Sayfalar

27 Mart 2015 Cuma

Uçak Kazası, tv ler, habercilik..

Berbat, basit, kötü, arabesk, kaderci, ağlak, reyting delisi bir yayın anlayışı var türk televizyonlarında. Yaşadığım ülke konumu ile, antensiz her eve kablo yöntemiyle istesekte istemesekte, Almanya, Avusturya, İtalya, Fransa tvlerini izleyebiliyoruz. İsviçre'nin sadece 4 kanalı var. Birde İsviçrelilerin evinde tv göremezsin. Küçük ekran gizli saklı bi yerdedir. Bizde ise, salonda ilk tv ben burdayım der kocaman ekranı ile. 

Bu tv kanallarinin bir bedeli var tabi, radyo, televizyon olsun olmasın, ücret ödüyoruz. Bu ikisi yoksa, bilgisayar vardır, oradan dinliyor veya izliyor olabileceğimiz için mutlaka belli bi ücret ödeniyor. Başka özel kanallar istenirse ekstra ücret ödeniyor. Yani türk tv vs. Hal böyle iken, madem ben bir hizmet karşılığı bir ücret ödüyorum, o zaman eleştirme hakkım var diye düşünüyorum.. 

Nerden geldim bu konuya? Bilindiği gibi en son Barcaleno'dan Düsseldof'a giden "Germanwings" uçağı Fransa alplerinde düştü. Bu çok trajik bi olay. Etkilenmemek mümkün değil. Hepimiz uçuyoruz ordan oraya. Hala en güvenilir ulaşım aracı. Istatistiklere göre bir insan 14 milyon kere uçarsa böyle bir faciaya denkgelirmiş güya. Burada istatistiklerinde bi anlamı yok. Loto oynasam tutmaz, ama böyle bir kaza hep olası. Belkide o uçakta ilk kez yolculukta yapanlar vardı. Orada 150 kişinin ailesi, hayatı, ve hikayesi vardı. 
Eğer bu olay bizim ülkemizde olsaydı, bokunu çıkarırdı tv ler. Ağlayan, dövünen, aile bireylerinin gözüne gözüne sokarlardı o kameraları. Zaten çok acı olan bi durumu daha acı bi duruma getirmek için o insanların acısına saygısızca davranıp arabeskleştirirlerdi. Acıdan beslenen bir toplum var ya hani, değil reyting için sineğin gözündeki yağı, götündeki yağı bile çıkarırlardı. 

Yazılı olarak okuduk zaten olayın dramatik boyutunu, öğrencilerin olduğunu, hatta bu öğrencilerin kura ile çekildiğini, kura'nın çıkmadığı öğrencilerin üzülürken, "siz kazandınız" demeleri çok trajik. Neyi kazandılar? Ölümü asla kazanmadılar, ama seçtiler acı bir şekilde. Bizim gençlerden biride 3 hafta sonra sınıf gezisi için İspanya, Valencia'ya gidecek. O Yüzden derinden hissettim o ailelerin acısını. Hepimizin başına gelebilir. 

Asıl söylemek istediğim şu. Tv lerde, ağlayan tek bir yüz bile gösterilmedi. Bu bir saygıdır. Bu bir, dürüst habercilik anlayışıdır. Olay nasıl olmuş, incelemer, ve ne yapılması gerekir, yani olayın duygusal yönünden çok teknik bilgileri verildi, bilir kişiler konuştu. Olan olmuş artık, geriye dönüşü yok, o yüzden dövünmerin tv lerde gösterilmesinin anlamada yok. Bırakın, yakınları son kez o acıyı sessizce yaşasınlar. Çok seyrek olan böyle trajik kazalarda zaten hiç bir zaman, ne mozaiklenmiş kanlı görüntüler, nede ağlayan aile bireyleri asla gösterilmez. 

Bir pilotun depresyon hastalığından söz ediliyor. Bir çok yorum okudum. Lufthansa'nın yan kuruluşu olan Germanwings,in teknik hata değilde pilot hatası olması, işlerine gelecektir diye düşünsemde, iç sesim bunun böyle olmadığını söylüyor. Çünkü, Avrupa'da ve hatta Almanya'da güvenliğin hala en önemli olduğunu düşünüyorum. Yani insan hayatının, kocaman bir konzern olan Lufthansanın yanında bile daha önemli olduğunu düşündüklerini, düşünüyorum. Hak ve hukuğun bilincindeler. 

Böyle teknik bilgiler verilince insan ister istemez ne yapılması gerekir diye düşünüyor.  

Burada aklıma gelen şu. Almanya'da yaşarken bir seyahat Şirketinde çalışıyordum. Sezon dışı bedava uçabiliyorduk. Sene '94. Bir gün İstanbul'a uçarken 19 yolcuyduk. Hostes kokpite girmek isteyen yolcu varsa tek tek alabiliriz diye anons etti. Hemen parmak kaldırdım ilkokul öğrencisi gibi. Girdim kokpite. 3 Pilot vardı. Karanlık bir yerde bir sürü ibre, düğme, telsiz konuşmaları. Araba sürer gibi önlerine bakmıyorlar. Yiyorlar, içiyorlar, sohbet ediyorlar. Seviyor musunuz mesleğinizi diye sorduğumda, Dünya'ya bi daha gelsem yine pilot olmak isterdim, dediğini hiç unutmuyorum. Insan yaptığı işi çok sevmeli. Sonra çıktım kokpitten. 

Birde aklıma şu geldi.. İlk kez uçakla Almanya'ya uçuyorum. Köln Havaalanı'na uçağın tekerleri basar basmaz bir alkış kopmuştu uçak içinde. Tüylerim ayağa kalkmıştı. Yıllar sonra bu azaldı, şimdi hemen hemen hiç yok. Tek tük alkışlayana bile gülerdim, ne varki alkışlayacak, diye. Şimdi farklı düşünüyorum. Herkes şoför olabilir ama herkes pilot olamaz. Ağır şartları var. Gökyüzünde canımız onlara emanet. Ne olur ki alkışlasak. Motivasyonları artar. Mutlu olurlar. 

Bu son uçak kazasında, aklıma gelen şu oldu. Uçak Şirketleri yeni ve güvenli uygulamalar yapmalı. Mesela 3 pilot olmalı. Biri wc ye gittiğinde iki kişi kalmalı kokpitte. Ve birbirlerini tanımamalı. Uzun uçuşlarda 3 pilot, yakın uçuşlarda iki pilot ama tuvalet yasak olmalı, tıpkı tren makinistleri gibi. Aklıma gelen bu.

O uçakta üçüncü bir pilot olsaydı bugün o insanlar yaşıyor olacaktı. 150 insanın hayatı mı? Üçüncü pilotun maaşı mı? Hangisi daha değerli? İşte bütün mesele bu!!

23 Mart 2015 Pazartesi

O neydi gızzz, biri geldi götçek'e haysiyetsiz dedi:))

Bülent Arınç'tan söz ediyorum.. O neydi? 

Valla bugün Bülent Arınç'ın yaptığı açıklamaları ilgi ile izledim. Sevindim, çünkü hepimizin bildiği pisliklerini kendi içlerinden biri anlattığı için. Sevinmedim, çünkü yapılan bu pislikleri bilipte konuşmadığı için. Bu hükümette herkes birbirine gebe. Herkes bir şeyler götürmüş. Görünen o.  Biri az, biri fazla.. İçten içe içerlenmişler, ama gıklarını çıkaramamışlar.  O kadar çok pislemişler ki, o kadar çok sıçmışlar ki, ortalığı bok götürüyor. Artık bastıkça o bok birbirlerine sıçramaya başladı. 

M. Götçek'i (evet Götçek) bitim kadar sevmem. O sinir bozucu sırıtışlarının ardındaki pisliği görüyordum çünkü. Bir kaşık suda birini boğ deseler ilk sırada gelir. Gerçi kimseyi boğamam, ama bi boğan olsa üzülmezdim. O ayrı konuda, ya Arınç? Onuda sevmem aslında. Ağlayarak, acındırarak sağ gösterip sol vuranlardan.. 

Bu akşamki yaptığı açıklamanın benim nazarımda hiç bir hükmü yok. Bizim bildiğimiz şeyleri söyledi. Ha şöyle bi hükmü olabilir, kendi içlerinde birbirlerini çökertme olabilir. Bunuda zevkle izlerim. 

Ama burada başka bi şey aklıma takılıyor. Bunları bilen Arınç neden sustu o zamanlar? Neden şimdi konuşuyor? Herkes nemalandı bir şeylerden. Artık bitti. Haziranda bitiyor bazı Milletvekillikleri, Bakanlıkları. Giderayak vicdanlar mı yükseldi? Hayır.. Vicdanlarını arasalar bulamazlar. Kıskançlık, hasetlik, pislik.. Yesinler birbirlerini.. Hepsi birbirinden rezil. 

Konuşmaların içinde geçen kelimeler; "kucağa oturmak, havlamak, haysiyetsiz şahıs, parsel parsel Ankara'yı satmak, yaranmak, Götçek hakkında 100 (yüz) konu, beni daha fazla konuşturmasın" gibi. Bunlar çok ağır ve iddalı şeyler aslında. Aslında diyorum, çünkü biz neler gördük, (tapeler, hırsızlıklar, ayakkabı kutuları, sıfırlayamamak, gibi vs.) Haksızlık karşısında susan şeytandır, dersiniz ya hep. Neden sustunuz? Biz biliyoruz sustuğunuzuda, şu sizin g*t kıllarınızda anlar belki, siz anlatırsanız. Erdoğan'a rağmen belki.. O yine başlar gerçi, kandırıldık aldatıldık, parelel, zart zurt demeye. 

Yoksa Fuat Avni, Arınç mı lan? Ne Fuat Avni'imiş arkadaş? 

Son söyleyeceğim şudur.. Yiyin birbirinizi.. Çökertin kendinizi. Herşeyin bir bedeli ve bir sonu var. Bak burada Almanlar'ın bi deyimi aklıma geldi. "Alles hat eine Ende, nur die Wurst hat zwei" yani "Herşeyin bir sonu var, sadece sucuğun iki" gibi bir şey. Bilmiyorum bu hükümet sucuk mu, yoksa ahtapot mu? 

Böyle işte ya.. 


7 Mart 2015 Cumartesi

Kadın olmak...

Resim: Antonella K.

Şiir olurum, türkü olurum, çiçek olurum, toprak olurum, töre olurum, namus olurum, ekmek olurum, başörtüsü olurum, kahkaha olurum, meze olurum, şarap olurum, kelebek olurum, arı olurum, karınca olurum, dere olurum, ırmak olurum, deniz olurum.. Ana olurum, cennet olurum hatta... Herşey olurumda "kadın" olamam. Doğarken bile suçlu doğarım.. 

Ne güzel bir kız çocuğu deyip, saçlarım okşanır, "kadın" olunca o saçlarimla sokaklarda sürüklenirim.. 

Önce kaşıma, gözüme, bedenime şiirler yazılır, türküler yakılır, sonra  sokak ortasında yakılırım.. 

Kadınca duygularım olur, en saf, en temiz duygularımla aşık olurum, töre için öldürülürüm.. 

Ana olduğum için cenneti ayaklarımın altına koyarlar, "kadın" olduğum için beni cennetten kovarlar.. 

Ana'lığımı bile doya doya yaşatmazlar bana.. Ekmek almaya giden oğlumu vururlar. Cennetten cehenneme terfi ederim böylece.. 
Sonra "ana" lığımı Cumartesi'lerde ararım.. 
Umutlarım hiç tükenmez benim.. Çünkü KADIN ım ben.. Anlayamazsınız.. 

8 Mart Dünya Kadınlar günümüz kutlu olsun.. 

(Yukardaki resim bizim Persembe Kadinlarindan Antonella K. nin fircasindan. Amatörce yaptigini söylüyor, ama bana göre cok basarili.)


3 Mart 2015 Salı

Bahça.. Bostan.. Tohum..


bizim köyden..

"Ayyy..pek duravadım bugün" deyerek geldi şu görünen yoldan Zehraba ve oturdu gapı önündeki çulun üzerine.. Elindeki bi dutam maydinizi yanındakı daşın üstüne godu. Ilkipta gözüne gaçan teri yazmasının ucunnan sildi, sonrada alnını.. Sırtına bi havlu sokuşturdum, üşüdüpte hasta ne olmasın deye. Nerden gelibatısınız, dedim. Dımışkıdan, dedi. Emme yüzü hiç gülmüyo, burnundan soluyup duru. Neye gızdınız bu gada, dedim. Gızılmayacak gibi mi gızım gı, elimizde avcımızda bi tohumlarımız varıdı, onada gözleni diktiler bu mürd olasıcıkla, kezeri kalkasıcıklaa, dedi. Gı, ne deyosunuz siz, kime deyosunuz, kim neyimize göz dikmiş, dedim. Deli deli gonuşma, bi boktan habarınız yok, diye azarladı beni.. Sonrada açtı ağzını yumdu gözünü, çığırı çığırıvedi.. Gı, ne cıllayasunuz, dedim, emme nerasın gatiyyen susmayo.. 3 senedir yerli tohum üretmek yasağımış. Zireetten ital tohum alacakmışız, tarım bakanlığı öne demiş. Bizim tohumlamızın köküne gıran mı girdi, ne deye elalemin neüdüğü belli omayan tohumunu alacan, gide, eke, kendi tohumumu kendim üredirin, bi başıma gasamda böyle yapacan diyo. Gitmiş, Dımışkıya, Akınbeline, Kavakpınarına ne kada bostan varısa ekmiş. Fasılye, badılcan, domatis, patatis, salatalık, Gabak, garık altlanada Mısır ekmiş.. O tohumları üretecen, torunlama bırakacan deyo. Gı Zehraba, bi tohum için yaptığınız şeye bakın, neye bu gada gücünüzü gurudubatsınız, ithal tohum daha iyi, goca goca oluyormuş ürünleri, çokta veriyormuş, deyolla, dedim.. He, sizde vere vere bi yerleniz goca goca omuş, dedi, Bi şey annamadım... 

Sonra galktı, taşın üzerine goduğu maydinizleri aldı, gurşanede taze tarna çorbası yaptı. Maydinizleri içine doğradı. Gokusu taaa dışarıya gada geldi.. Bunu mu demek istedi acaba??

( Mudurnu sivesi ile yazilmistir)