Sayfalar

31 Mart 2014 Pazartesi

Hiç umut biter mi?


Tamam seçimler öyle yada böyle sonuçlandı.. Hala sonuçlanmayan çekişmeli il ve ilçeler var.. Haa Türkiye haritası mı? Çoğu sarı evet.. Hile, usulsüzlük falan filan, neyse ne, büyük çoğunluk sarı.. Ee napalım? Ama diğer yüzde 55 i. Demokrasiye inanlardanım ama demokrasinin olmadığı bir yerde neye inanayım? 

Çoğunluk tamam.. Saygılıyım.. Ama oy'larının peşinde olan insanlar var.. Gece demeden, gündüz demeden.. Bu insanların verdiği emekler, evinde yatarak izleyen ve kazandiğina inanan insanın bir oy'undan çok daha değerli değil mi? Sonucu değiştirsin veya değiştirmesin.. Türkiye genelini değiştirsin veya değiştirmesin.. Hiç önemli değil, verdiği emek önemli. Emek verilen yerde mutlaka bir şey yeşerir. Filizlenir.. Korursan dal verir, büyür. Bir ateş bile küçük bir kıvılcımla başlar. Ya üstünü örterek, yada su sıkarak söndürürsün.. Ama Isınmak istiyorsan, üflersin, çoğaltırsın.. 
Uzun uzun yazmak istemiyorum, ısınmak istiyorsan üfle.. Üfle ki ateş çoğalsın.. Yada filiz veren dalı koru.. Koru ki, renklensin hayat.. Doğa hiç umudunu yitirmiyor, sende yitirme.. 
Umut biterse her şey biter. 

26 Mart 2014 Çarşamba

O pazar, bu pazar mi?

herkes oy kullanmali..
Seçimlere çok az kaldı.. İtiş kakış, zorlu bir dönem geçirdiniz, hala geçirmektesiniz.. Yaklaşık bir aydır ses ve görüntü kirliği ile şikayetleri çok okudum ve tv lerden izledim. Twitterde mivitirde sizinle yattım, sizinle kalktım.. Tapeler, ses kayıtları, 25 Mart bekleyişleri.. Resmen tape arsızı olmuştuk.. Okuduk, bildik, öğrendik.. Ne oldu? Hiç.. Hep daha fazlasını bekledik.. Daha ne olmalıydı onuda bilmiyorum.. Ama 25 Mart açıklaması hiç olmamalıydı iyiydi bence.. 25 Mart'tan sonra daha bir sesi yükseldi.. Nooldu? Fiyasko çıktı dedi. Eeeseeeeyyy, diye diye çattallandı ve kısılmaya başladı.  Ve sanırım ilk kez o gece çok daha iyi uyumuştur.. Aslında korku paçalardan akıyorduda ama bok sürdürmüyordu.. Çok insan toplayarak psikolojik baskı yapmaya çalışıyordu.  Bu aslında Hitlerin yöntemiymiş, öyle dedi, oğullarımdan bir tanesi. 
Aslında bu tapeler ve ses kayıtları ben ve benim gibilerin düşüncelerini pek değiştirmedi, acaba o g. Kılları seviyesine inerse daha iyi olur diye düşündüm ama. Yok.. 8 milyon üyesi varmış.. Paralı üyelerimiş bunlar.. E bu üyeler yanında en az bir kişiyi götürse.. Durum vahim.. 
Cem Yılmaz'ın "Eğitim şart" espirisi çok yerinde.,eğitimsiz insanların oranı çok olan bir ülkede bu olanlar çok normal.. 
Hiç bir zaman Avrupa veya başka gelişmiş ülkeleri örnek göstererek ülkemi küçümsemedim. Evet Türkiye farkli bir ülke, yardımsever, Misafirperver, komşuluk ilişkileri, akşam saatlerinde kapı önünde kadınların dedikodu söyleşileri, birbirlerine sahanda bir yemek, yada aşûre dağıtmaları, mahallenin mert delikanlısı, yaşlısına saygılı, gencine sevimli, çiçekli basma maksili kadınlar, başlarında yine çiçekli yazmalar, yada tam tersi. Tiyatroda, sinemada, milletvekili, doktor, avukat, mühendis kadınlar.. Hepsi ayrı nitelikli hepsi ayrı güzel.  Çok sesli bir koro gibi.. Oradan uzakta olsam çok sevdim, ve tanıdığım Avrupalı tanıdıklarıma kişiliğimle, duruşumla, düşüncelerimle ülkemi temsil ettim.. Çünkü insanlar biraz tanıştıktan sonra, nerden geliyorsunuz sorusuyla karşılaşıyoruz.. Haa benim için çok önemli mi? Yooo.. Insan olmak yetiyor bana. Laf fafi açar, laf g*tü açar derdi ninem.. Nerden nereye geldim. 
Kafam öyle karışıkki toparlayamıyorum..
Şunu diyecektim, çok uzun yıllardır Avrupadayım.. Çok seçimler gördüm.. Ama hiç bir zaman ne ses nede görüntü kirliliği yaşamadım. Herkes partilerin bildirilerini okur, tv lerde dinler, afişlerde vardır. Bunun dişinda bir şey olmaz.. Halk bilinçlidir, gider oyunu kullanır gelir.. Örneğin burada yani İsviçrede'de bu hafta sonu seçimler varmış.. Hiç haberim yok mesela.. Çünkü oy kullanma hakkım da yok.. Hayatımda hiç oy kullanamadım.. Türkiye'den 18 yaşın altında ayrıldım. Yaşadığım ülkede yabancı idim kullanamadım. O ülke vatandaşı oldum, sonra başka bir ülkeye yerleştim.. Hala oy kullanamıyorum.. Bu nasıl kötü bir şey anlatamam size.. Sen bir hiç anlamına geliyorsun.. Ama vergi ödemeye gelince "hiç" değiliz. O zaman vatandaşız.. Oda başka tabi. Keşke bir yerde oy kullanma hakkımız olsaydı.. Örneğin Avrupalı bir insan dünyanın başka bir ülkesinde yaşıyorsa, ülkesinin seçimlerine mektupla katılabiliyor.. Bizde böyle bir şey yok.. O yüzden pek ses çıkaramıyoruz hiç bir yerde.. Bir oy bir ses demektir.. Senin sesin o.. Yaşadığın ülkeye bende varım demek.. Bu çok değerli bir şeydir.  Kendini önemseyen herkes bende varım demeli.. Bunu başkaları için değil, kendi için yapmalı.. Daha sonra konuşabilmek için yapmalı.. 
Özgürce, yüreğini dinleyerek, eli titremeden oy kullanmalı.. Kime olursa olsun, ancak o zaman demokratik bir seçim olabilir.. Ve ancak o zaman, seçim yolsuzluklarının önüne geçilebilir.. Sonuçta seçmen sayısı bellidir., herkes oyunu kullanırsa ve seçmem sayısından daha fazla oy çıkarsa, demek ki bir usulsüzlük vardır.. Sırf bu yüzden bile oy kullanılmalıdır. 

Birde şu var, herkes oy kullanmadan gezi olaylarından sonra olanları bir kez daha gözünün önüne getirsin.. 
Yasaklı bir ülke mi, demokratik bir ülke mi? Ne istediğinize kendiniz karar verin.. 

Haa, tüm bunlardan bana ne dimi? O ülkede yaşamıyorum sonuçta.. Oy kullanamıyorum.. Aslında bir hiçim.  Ama inanın o ülkede yaşıyormuşum gibi hissediyorum kendimi bu iletişim çağında.. Ve bütün dünya insanları ilgilendiriyor beni.. 



11 Mart 2014 Salı

#BerkinElvan onurumuzdur..


Zaman aslında 16 Haziran 2013 bir Pazar günü durdu senin için. Annen, baban ve iki ablanla birlikte bir pazar kahvaltısına oturmak üzereyken.. Ekmek almaya gittin.. Gezi yüzünden zaten hareketli olan sokaklardaki Abi'lerin seni uyarmışlar.. Ben "çocuğum bana bir şey yapmazlar" demişsin.  Girmişsin bidaha gelmemişsin. Ah kara kaşlı, kara gözlü oğlum, kardeşim.. Kendin gibi mi sandın? Bilemezdin tabi, onların çocuk katili olduğunu, doğa katili olduğunu, ağaç, orman katili olduğunu.. 
Ama güzel kardeşim, seninde suçun varmış. Sen öteki olarak doğmuşsun.. Annen, baban Aleviymiş! Sen neden seçmedinki hangi anne babada ve nerede doğacağını? Grup Yorum şarkıları falan dinliyormuşsun? Birazda afacanmışsın? Bilmezmisin ki, senin yaşadığın ülkede öteki olmayacaksın, yaramaz olmayacaksın, farklı olmayacaksın..

Güzel kardeşim.. Canım oğlum. Kara kaşlım, kara gözlüm.. Annesinin biriciği.. Teyzesinin gülü. Ablalarının biriciği. Sen melek olup uçtun ya bugün? Sen gittikten sonra hepimizi bir titrerttin sen. Yine yaramazlik yaptın. Yine çok üzdün. Bu sefer hepimizi üzdün.. Ülke bugün taziye evi gibi. Bir tek, ama bir tek o sorumlu olan var ya, hani heryerde bas bas bağıran, Davos'larda falan başka liderlere "siz cocuk öldürmeyi iyi bilirsiniz" diyen, işte bir tek o ağzına bile alamadı seni.. Almasında zaten.. 

İşte böyle bir şey faşizme karşı direnmek.. Senin küçücük bedenin tekrar hatırlattı bunu bize.. Gerçekten utanıyorum.. Ve biz hala gerisini getiremiyorsak bizede yuh olsun. 

8 Mart 2014 Cumartesi

Benim emekçi kadınlarım'ın öyküleri..


Mudurnu,lu Zehra Nine..

Bir kadın.. Tesadüfen Türkiye'de doğuyor.. Doğumu cumhuriyet öncesine rastlıyor.. Üç kız kardeşin en büyüğü.. Zaten aralarında en fazla bir yada iki yaş var.. Üçüz gibiler.. Bize anlattığı kadarı ile babası yıllarca askerlik yapıyor.. Hemen hemen hiç görmemiş babasını, hayal mayal hatırlıyor. Ama yaşadığı bir olay ömrü boyunca refakat ediyor ve gözlerinin önünden hiç gitmiyor.. Bu kadın daha 7 yaşlarında iken oluyor bu olay.. Babası, ikindi yada akşam namazını kılarken köyü basan çeteler tarafından kurşuna diziliyor.. Baba orada ölüyor. 7 yaşındaki kız çok etkileniyor bu olaydan.. Kolay mı? Yaşamındaki en saygı duyduğu ve sevdiği babası gözlerinin önünde öldürülüyor, bundan âlâ acı mı olur.. Daha dirençli, daha dik duruyor.. O dönemler yaşam şartları çetin.. Psikoloji bozulması nedir bilmiyorlar bile.. Hayat neyi getiriyorsa onu yaşıyorlar.. Geride kalan iki kız kardeşi ve annesi ile hayata tutunmaya çalışıyor.. Zaman artık nasıl geçiyorsa geçiyor, bu kız çocuğuda diğer kardeşleri gibi büyüyor, serpiliyor. Üçüde birbirinden güzel. Akçacık ten, fındık gibi burun, elma yanaklar, kiraz dudaklar.. Ama, güzelliğinden çok kişiliği gelişmiş. Evlenme vakti geliyor..  Bir köye gelin gidiyor, at üzerinde.. Kocasını ilk kez o gün görüyor.. Hiç sevemiyor. Adam birde çirkin, gözünün birine çocukken çomak girmiş, beyazı siyahina karışmış, şaşı bakıyor, birde saf adam. Bir o kadarda deli.Köylü tarafından hem sevilen hemde alay edilen bir adam.. Kadın buda benim alın yazım deyip sahip çıkıyor hayatına.. İlkeli ve kararlı tutumu kocasına saygınlık kazandırıyor. Iki oğulları oluyor. 1938 depremini derinden hissediyorlar. Evleri yanıyor.. Yeniden bir ev yapıyırlar. Oğullar büyüyor, evleniyor ve gurbete gidiyorlar.. Torun torba sahibi oluyorlar.. Kocası bir kış günü ölüyor. Kocasının ardından ağlamaması onu sevmediğinden değil, ölülerin arkasından ağlamanın günah olduğuna inanması.. Tir tir titriyor, ağzı, çenesi büzülüyor ama inatla gözünden o yaşı dökmüyor. 

Kadın yapayanlız kalıyor.. Torunlar gidiyor tatillerde yanina. 
Kadın çok güçlü, kadın çok çalışkan, kadın çok bilge, kadın çok temiz, kadın inançlı, kadın üretken.. 
Kadın kilim dokuyor, çarşaf dokuyor, peşkir dokuyor, tek ineğinden süt sağıp yoğurt, peynir, tereyağı yapıp şeherde (köyün kasabası) büyük pazarda satıp, evin ihtiyaçlarını alıyor. Eve zaten sadece sıvı yağ, tuz, kibrit ve senede 1 kere tüp alıyor.. Tüpü çok nadir kullanıyor.. Ya ocakta ya sobada yada maldız'da pişiriyor yemekleri.. Şeker yine tarlalarda ekilen şeker pancarından satılip payına düşeni alıyor çuvalla. Bu ona yetiyor..
Çamaşırlarını kil ile yıkıyor.. Kil'i dağlardan çıkarıyor. Ekmeği kendi ektiği buğdaydan, hatta makarnayı, erişteyi ve tarhanayıda bu mahsülden yapıyor.. Sebze ve meyva yine bahçeden kendi üretimi.. Yumurta bile satıyor evin kapısında dolaşan o renkli tavuklardan. Sabah saat kurmak ne bilmiyor, Horoz kaldırıyor sabah namazına. Koza üretiyor, ipek satıyor.. 
Torunlarınada öğretmeye çalışıyor bu yaşadıklarını. Hemde en titizinden.. Disiplini seven bir kadın..Kendi yaşadığı hayatı yaşamayan torunlar, bu kadını anlamakta zorluk çekiyor.. Oyunun en güzel yerinde ve tam ortasında çağrıyor. Kışın tam ortasında kızakla kayarken eve ıslak ve üşümüş bir şekilde gelen torunlara yine soğuk suyla veya karla yıkaması yine kadının sertliği ile algılanıyor.. Yemek yeme adabı.. Hele bi ellerle yemeye kalk, yada döke şaça!! Hiç ama hiç hoşlanmıyor bu durumdan. Torunlarına kaşıkla döküp saçmadan nasıl yenir gösteriyor.. "Şöyle kaşıkla alır, tabağın kenarına sıyırır, hiç dökmeden, Almanya'yı dolaşır gelir, ağzıma atarım" diyor. Elle yenecek bir yemek varsa, sadece iki parmakla, baş parmak ve işaret parmağı, diyor. Erken kalkın diyor. Çalışkan olun diyor. Ağır olun diyor. Hafif taşı herkes herkes yerinden kaldırır, dağda bayırda çişe oturan, kıçını siler atıverir ağır taşı kimse yerinden kaldıramaz, diyor. Yaptığınız bana ise öğrendiğiniz kendinize, diyor.. Her söze mutlaka bir atasözü ile giriyor. Söyledikleri düşündürüyor.. Uzun ve hiçte kolay geçmeyen bir hayatı oluyor.. Hiç bir zaman şikayet etmiyor.. Hayatın üstüne üstüne gidiyor.. Yaşı tam olarak bilinmiyor bu kadının.. Ama 100 e merdiven dayıyor.. Hatta torununun torununu görüyor.. Ve dimdik ayakta ölüyor..

Evet bu kadın benim ninemdi. (Babaannem) Hayat dersini ondan aldım... Çiçekleri, böcekleri, ağacı, hayvanı, doğayı, dik durmayı ondan öğrendim.. Keşke onun kadar disiplinli ve çalışkan olabilseydim.. Kime çektim ben bilmem?
Geçen yıl, Tütün fabrikası işçisi ananemi yazmıştım.. "Buda benim emekci kadinim" diye.. Bu sene ise fabrika işçisi değil ama yine emektar bir kadını, ninemi yazmak istedim.. 

Bu iki güzel kadının üzerimde emeği ve hakları çok.. Onlar 8 Mart'ın ne olduğunu hiç bilmediler ama, hep o ruhu yaşadılar, yine bilmeden.. 
Huzur içinde uyuyun.. Sizi hiç unutmuyorum, bu yazılarlada unutturmayacağım..

Nur yüzlü ninem benim..