Sayfalar

28 Nisan 2016 Perşembe

Şarap Burcuyum Ben.. Challenge (17)


17. Burcunuz nedir? Sizinle uyumlu olan özellikler hangileri?

Burcum Koç. Nisan doğumluyum. Burçlardan ve astrolojiden hiç anlamam. Bir bilim dalı olabilir. Ama burçlara göre hareket etmem. Hangi Burcun hangi özelliği var onuda bilmem. Burcumu okurken, iyi bir şeyse ha evet, derim. Kötü bir şeyse aman be, afkuruyor, inanmam böyle şeylere derim. Kahve falıda öyle. Ne zaman Türkiye'ye gitsem o fincan kapanacak. Ve bir şeyleri duyma isteğim. Sonra unuturum söylenilenleri. İnanmadığından olabilir. . Türk kahvesi ve ardından telve falı bir eğlence, bir kültür gibi gelir bana, ve severim. 

Yani demem o ki, güzel şeyler duyarsam inanasım gelir, güzel olmayana karşı realistim, inanmam. 

Hele birde böyle burçlara göre davrananlar yok mu? Ama hepsi mutsuz.. Güya ona göre davranıyorlar!! Yok neymiş efendim,  yükseleni şurdaymış, alçalanı burdaymış, Mars Jüpiter'e girmiş, Jüpiter Uranusa.. Güneş şurdaymış, ay burdaymış. Hepsi birer NASA bilim insanı!!! Ben inanmıyorum, gözle görülmeyen, elle tutulmayan, bilimsel kanıtlanmayan şeylere. Astroloji bir bilim dalı evet. Burçlardan öte bir şey olmalı. 
Belki ben kavrayamıyorum, bilmiyorum. 

Sarap burcuyum ben.. 

Challenge (16), El Yazisi ile Sacakli'ya Metktup..

16. Hadi bize el yazınızı gösterin.

Madem günün sorusu bu.. 

O zaman bu çelinci başlatan Saçaklı'ya bir mektup yazayım,  bari bir işe yarasın yazdıklarım dedim😀 ara sıra uğruyor gibi buralara, belki görür.. Belki okur.. 


Saçakli'ya Mektup..

26 Nisan 2016 Salı

Challenge devam.. 13, 14, 15


13. Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?

Favori bir şiirim yok. Ezberimde şiir olmadığı gibi, Şiir okuyacak kadar buğulu bir sesimde yok. Ama severim şiirleri. Bir şiir bir kalın bir romanla eşdeğerdir bazen. Bir şeyin güzelliğini vurgularken "şiir gibi" deriz. 
Bir şiirle sonlandırayım bu soruyu.. 

DEĞİŞİM
İnce uzun bir hayvan  
Çarpıyor  
Çarpıyor  
Çarpıyordu kendini taşlara.  
Canı mı sıkılıyor  
Can mı çekişiyordu yoksa?  
Yok efendim dedi yanımdaki adam  
Gömlek değiştiriyor yılan  
Bu hallerden anlarız dedi az çok  
Biz de sınıf değişmiştik bir zaman
Can Yücel

14. Özel bir yeteneğiniz var mı?

Dilimle burnuma yada dirseğime erişemem. Ama dikildiğimde eğilerek başımı dizime değdirebilirim 😀 ha birde güzel pizza yaparım, yetenek sayılırsa 😀 

15. Favori mevsiminiz hangisi? Neden?

Bahar benim favori mevsimim. Bi çoğumuzun öyledir. Kuş seslerini daha çok duyarız bahar sabahlarında. Bitkiler daha çıtır yeşil. Çiçekler daha diri.. Hem toprağa bir şeyler ekme zamanıdır. Ekme, bekleme zamanı. Doğa gibi umutlarımda yeşerir yine ve yeniden. Her ne kadar dün ve önceki gün kar yağsada buralara toprak kabul etmedi, eritti. 

Şu çiçeği gördüm geçen Antonellanın bahçesinde. Nasıl güzel bir şey. Almanca "Schachblumen" Türkçeye çevirsem satranç çiçeği oluyor. Ama Google de buna benzer bir şey bulamadım. Almanca verince çıkıyor ama. Bu  1993 yılının çiçeği seçilmiş.. 


"Fritillaria meleagris" 

Nisan sonunda kar..

22 Nisan 2016 Cuma

23 Nisan, Anilar, Meydan Okuma, Gün (12)


1976-77 öğretim yılı. Atatürk İlkokulu. Sınıfın kızları hep bir örnek  bu elbiseden giyecek. Ananne, dede, dayılar, teyzeler kalabalık bir aileyiz. Anne baba Almanya'da. Sarı badanalı, üç oda bir mutfak bir evde oturuyoruz. Kira 25 lira. Evin önünden bir araç geçse ev titrerdi. Komşuluklar sağlamdı. Tütün fabrikasında çalışan ananemin maaşı ile geçinirdi bütün aile. Birde Almanya'dan bizim için para gelirmiş. Bilmiyorum. Bayram kapıya dayanmış, benim elbisem hala yok. Nasıl üzülüyorum. Basma alınacak, sutaşı denilen zikzak şerit, ceplere, yakaya ve kol manşeti için, ve terziye diktirelicek.. Elbisenin tüm masrafı 20 liraydı, hiç unutmuyorum. Neredeyse bir aylık ev kirasına bedel. Daha ponponlu çorap alınacak, ayakkabı alınacak. Son gün, ananem ne yaptı etti, basmayı aldı, arkadaşı olan terzi Fatmaanıma gittik. Gece orada sabahladığımızı hatırlıyorum. Boynunun iki yanından sarkan mezrosu ve ağzında topladığı toplu iğnelerle sürekli prova alıyordu. Ayakları ile bir öne bir arkaya bastığı Singer makinasının sesinde uyukluyordum. Çok çocuklu bir kadındı Fatmaanım teyze. Benim elbisem sabaha hazırdı. Çok Mutluydum. Çoraplarım ponponlu değil, düz beyazdı. Ayakkabılarımda farklıydı. Olsun elbisem vardı ama. Çıktım şiirimide okudum. Alkışımıda aldım. Beni izlemeye yine ananem gelmişti.. Böyle bir anımı paylaşmak istedim, bu özel günde. 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayram'ı kutlu olsun. Çocuk ve Bayram. Bu iki kelime yan yana ne hoş geliyor kulağa.. Anılarım kadar sıcak..

Yukarda yazdıklarım İG ve face de paylaştıklarım. Blog daha farklı. Burada daha fazla fotoğraf paylaşacağım. Geçen yaz köye gittiğimde fotoğrafladım bu fotoğrafları. Almaya kıyamadım. Yıllardır aynı yerdeler, hiç kaybolmazlar, yerlerinden etmek istemedim fotoğrafda olsa.

O Zaman'lar böyle Bayram'lar için çalışmalar yapılırdı. Emek verilirdi. O gösteriler biz çocukları çok heyecanlandırırdı. Dünyanın hiç bir ülkesinde çocuklara adanmış bir bayram yok. Ama ne gariptir ki, ülkemizin çocukları Bayram'ı olmayan ülkelerin çocuklarından daha mutsuz. Çocuk ve Bayram ne kadar güzel geliyorsa kulağa, çocuk ve tecavüz o kadar çirkin geliyor. Maalesef bu olaylarada artık duya duya tepkisizleştik, diğer yolsuzluklar, hırsızlıklar, ölümler gibi. Şehitleri çok önemsermiş gibi, 23 Nisan etkinliklerini iptal etmiş. Çocuk Bayram'ının kime ne zararı olabilir? Expo 2016 için görkemli bir açılış yaparken, terör ve şehitler anlamını neden kaybediyor diye sorarım. Varya çocukları hiç sevmeyen bir iktidar var. Ne çocuğu, insanları sevmeyen, doğayı sevmeyen, hayvanları sevmeyen. Daha doğrusu Sevgi'yi sevmemeyen iktidar. Zorla giriyorlar hayatımıza. Ya zaten sınırlı sayıda Tr TV kanalı var evimizde. Akşam eve gediğinizde haber saatine denk geliyor. Ne zaman haber izlesem höyküren, bağıran bir zat. Yeter da, ben bu kadar azarı sevmediğim babamdan işitmedim! Sen kimsin ki, her gün TV den beni azarlıyorsun? Seni tanımıyorum, ve saygı duymuyorum.. Bak bunu senden öğrendim😀 ilk kez bu anarşist yanın hoş gibi geldi, ama onuda yanlış yerde yaptın.

Neymiş efendim, Ensar fakfında yaşanan çirkin olaydaki öğretmene 500 küsür yıl hapis cezası verilmiş. Yedik bizde. Herşey göstermelik.

Günün Meydan Okuma Sorusu  var sırada. Buna cevap, at şeyine kelebek konmuş gibi olacak. Bütün sorulara samimi cevap verdiğim için bunuda samimi bir şekilde cevaplayacağım. 

12. İlk arabanız neydi? Peki ya şuan kullandığınız araç?

Gençliğimde kendime ait bir arabam olmadı. Abimle paylaştığımız araçlarımız oldu. Ve o dönemler en sevdiğim Marka Golf'dü. Beyaz çok sevdiğim Golf'ümüz vardı. Ana sadece bana ait değildi. Sonra Mini en sevdiğim araç oldu. Varsa yoksa Mini. Bütün markalar bir yana, mini bir yana. Sonra yıllar sonra Mini sahibi oldum. Bana ait olan. İlki miniydi, ikincisi mini, üçüncüsünde mini. Ve mümkünse hep mini olsun. Bana çok yakıştığını söylüyorlar😀 bencede bana yakışıyor.😀 Deniz ve Taylan bana söz verdiler, ben çok yaşlandığımda bana pembe bir Mini alacaklar 😀 
Birde şöyle bir anım var. Onuda anlatayım. Almanya'ya gittiğimde, hep otomobille gidiyorum, abimin oğlu Ege'ye oyuncak Mini götürdüm. Mini markası anında, "hala arabası" oldu. Nerde Mini görse halasının arabası olan "hala arabasıdır" markası. Yani bilmeyenleriniz varsa, mini markasının yeni adı "hala arabası"

Konuya çocukluğumun yokluğundan girip, Mini'den çıkmak çok garip oldu. Ama hayat şartları İşte. Aradan geçen 40 yıl var. Bu 40 yılda yaşanan göçler var.. Türkiye'den Almanya'ya. Almanya'dan İsviçre'ye. Okul var, çalışmak var. Hayatı göğüslemek var. Durup dururken olmuyor hiç bir şey! 

Benim bütün isteklerim gerçekleşti. Hemen değil belki. Yıllar sonra olsada, ben bunu istemiştim, şükürler olsun, dedim hep. 

Farkındayım her şeyin. Çocukluğumu ve ergenliğimi tam olarak yaşayamasamda, hep Mutlu olmayı seçtim. En eğlenceli taraflarını seçerek yaptım bunu. Kardeşimle hala aynı düşünmediğimiz, "bardağın dolu tarafı" ndan baktım hep. Hala öyleyim. Ergensin, en büyüğü 15 en küçüğü 7 günlük,  dört kardeş hayata meydan oku! Okuduk okuyabildiğimiz kadar. Okuyamadıklarımızda var. Hep biraz eksik değil miyiz? Markalarda topladığımız eksiklikler tamamlamıyor eksik yaşamlarımızı.. Sadece hayata bi şekilde dahil olduğumuzu gösteriyor..

iste o elbiseemle, ponponsuz coraplarimla,
ve naylon ayakkabilarimla siirimi okurken..


Abim ve ben..
eskiden caliskan ögrencilere kirmizi kurdela takilirdi:))

yine o günlerden bir okul, yada bayram etkinligi..

21 Nisan 2016 Perşembe

Challenge, Meydan Okuma 10, 11



10. Bize biraz güçlü yönlerinizden bahseder misiniz?

Güçlü yönleriiiiim! Güçlü yönleriiiim! "Faruk eczanesiii, Faruk eczanesiiiii" der gibi, çenemi alttan yukarıya doğru bir sağa bir sola, bir aşağı, bir yukarı çevirerek, gözbebeklerimin aynı derecede döndüğünü, düşünün😀 öyleyim şu anda.  
Güçlü yön sayılır mı, bilmem ama şöyle bir özelliğim var. İnsanları çok iyi dinler ve anlamaya çalışırım. Sakin yaklaşılırım olaylara. Sabırlıyımdır. Pozitifimdir. Nasıl olsa düzelecek, herşey daha iyi olacak diye beklerim. Sürekli kötü gitmeyeceğine göre bir şey, iyileşmeye başladığında bak işte bu; kıçını yırtmaya ne gerek var, derim. Yani dar değilde, geniş bakarım biraz. Buda ufkumu açar. Yani sakinliğim, sabırlı oluşum, karşımdaki insanı dinleme, anlama. Arkadaşlarımın güvenini sarsacak bir şey yapmaktan kaçınır, sorumluluğunu bilirim. Adımın özelliğini taşır ser verir sır vermem.. 
Kendimden bahsetmeyi beceremem ben. Beni tanıyan bir okur, varsa benim güçlü yönüm, yorum kısmına bırakırsa belki daha anlamlı olur. Hem bende öğrenmiş olurum. 

11. Biraz da zayıf yönlerinizden?

Zayıf yönlerim? Çatır çatır kavga edemem ben mesela.. Ağzım burnum büzüşür, konuşamam, göz pınarlarım dolar, yukarıya dogru bakarım hemen, ama akmasına engel olamam. İşte tam o anda zayıflığımda ortaya çıkar. İşte bu yönümü hiç sevmiyorum. Ben kavgalarımı bile konuşarak yapabilmek isterim. Karşımdakinin sesi çok çıkarsa ben daha çok bağıramam, susarım. Ezik miyim neyim? 

Arkasi Yarin..  

20 Nisan 2016 Çarşamba

Yıllandım Ben.. Ve Çelınc (9), Hala Meydan Okuyorum.



Her bir mesaj icin bir papatya. sonuc Sevgi
Sen yaşlanmıyorsun, yıllanıyorsun, dedi dün bir yakınım. Hoş bir söylem.. 
Yıllandım ben bugün. Hem baya bi yıllandım. Perşembe kadınları bana "klübe hoşgeldin" dediler. Yarım asırlık bir kadın oldum ben. Ama genlerim itiraz ediyor. Çeyrek asırlıksın diyor. Ben genlerimi dinliyorum. Onlar hep doğruyu söyler. Yılda ne? Zaman birimi? İnsanlar uydurmuş işte kıçlarından bir zaman kavramı. Tanımıyorum, saygıda duymuyorum:) öyle öğrendim ben büyüklerimden. İstemediğim şeyi ne tanırım ne sayarım.

Güzel bir gündü bugün. Masmaviydi gökyüzü. Sabahın erken saatlerinde güneş yatak odama sızarak kutladı yeni yaşımı. Kurduğum saat çalmadan uyandım bugün. Telefon saati çalmasın diye ayarlamaya çalışırken bir saat öncesinden gelen mesajları gördüm. Gözlerim faltaşı gibi açılsada, gözlüksüz ne mümkün okuyabilmek ve yazabilmek? Gözlüğümü aradım bi süre. Dedim, he ya, genlerin farklı söylüyor? Yıllandın kızım sen, kabul et!! Yıllardır kullanırım gözlük. Yok ya, yaşlılıkla alakalı değil. Saçlarıma düşen karlarda yaşlılıktan değil. Kıştan. 18 yaşımda bile kar vardı saçlarımda. Direniyorum, farkındaysanız😀
Biraz önce şu yazıyı okudum; Gençlik, kiraz mevsimi gibidir. Çarçabuk gelir geçer.  Ne gelirken  haber verir, ne giderken,  ”gidiyorum”   der.
K.E.

Cevap verdim hemen, "bende uzun süredir misafir kendisi, yatıya gelmiş, gitmiyor:) "
Farkında olmak güzel, demiş yazının sahibi.

Farkındayım evet, ve kapatıyorum bu konuyu artık.

Nerde kalmıştım, ha, sabah Güneş'le uyandım. Sonra işe gittim. Ama öğleden sonrası için hazırlıklı gittim. Malum Çarşamba'yı perşembe yapacaktık. Bir şişe şampanya, bir şişe pembe şarap, zeytin, peynir, cips vs. aldım yanıma. İş arkadaşlarım için kuruvasan (Croissant)  çeşitleri aldım. Sabah kahvesi ile. Bana sarı güllerden oluşan, bahar kokan bir buket almışlar. Sevindim. Ofiste yine dolandım öylesine. Hiç bir şey üretmedim. Ufak tefek işler. Saat 15 te bahçedeki yerimizi aldık. Bu sefer masanın üstünde örtü vardı. Biraz daha özel hazırlamış Antonella bugün masayı. Kapıda iyiki doğdun şarkısı ile karşılandım zaten.
Kendimi güzel hissetiğim bir öğleden sonrasını güzel sohbetlerle bitirdik. Acele etmem gerekmiyordu, çünkü evimizin diğer bireylerinin o saatlerde önemli randevuları vardı. Ben bunu fırsata çevirdim. Çünkü bizde akşam yemeği önemlidir.
Bahçeden papatya topladım. Aldığım bütün mesajlar için bir papatya tanesi kondurdum. Bir kalp oluştu. Hiç aklıma gelmeyen eski dostlardan mesajlar almak daha bir güzeldi. Facebook'un  hatırlatmadığı arkadaşlar yani.

Mutluydum bugün ben, kafam Çakır keyif olabilir. Olsun. Bugün olmayacakta ne zaman olacak? Anamın öldüğü yaşı çoktan geçmişim.

Çelınc yapıyorduk biz dimi? Neydi 9. Soru? 

9. Hangi alanda iyi olmak isterdiniz?  miş.. 

bazı alanlarda iyi olduğumu biliyorum;) yetersiz olduğum konular çok var. Örneğin,  gitar çalabilmeyi çok isterdim, resim yapabilmeyi çok isterdim, dans edebilmeyi çok isterdim.. Yazar olabilmeyi çok isterdim. Çok daha bilinçli olmayı isterdim. Gördüğünüz gibi güzel sanatlara yatkınım. Ama hiç birini yapamıyorum. Fotoğraf çekiyorum bende bol bol. Blog yazıyorum. Biraz ucundan kıyısından tutunmaya çalışıyorum yani. Kendimi tatmin etme benimkisi.. 

Böyle işte. Yıllanmış kadının yazılarında buluşmak üzere😀



Instagramdan bir foto.. günün mana ve ehemmiyeti acisindan..

Bugünün cicekleri.. solacaklar nasil olsa.. burda solmazlar.

19 Nisan 2016 Salı

8) Yüzümü Güldüren Şeyler,

8. Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?


Ne çok düşündüm ben bu soruda? Yüzümüzden gülümsemeyide mi çalmışlar acaba diye düşündüm.. Haberleri izlemezsem, okumazsam yüzüm gülüyor. Sonra birer birer aklıma geldi yüzümü güldüren şeyler:

-güneşli bir sabaha uyanmak..

- kahve kokusu..

- posta kutusundaki bir kart. Veya benim gönderdiğim kartın ulaştığını öğrenmek.

- bir kedinin pencereye veya kapıya tek patisi pat pat vuruşu..

- her sabah arkadaşımdan gelen uzuuunca yazılmış bir mail.. (5 gündür yazmıyor geçi)

- takip ettiğim blog yazarlarının yeni bir yazısı..

- perşembe kadınları ile buluşacak olmak..

- sırf fotoğraf çekmek için gezmek.. Sonra fotoğrafları bilgisayara aktarıp, neler çıktığını görmek..

- kardeşlerimle kurduğumuz whatsapp grubunda yazılan eğlenceli yazılar

- ve yine zirzoplar grubumuzla yazışmalar, bazen karın kaslarımıza kadar işler gülme krizleri..

- bizim oğlanların yüzleri güldüğünde..

- bir film izlemek için hazırlık yaptığımda.. Bir kitabı bitirdiğimde. En sevdiğim şarkının birden radyoda çaldığında.

- güzel bir günün finalini şarapla bitirdiğimde..

- bir yerlere ekmiş olduğun Sevgi'nin, yıllar sonra karşına çıkmasına..

- yarın mesela, yarım asırlık bir ömrü geride bırakacak olmama..

- yine yarın mesela, çarşamba'yı perşembe yapacak olmamıza..

Buna benzer sayabilirim bir sürü küçük ama etkisi büyük olan nedenleri.. Mesela, kelebeğin uçuşu, kuşların ötüşü, bu bahar mevsiminde hiç küsmeden yeniden canlanan doğa, açan çiçekler..
Sanırım gülümsemek için sebep bulanlardanım.  İnadına gülümsemek için. 

Bugün beni gülümseten bir fotograf mesela.. cok uzaklardan benim icin toplanmis bir buket.

17 Nisan 2016 Pazar

Meydan Okuma Var Dediler... 1,2,3,4,5,6,7

Ben Ferminada gördüm. Ama fikir anası sacakliymis.  Sorulara baktım eğlenceli sorular. Neden olmasın, tam kafa dağıtmalık. İsteyen herkes yapabilirmiş tabiki. Yapmayabilirmişte.. Bende bu pazar 7 soruyla başladım. Toplam 30 soru. İster günlük, ister toptan, ister kısım kısım.. Bu challengler yani meydan okumalar bloglarda bir hareketlilik sağladığı, ve göremediğin blogdaşları tanınma açısından güzel buluyorum. Ve ilk kez böyle bir şey yapıyorum. 



  • 1.     Müzik listenizdeki ilk 10 şarkıyı paylaşın. Dinlerken nasıl hissediyorsunuz?

  • Benim müzik listem yok. Radyo dinlerim sürekli. Bahtıma ne çıkarsa. Şarkılardan fal tutmak mesela. Elbette bazı şarkılar vardır ki farklı şeyler hissettirir insana. Toparlayabildiğim kadarını ve ha deyince aklıma gelmeyenleri yazamayacağımdam 10 şarkı çıkar mı bilmem? 

    1) Ezginin günlüğü: 1980, diğer adı "Sigaramın Dumanına Dumanına sarsam, saklasam seni" herkesi farklı yerlere farklı yaşanmışlıklara götürür bu şarkı. Bende bu şarkıyı dinlediğimde aynı yıl kaybettiğim annem aklıma gelir hep. 

    2) "Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık," bu türkü bana hep arkadaşım Ayçayı hatırlatır, ilk onda dinlemiştim. 

    3) Ayça demişken, birde "Ünzile" şarkısı vardır ki, çok güzel söyler. Sözleride çok koyar insana. Bir Aysel Gürel şarkısıdır. 

    4) "Pencereden Kar Geliyor" türküsü bana kardeşim Serdar'ı hatırlatır. Bir gece otururken kalabalık bir ortamda bu türküyü söylediğinde hepimizin tüyleri diken diken olmuş, gözlerde yaşlar belirmişti ve ilk kez orada türkü söylediğini görmüş ve duymuştum. 

    5) "bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır" türküsü çıktı biraz önce radyoda, mesela bu türkü yine annemi hatırlatır. '70 lerde kocası göçmen işçi olarak Almanya'ya gidince mektuplaşırlarmış. Türkülerle avunurmuş oda herkes gibi. Sözlerini dinleyince annemin bu türküyü sevmemesine imkan yok zaten. 

    Bir Of Çeksem Karşı Ki Dağlar Yıkılır
    Bugün Posta Günü Canım Sıkılır
    Ellerin Mektubu Gelmiş Okunur
    Benim Yüreğime Hançer Sokulur

    6) yabancı şarkılarda eskide takılı kaldım ben. Hala severek dinlediğim eskilerden Skorpions, Still Loving You http://youtu.be/27yIZfgWO48 ve Wind Of Change http://youtu.be/n4RjJKxsamQ varki ne zaman dinlesen 26 yaşımda olurum. Özel konular bunlar:) ha birde Metalicca'nın Nothing Else Matters http://youtu.be/Tj75Arhq5ho şarkısı vardı beni eskilere götüren. 

    7) son olarak, ( çünkü yukarda üç şarkıyı birden yazdım, etti 10) şu şarkıyı zamansız şarkılar olarak kazıdım beynime, ne zaman dinlesem gözlerimi kapar dinlerim.. Gerçi benim şarkılar hep göz kapamalık:) 

    Şarkıları 10 ile sınırlandırmak zor oldu. Elbette daha nice şarkılar, türküler, ve dünya müzikleri var. Geçen arkadaşımda dinledim Cesaria Evora.. Müthiş bir kadın ve ses. Uçuşan tüller arkasında, deniz kokusunu içe çekerek dinlenecek türden. http://youtu.be/2X4ghUUCw7s

    İlk ve uzun soru bitti, nihayet:) 


    2. Göbek adınız nedir? Sizin için önemini anlatabilir misiniz?

    Göbek adım yok. Küçükken benim göbek adım şuymuş, buymuş derdim. İlk söylediğimi unutur ikinci bir şey uydururdum. Yani hep yalan. 


      3. Cüzdanınızda neler olduğunu bizimle paylaşın.

      Cüzdanım budur. Emektar cüzdanım. Başına neler neler geldi. Çalındı. İçindeki parayı alıp bir çöpe artmışlar. Çöpçülerde kayıp bürosuna teslim etmişler. İçindeki kimlikten bana ulaşıp, teslim ettiler. Nasıl bağrıma bastım, iyice eskidi, derisi merisi soyuldu ama hala sağlam. Güçlü bir bağımız var kopamıyoruz birbirimizden. İçinde ne olacak işte, para, kartlar, kimlik, ehliyet, pul, kasa fişleri, vs. 



      4. Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız? Neden?

      Aileyi, arkadaşları bende geçiyorum, onlarsız yaşam mı olur? Bu soruya sanırım, şarap ve sigara diyeceğim:) bu ikili olmadan daha iyi yaşanır belki ama, kuru kuru olur sanki. Onlarsız ha yaşamışım ha yaşamamışım:)) 


        5. Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı?

        Koleksiyonunu yaptığım bir şey var mı diye düşündüm. Çook önceleri kibrit kutusu biriktirildim. Çeşitli ülkelerin çeşitli kibritleri. Sonra ne oldu bilmiyorum. Bildiğim şu ki, şimdi koleksiyon değilde, sürahilere hiç dayanamam. Ben bir sürahi, karaf hastasıyım. Şurda bir kaçı var. Ve hepsinin bir anısı. İkisini gittiğim restoranlardan arakladım:) ikisi hediye. Diğerlerini ben aldım. Böyle işte benim koleksiyon anlayışım:) 





          6. Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?

          Kedi, kedi, kedi.. Ve bir gün yine olacak biliyorum. 


            7. Yatarken ne giyersiniz?

            Yatarken doğal olarak pijama giyilir:) ama bu soruda benim için güzel oldu. Ben sürahi/karaftan sonra tam bir pijama aşığıyım. Yaz kış pijamasız yatamam. Ama pijama şöyle hani eskiden " küçük ev" dizisi vardı kızları Mary, Laura gece beyaz fırfırlı, işlemeli pijamalar giyerdi, işte o türden pijamalar. 

            30 sorudan 7 sini cevapladım. Günlük yapamasamda sonunu getirebilirim diye düşünüyorum. 




              Görüşmek üzere.. 


              12 Nisan 2016 Salı

              Sezen Aksu Heyecani..

              Bugün ofiste sallak salllak bi o yana bi bu yana iş yapıyormuş gibi görünme adına, dolandım. Bazen  başımı kaşıyacak vaktim olmaz bazende sersem s.. tohumu gibi dolanırım ortalıkta. İşte öyle bir zamandı. Bir kahve aldım, zaten Ayça'danda günlük mail gelmemişti henüz, birde sigara yaktım, elimde akıllı telefon, İG deyim. Bir beğeni, bir takipçi gösteriyor. @sezenablaniz beni takibe almış. Baktım profile, sanki Sezen Aksu gibi. Yüreğim önce iki kat sonra kaç kat arttı bilmiyorum. Ellerim titremeye başladı.
              Ama, kendime sakin ol, abartma diye telkinlerde bulunuyorum. Normalde hiç bir sanatçıya ne ergenliğimde, ne yetişkinliğimde fanatik derecesinde bağlanmadım. 

              Ünlü olmayan bir çok güzel insan tanıdım arkadaşım olan. Ünlü ve sanatçı kişilikleri ile duruşlarını sevdiğim, hani normal yaşamımda tanısaydım çok iyi arkadaş olurdum dediklerim var birde. Hani, beni tanısalar severlerdi dediğim:) mesela, Şener Şen, Lale Mansur, Tarık Akan, A. Mümtaz Taylan, Serkan Keskin, Melike Demirağ, rahmetli Meral Okay, Suzan Kardeş,Sunay Akın gibi ünlüleri kendime çok yakın hissederim. İşini iyi yapan, kompleksiz, akıllı ve duyarlı. Gerçi ben bu saydığım ve sevdiğim insanları görsem bir yerde, hiç bir şey yokmuş gibi davranırım. Utanırım, sıkılırım onları rahatsız etmekten. Rastlaşmadım mı? Bugüne kadar elbette rastlaştım bir çok ünlü ile. Mesela, Gümüşlükte Nejat İşler ile kahvaltı yaparken yan masada karpuz yiyordu kendi başına. Biz kalabalıktık. Ben farketmedim, kardeşim görmüştü. Aramızda fısıldaştık evet, yan gözlede baktık, ama hepsi bu. Bi ara Zürih'te Banu Alkan'la tanışmıştık. Oda benim isteğimle değil, kendi istediği için. Hiç hayranı olmadım Banu Alkan'ın. Ama aynı masada rakı içerken, o tv lerde gördüğümüz gibi kasım kasım kasılmıyordu, sıfır kompleksi hoşuma gitmişti. Tel nolarımızı falan değiş tokuş yapmıştık. 6 ay sonra aradığımda kendi çıkmıştı telefona. İstanbul'a geldiğimde mutlaka aramamı söylemişti. Sonra ne ben, ne o beni aramadı. İyi insan, kendine münhasır. Ama paylaşacağım bir şey yok. 

              Ama biri var ki, yüreğimde başka türlü yer edindi. Sene 1977.. Köydeyim. Radyoyu dinlediğim, sevdiğim bilinir. Bahçe sulamaya giderken, o bir tek ineğimizi otlatmaya giderken bile o küçük radyo hep yanımdaydı. Normalde hep TSM ve THM dinleyen ben, "şimdi arajmanlar" diye anons eden trt spikeri, sırf o çok sevdiğim şarkı çıkacak diye beklerdim. Öyle güzel sözleri vardı ki? " kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı, bitsin artık bu hasret buluşalım gayrı" sonra yine şöyle sözlerle devam eden. "Benim bütün derdim özlem, biliyorum kavuşur böyle seven".. İlk kez bir şarkıyı baştan sona ezberlemiştim. O zamanlar belkide annemin babamın Almanya'da, bizim Türkiye'de olduğumuz için sevdim bu sözleri belki, bilemiyorum. Sonra kavuştuk biz anne ve babaya. Bu şarkı sözlerini unutturacak, daha doğrusu aratacak başka acılar çıktı karşımıza. 

              Yine Sezen Aksu başka şarkılarla çıktı karşıma. 
              "...ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün 
              Öyle de böyle de ayrılıktan kaçılmıyor 
              Hem çok zor hem de çok kısa bir macera, ömür 
              Ömür imtihanla geçiyor 
              Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem 
              Unutmam acı tatlı ne varsa hazinemdir
              Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem
              Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir..." gibi.. Bir mahvolmuşum hissini şarkılarda bulmak. Bir kez daha Sezen Aksu.. 

              Sonra bir mahvoluşumda bir şarkısı tuttu elimdem. Oda şu.:

              Geçti yıllar ah geç aydım 
              Anladım ki boşa gün saydım
              Bakakaldım giden güne
              Ben hep düne ait kaldım

              Çocukluğum kavruk
              Gençliğim savruk
              Yetişkinliğimden hiç hayır yok

              Hayat, kadere inat
              Seni sil baştan yaşayacağım.. 

              Ben bir başka sevdim Sezen'i. Ruhuma işleyen şarkılarında arkadaş oldum onunla. Keşke tanışsam hatta arkadaş olsam dedim. Bu isteğimi yakın çevrem bilir. Bu sadece bir istek, bir hayal olarak kalacak bende. Mesela ben Loto'dan altıda tutturmayı hayal ediyor ve istiyorum! Buda onun gibi olması mümkün görünmeyen sadece hayali ile yaşadığım bir dileğimdi. Sonra unuttum bu dileğimi. Şimdiye kadar 3 konserine gittim. Uzaktan gördüm sadece. İzleyen binlerce kişinin arasındaydım. Ve konserlerde ben daha çok onun aralarda konuşmalarını çok seviyordum. Sanki karşılıklı konuşuyormuşuz gibi hissederdim. 

              30 Nisanda "veda konseri" turnesi var. İsviçre'de yayınlanan Pusula gazetesinin organizasyonu ile yapılan bu "veda konserine", firma olarak sponsor olduğumuz için VİP bileti ile gideceğiz. Belki yan yana geliriz, bir merhaba diyebilirim, belki gelemeyiz. Bilemiyorum. 
              Sezen'in sanat hayatına başladığı yıllarda ilk albümümden olan, ve benim yüreğimde hissettiğim, hala sevdiğim ve ezberimde olan bu şarkı  "kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı, bitsin bu hasret buluşalım gayrı" onun veda konserinde buluşacağımıza, bir işaret midir? 

              Bugün hep bunları düşündüm. Sahnede son bi kez daha görmek yeter bana. Ben onu tanıdığım için duygularım yoğun. O'nu "yetmez ama evet" oylarıyla asla yargılamıyorum. Düşüncelere saygım var. Yoksa demokrasiden söz edemeyiz. Ha ülkede demokrasi yok, ama vicdanlarda var olan demokrasiden bahsediyorum. 

              Birde bugün ne oldu? Ben bi süre Sezen Aksu'nun beni takibe aldığını sanarak bütün gün Leyla gibiydim. Alış verişe gittim. Baktım sevdiğim bir şarap aksiyonda. İçinde 6 şişe olan bir kutu aldım. Sonra aşağıdaki Migros'a inip sebze, meyve aldım. Buradaki Migros'larda alkol ve sigara satılmaz. Ama nerede Migros varsa, mutlaka yan kuruluşu olan Denner marketi vardır alkol ve sigara satan. Güya görünüşte satmıyordur! Neyse, Migros'tan çıktım, eve geldim. Arabadan alışveriş torbalarını alıyorum, baktım şarap kartonu yok. Herşeyi unutan, ama şarabı asla unutmayan ben, ben değildim! Tekrar arabaya atla, Migros'a git.. Müşteri hizmetlerine, bir karton şarabı alışveriş arabasında unuttum, buraya teslim edilmiş olabilir mi! Diye sor. Evet, burda diye teslim al. Şaraptan sarhoş olmam, bu Sezen Aksu sarhoşluğuydu.. 

              30 Nisan için heyecanlıyım biraz. Ne birazı be, baya baya heyecanlıyım.. 

              2 Nisan 2016 Cumartesi

              Dileklerim Hep Ayni...


              Bu yil domatesler hic emeyara olmadi:))


              Sıcak bir yaz..  Üzerimde şile bezi bir elbise.. Başımı güneşten korumak için ninemin iğne oyalı yazmalarından kundak başı yapmışım..

              Ön tarafı deniz, arka tarafı dağlık, bahçe içinde evimiz. Bahçede, kiraz, erik, elma ve armut ağaçları var. Arka tarafta zeytin ağaçları.. Renkli ve paçalı tavuklarımız her gün yumurtluyor.. Onları yemliyoruz  torunlarımızla.  Sabah sepetle yumurta topluyoruz biraz sonraki kahvaltı için.. Ama önce o çilli ve paçalı horozun örtüşüyle uyanıyoruz.. Zaman kavramının önemi olmadığı için saat yok evin hiç bir yerinde.. 
              Bahçe kapısı girişinde kırmızı yedi veren gülleri karşılıyor  gelenleri.. laleler, sümbüller, zambaklar ve diğer mevsim çiçekleri. Biri solunca diğeri açıyor. .. Üzüm bağı aynı zamanda tente oluyor . Üzüm salkımları ağzımıza düşecek gibi sarkıyorlar.. Üzerinde arılar uçuşuyor.. Torunlar korkuyor arılardan.. Onlara arıların ne güzel ve ne kadar yaralı canlılar olduğunu anlatıyorum.. İyiki varlar diyorum.. (Arıların azaldığının farkında mısınız) ikna oluyorlar ve korkmuyorlar ne arıdan nede başka hayvanlardan.. Kedimiz Boncuk ve köpeğimiz Karabaş arkadaşlar zaten.. Evin ön tarafı renga renk çiçekler.. Arka bahçeye domates, patates, biber, maydonoz, nane, soğan, sarımsak hatta fasulye ektik.. Akşam üzeri suluyoruz onları yine torunlarla.. Çılgın bir babanne olduğum için su hortumunu onların üzerinede tutuyorum.. Sonra onlarda beni ıslatıyor.. Hatta kiraz dalına kurduğumuz salıncağa önce ben biniyorum.. Tıpkı "Çınar ağacı"  filmindeki gibi. ben salıncağa biniyorum, torunlar beni sallıyor.. Hadi ama babanne sıra bizde diyorlar.. bende 100 kadar sayın  sonra sıra sizde derken. ama biz 100 e kadar sayanıyoruzki  dediklerinde, o zaman 200 e kadar sayın evladım diyorum:))

              Sonra tavuklar ön bahçeye dalıyor. Kış kış onları kovalıyoruz günde üç kez. Sorunsuz hayat olur mu? Bir şeylere sinirlenmek gerekiyor tabi.. Öyle herşey güllük gülistanlık değil.. Ama siyasi ve politıkacılara kızmıyoruz artık.. Gerçek bir demokrasi partisi iktidarda. Artık her kimse? Herkes memnun hayatından.. Eski siyasiler  akşamları sohbette gülme nedenimiz oluyor.. O neydi diyoruz, 2010 lu yıllarda, ayaklar baş oldu, başlar kıl oldu, kıllar adam oldu diyerek.. Biz sadece tavuklara sinir oluyoruz, yada bağrış çığrış saklambaç oynayan torunlara az biraz susun artık diyerek..  Sonra iç çekerek şükrediyoruz halimize gülümseyerek...

              Kışlık biber ve patlıcan kurutuyoruz. Erişte kesiyoruz..  Tarhana yapıyoruz. Turşuda kuruyoruz.. Acılı turşu hemde. Plastik şişede değil, eskiden olduğu gibi küplerde yapıyoruz turşuları.. Üzerinede bir demet maydonoz küflenmesin diye.. Kekikli zeytinler, sarımsaklı zeytinyağlı kurutulmış domatesler.. 
              Mutfak masasının üzerindeki felseğen mis  gibi kokuyor elledikçe..  Sürahide ev yapımı limonata, içinde nane yaprakları ve limon dilimleri.. Yoğurda bakıyorum tutmuşmu diye... O da ne? Kerpiç gibi.. Kaşık zor giriyor.. 

              Tel dolaptaki  renk renk reçel kavanozlarına iyiki hayatımın tek rengi değilsiniz  diyerek Oskar Wilde'ye selam gönderiyorum..

              TRT'den kazandığım nostaljk radyom gündüz Türk halk müziği, akşamları Türk sanat müziği çalıyor.. Yan komşumla ara sıra didişiyoruz bizim tavuklar onun bahçesine dadandığı için.. Sonra kahkaha ile gülüyoruz.. Akşamları mangal yapıyoruz, kavun, karpuz kesiyoruz, rakı, yada şarap içiyoruz.. Ellerimle ördüğüm dantel perdeler loş sarı ışıklı pencereden çok güzel görünüyorlar.. Masada rüzgara korunaklı mumlar söndü sönecek. . Radyoda  "ömrümüzün son demi, sonbaharıdır artık, maziye bir bakıver, neler neler yaşadık"" şarkısını dinlerken rakı kadehlerini tokuşturuyoruz ve şarkıya eşlik ediyoruz... Öyle mutluyuz ki... Ve herkes öyle mutlu ki... 

              Yaz hayalleri kuruyorum.. Hatta sadece yaz için değil, belki bir 10 yıl sonra kalıcı hayatımın hayallerini kuruyorum.. Bir şeyi önce çok istemek lazım.. İnanmak lazım.. Evrende bu mesajı almalı ve tüm gücüyle bu hayalleri gerçekleştirmeye başlamalı..
              Olurmu olur..:))
              erikerde pek mayhos..

              iki domatis anca bulabildim..