatzta 1 pizzayı 5 kişi paylaştığımızı, şarap, bira eşliğinde yaptığımız sohbetleri anlatabilirdim:)

Güzel kadınlar hepinize çok teşekkürler.. Yine yapalım böyle bi buluşmayı. 
Göcmen anneler Isvicre / Bern bulusmasi 31.Agustos 2019