Sayfalar

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Mudurnuda turistik gezi..


Bir 17 temmuz salı günü.. Biz eski Mudurnulular Mudurnuya turistik bir gezi yapacagiz:)) hiç gitmedigim yerlere gidiceğiz.. Büyük yengem ben akşama kaşıksapı yaparım dedi.. İsmail abim, sen hiç ugraşma, biz mangal için gerekli şeyleri alırız, Dımışkıda mangal yaparız dedi.. İkisi arasında seçim yapmak zordu.. Mangal daha eğlenceli olur biliyorumda, ama kaşıksapı bir daha ne zaman yiyebilirdimki?? Ama yengemede zahmet vermek istemiyordum. 

Toplam 8 kişiyiz.. Ama iki araç var.. Ki bizim Bodrumda bile 7 kişi bir taksiye binmişliğimiz var, köyde haydi haydi binerdik tek arabaya.. 10 kişide olsak:)) 
7 km yol şunun şurası.. 
Bindik arabalara, köyden Çayırın Ayşe yengenin torunu Gözde'yide aldık, bize rehberlik yapacak.. Yine sıcak bir gün.. Arabaları bir yere park ettik.. İsmail abim bizden ayrıldı, benim işlerim var, siz gezin tozun, akşama giderken haberleşiriz dedi... Bzden sonra gidip amcamı alacak, birlikte tel alacaklar, evin etrafının darabaları eskimis, onları yıkmışlar, tel gereceklermiş.. Belliki onun önemli işleri var, biz gibi kıç gezdirmeyecek;)) 
Yolumuzun üstünde sergilenen şu tomruğu gördük. 

Sona Saat kulesine yöneldik.. Tepede bir yerde.. Çıkana kadar terler aktı tabi bizden.. Klasik, güzel bir saat kulesi.. Tarihini bilmiyorum.. Kulede tarihi ile bilgide yok. 
Güzel bir yerde ama.. Oraya çıkınca Mudurnuya panoramik bakış hoş.. Tepede oldugu için birde güzel esiyor.. O serinliği bırakıp aşagiya inesi gelmiyor insanın. Epey bir zaman geçirdik orada.. 
 

























Sonra Hacı Şakirler Konağına dogru yöneldik.. Mudurnunun sonuna doğru, musalla mahallesinde.. O yüzden hiç görmedim daha önce.. Diğer konaklar Mudurnunun içinde.. Onları gezmiştim.. 
Arnavut kaldırımlı, güzel sokaklardan geze geze gidiyoruz.. Kimi agaca tirmaniyor, kimi agacta bale yapiyor, Kimi agacin koguguna giriyor.. Herkeste bir simariklik..:)))

Mudurnulu teyzeleri görerek yol aliyoruz..Mudurnuya has başörtüleri vardır.. Göynük örtüsüde deniyormuş.. Eski Mudurnulu teyzeler hala kullanıyorlar.. (Soldaki teyze)

Bu sefer yolumuzu bu kocaman bir Çınar ağacı kesiyor.. Ama bu yaşıyor.. İçi koğukta olsa:))

Hemen ardından Hacı Şakirler Konağına ulaşıyoruz..
Eski Mudurnu Evlerini konak yapmışlar.. Ahşap kokulu ve serin bir hayattan (ilk kapıdan girince, o taşlık bir geçiş vardır serin hatta soğuk olur orası, eskiden yiyecekler bozulmasın diye oralada depolanırdı, buzdolabı olmadığı için, işte oraya Hayat denir) gectikten sonra arka kapıdan bahçeye çıktık.. Artık burda referansımız Serpil ve Murat.. Daha önce gelmişler, ve aileden biri gibi olmuşlar artık.. Gittik bizde tanıştık.. Orayi işletenlerden Fatma hanım ninemden bahsetti.. Onu övgü ile anlattı.. Bu bizim hepimizi, yani ninemin torunlarını gururlandırdı.. 

Hacı Şakirler Konağının diğer konaklardan farkı belkide en özel farkı, bahçesindeki o uzun dikdörtken masa başında hep birlikte oturmak.. Öyle ayri ayri masalar yok.. Tek uzun masa.. Tek yanda uzun sedir.. Konuklarda, işletmecilerde hep birlikte oturuyor.. Hep birlikte sohbet ediliyor, hep birlikte gülünüyor.. Konakta, bahçede tarihini koruyor.. Bahçesinde meyva ve sebzeler.. Konuklar o bahçeden yiyip içebiliyor. Orada bir otelde degilde, sanki aile ziyaretine gitmişsiniz gibi bir hava esiyor.. 
Fatma hanımın ağabeyi Mehmet bey, güzel sohbetleri ile Mudurnunun tarihini anlatıyor.. Kısa ve öz olarak şunu söylemişti bize.. Kendisi hep turizmle ugraşmış.. Abantta o 5 yıldızlı otellerin müdürlügünü yapmış.. Ve emekli olmuş.. Bu konağın işletmeciliğini aldında demişki kendine; bugüne kadar ögrendiğin ve yaptığın herşeyi unut.. Aynı eskiden oldugu gibi, bir misafir geldiginde ne yapardık, otururduk, konuşurduk, en güzel yemekleri yapardık, en güzel yataklarda yatırırdık.. Aynını yap, dedim dedi.. Hakikaten öyle.. Sıcak, samimi bir ev ortamı var orada.. Bira içmek isteyen bira içer.. camiye gitmek isteyen camiye diyor.. Che tişortlu çocukları dikkatimi çekiyor.. Zaten konuşmalarından belli oluyor ilerici ve demokrat oldukları..

Kahve, ayran, dondurma ve sohbet dolu bir ögleden sonrası kalktık.. Orada kalmayı çok isterdik ama, 7 km ötede bizimde evimizin olması bunu engelliyordu:)) 
Ayrılmadan önce konağı dolaşmak istedik.. Ayakkabilari çıkardık, galoşları giydik.. Çok güzel.. Herşey aslına sadık.. Her odada yüklük denen dolaplar olurdu, ve dolap içinde banyo. Perdeler, ibrikler, tavandaki ahşap işlemeler, yerdeki kilimler, duvardaki resimler... Odaların isimleri var.. Biri çitlenbik:)) biri Günışığı.. Not almıştım aslında odaların isimlerini ama şu an bulamiyorum o not defterimi.. 
Sonra bizi kapı önüne kadar yolcu ettiler.. Tek tek vadalaştık.. Dedim ya tam bir ev ortamı.. Mudurnuda konaklayacaklara şiddetle tavsiye ediyorum.. 
Konağa ait resimler..




Sonra yine bu güzel yollardan yürüyerek carşiya geldik.. 


Kanuni Sultan Süleman camii varmis Mudurnuda.. Nekadar türbe, cami cikarsa yolumuza tek tek giriyoruz.. Cami siradan bir cami.. Kapisina basörtüleri koymuslar.. bizim gibi kiçi basi acik olanlar icin herhalde..Ama biz kalabalik oldugumuzdan iki kisiye bir basörtüsü düsüyordu:))


Saat baya bir olmuş.. Daha alişverış yapılacak ardından mangal.. İsmail abim ve murat mangallik gereksinimleri almış.. Köye vardık.. Saat 5.. Toplandik gittik Dımışkıya.. Ama Dımışkıya amcam dünden beri suyu salmış ve her yer ıslak.. Bu sefer hemen yanıbaşındakı Metin abilerin bahçesine geçtik.. Onların tarafı daha düzlük ve daha güzel.. Geçtik oraya, ateş yakıldı, erkekler mangalın başında, bizler salata falan derken pişti herşey.. Kocaman bir daire yaptık, ve afiyetle yedik.. Bu arada Metin abi bahçesini sulamaya geldi.. Ardından Ayşe yenge bahçesini sulamaya gidiyordu.. Onlar geçerken pişmemişti herşey.. Ama kokusu yayılmıştı elbette.. Ayşe yenge geçerken biraz kaldı yanımızda.. Sucuğa ilişmişti gözü.. Ve dediki; hani şu televizyonlarda gördümümüz, sucuk dediginiz şey şumu uşak? Hiç bilmeyon nasi birşey? Dedi;) beraber yeriz ayşe yenge dedik.. Yaya, ben yimen, hinci sofradan kalktık, soruyon hani, o mu diye dedi.. Canim benim ya, böylede tok gözlüdürler.. Neyse biz yedikten sonra iki ekmek arasi sucuk ve tavuk kanatlarını birini Metin abiye, digerini Ayşe yengeye götürdü amcam.. 

Biz yedik içtik, akşam ezanı okununca amcamlar gitti.. Biz kaldık.. Ayşe yengede bahcesini sulamış geri dönüyordu.. Amcamın götürdüklerini yememişti.. Belkide torunlarına götürecekti kimbilir? 

Hava iyice kararmıştı.. Ateşi söndürmüştük..  Ay da yoktu. Ama ateşböcekleri vardı tek tük.. 
Hep birlikte Türkü söyleyelim dedik.. Ama hiçbirimizin bildiği ortak bir türküyü tutturamıyoruz.. En son Murat bir türkü tutturdu, "Çarşambayı sel aldı" hep bir agızdan nasil güzel geldi o türkü o akşam kulağıma..
Bu arada Ayçayı arayıp doğum gününü kutladık..

Bu güzel türküden sonra alakasız bir Barış Manco şarkısı ile final yaptık.. 
Şarkı sözlerini kimse bilmiyor ama, nakaratı ha söyledik, de söyledik:))

A de bakıyım.. Aaa.. Birde Y.. Yee.. Şimdi birde I.. Iııı.. Oku bakıyım.. AYI.. 
Sadece kızlar.. AYII.. Biz dört kız çınlatıyoruz yeri gögü;)) Şimdi erkekler.. AYI..?(Sadece Murat ve Ömer var, tok bir ses) hep birlikte.. AAAYYYIII.. ;)) 

Dagbaşında ve Boluda bir köyde olmamızın bilinçaltımıydı bu şarkı:)) bilemem ama biz çok eğlenmiştik.. Ve Dımışkı Dımışkı olalı görmemişti böyle birşey.. 
Ortalık zifiri karanlik.. Ömerin telefonunda ışık vatmış.. O ışık eşliginde tek sıra halinde 7 dakikalik köydeki evimize ulaştık.. 

Amcamın sorusu: ne yaptınız uşak bu karanlıkta?? Bahça sulanacak desem, kimse gitmez!!:)))))

Saat  gece 10 gibi filan.. Mudurnuya hiç gitmemişiz gece.. Gitmek istiyoruz.. Ama nasil?? Serpille, Murata siz gidin diyoruz.. Onlar yeni evli ya güya.. Gidebilir.. Onlarla ben gitsem, ee emel yengem ve ömerde var.. İsmail abim artik anne ve babasi ile takılıyor.. Ee bizde gidersek Şima ve Aslıda var.. Yani mümkün değil.. 

Serpiller gitti, oradan bize bir telefon. Abla Mudurnu gece çok güzel.. Güzel bir çay bahcesinde oturuyoruz, sizde gelin.. Baktım ortam iyi. Amcamla abim, yatsı namazına camiye gitmişler.. Emel ben ve ömer bahçede oturuyoruz.. Kizlar odanın birinde sohbete dalmışlar. Tamam geliyoruz dedik.. Ömer ben bi labobaya gideyim dedi. Gitti gelmez, gitti gelmez.. Tam yarım saatten fazla oldu.. Sonra kızlar indi aşağiya. Daha sonra amcamlar geldi.. Ömer hala yok.. Nihayet indi geldi, kusura bakma abla, motoru bozmuşum dedi;)) 
Serpili aradım, beklemeyın bizi, bakın keyfinize dedim.. O zaman biz Mudurnuyu size getiriyoruz dedi.. Gelirken, dondurma ve soguk içecekler getirmişler:)) 
Dolu dolu bir gün geçirdik.. 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Mudurnuya yolculuk.


Artık pazartesi olmuştu.. Herkes işe gitti.. Serpille telefonlaştık.. Beni kahvaltıya çağırdı.. Güzel bir kahvalti yaparken ne yapalım diye plan yaptik.. Bu arada 16 temmuz.. Ertesi gün Ayçanın doğum günü.. Birlikte olmayı arzu ediyoruz.. Ama koskoca 1 gün var.. Mudurnuya gidip gelsekmi demeye kalmadi, biz hazırlandık.. 3 saatlik yol şunun surası.. Hemen Cansuyu aradık, biz Mudurnuya gidiyiruz, ama yarın akşam döneceğiz.. Sen bir yerde buluş Ayça ile, bizim gelemiyecegimizi söyle, ama biz gelicez.. Tamam dedi Cansu.. Eee nede olsa Organizasyon onun işiydi..:) Bunuda halletmenin sevinci ile hemen yola çıktık.. Her anı değerlendirmek istiyoruz.. 
Hatta Gebzeye uğrayıp, kahvelerimizi Emel yengemde içtik.. Fallarada bakıldıktan sonra, tekrar yola koyulduk.. Biz otobana girdik, Ömer aradı, fazla uzaklaşmadiysanız bende sizinle köye gelmek istiyorum dedi.. Ama biz baya uzaklaştığımızı söyleyince, Tamam o zaman dedi.. Sonra aklımıza geldi, onlarında arabası vardı.. Geri aradim ömeri, sizde  gelin dedik.. Tamam dedi.. Ama Emel yengemi ve Aslı'yıda mutlaka getir demeyi ihmal etmedik.. 

Sonra otobanda güle oynaya yol aldık.. Herekedeki Nuh çimento fabrikasına geldigimizde yavaş dedim Murata.. Resmini çekmeliyim.. Ayça bayılır oraya.. Ve ne zaman ordan geçsem aklıma düşer.. Kocaman, devasa şeyleri çok sever kendileri:)) bu fabrikada onlardan biri.. Bir gün oralarda dolaşmak en büyük hayali imiş:) insanların garip garip hayalleri olabiliyor:)) 
Bir zaman sonra Mudurnu yoluna saptık.. Akyazı üzerinden.. Çok seviyorum bu güzergahı.. Yeşillik bir alanda, kıvrım kıvrım yollarda.. Trafikte olmuyor... Trt dinleyerek dahada bir güzellesiyor o yollar..
 Akyazıda güzel bir bahçede mola veriyoruz.. Masum, utangaç güzel bir köylü kızı, sanki komşuya gitmişiz gibi hizmet ediyor.. Pide istedi diğerleri, ben sadece çay.. Pideler geldiğinde kenarından köşesinden derken ben oardan daha çok yedim:))




Tekrar koyulduk yola.. Yollarda benzinliklerdeki dialoglar var, ama yazilacak gibi degil:)) onlari ancak Serpil anlatabilir, muratta seslendirmesini:)) çok gülmüştük.. 

Artık köy yoluna saptık.. İçin kıpır kıpır.
Köyümüzün üzerinde bir kolye gibi duran yaylalar.. Karşarmanda nezaket halalara gittik önce.. Nasil sevgi ile karşıladılar.. Sanki o evin insanıymışız gibi. Gerçi bütün köy öyledir.. Hem misafirperverdirler, hemde bizi severler. 
Neyse kapı önünde hoş beş ettikten sonra, hemen eve davet ettiler, üstelik kaşıksapı yapıyorlarmış..  Çok severim. 
Eve gidelim, amcamlar bekliyor diyerek ayrıldık.. Tamam gidin ama yemeğe mutlaka gelin, dediler.. Bizim köye giden ne aç kalır ne susuz.. Yatıracak yerleri bile vardır.. 
Biz tabi gelemedik, amcamlarda bizi bekliyorlarmış.. Artık allah ne verdiyse oturduk yedik.. Hava kararmadan Kaş'ı çayırı ve Dımışkıyı gezmek istedik.
Kas.. Ninemden geliyoruz..
Dibek tasi, Cocuklugumuzda saklambac oynamak icin sectigimiz sayma yeri...

Köyde rehberlik yaparken..


Akşam köy ahalisi peynirini, tereyağini, köy ekmeğini koltugunu kıstıran gelmiş.. Nasil sicak bir ortam.. Kurban olurum ben o köyümün insanlarına.. Ha birde azar işittik, neden kaşıksapı yemeye gelmediniz diye:)) 

Bu arada saat gece 11 i gecti.. Köy insani erken yatar, erken kalkar.. Saat 23 onlar icin baya geç.. Bu arada Emel yengemlerin gelecegini söyledik.. Saat 12 ye kadat bekleyip gittiler artik.. Onlarda baya bir gecikmişti..
Neyse eminalarin Müşerref yenge ve Metin abi, gelin bizim bahçede bekleyelim, biz çayi demliyoruz dediler. Tamam dedik ama, evden çıkabilmemiz ne mümkün.. Onca yaşımıza rağmen hala çocuk gibi karışıyorlar.. Bu saatte ne işiniz var? Muratı gönderdik artık, sen önden git, biz bi şekilde geliriz diyerekten.. Bir yolunu bulduk bizde serpille gittik.. Güzel olur onlarin bahçesi ezelden.. Onlardada bir dut ağacı vardır.. Yerler çimen, kenarlar çiçek, ahşap diktörtken bir masa.. Tüpte kaynayan çaydanlık.. Köyün tek chp lileri..:)) oturduk.. Laf lafı açtı. Ve her seferinde konu mutlaka onların kızı olan Şenay'a gelir, ve hüzünleniriz.. . Köyün en güzel kızıydı gerçekten.. Mavi gözlü, güler yüzlü.. Çok güzelde şarkı söylerdi.. 17 agustos 99 depreminde o güzel kız, çocugu ile birlikte gölcüğe ziyarete gittikleri yerde göçük altında kalarak can vermişti.. 
Hayatın devam ettiği bilincindeler tabi, ama acıları hala yüreklerinde doğal olarak.. 
İşte biz kah kahkaha atarak, kah hüzünlenerek otururken gece 2 ye doğru bir araba sesi.. Hah dedik geldiler.. Evet, nihayet gelmişlerdi.. 3 saatlik, ne hatta 2 saatlik yolu nasil olurda 6 saatten fazla bir zamanda geldiler akıl sır ermedi tabi.. Yavaş yavaş, geze geze gelmişler.. İyide gece gece nere var gezilecek bilmem.. 

Neyse onlarda oturdu eminaların bahçesinde.. Hoş geldin, beş gittin muhabbetleri bitince eve gittik.. Yataklari yaptık. Ama uyumak tabiki sabah ezanını buldu..
yer yataklari serildi, sessiy sinema oynaniyor..

ocak basinda sigara, küllüge dikkat!!!


Yani 17 temmuz olmuştu bile.. Kuşluk vakti uyandık.. Aşagıda büyük yengem kahvaltıyı hazırlamıştı bile.. Biz akşamdan kalmalar teker teker indik aşagıya.. Kahvaltidan sonra yola çikmalıydık, daha hendege ugrayıp istanbulda olunacak.. Olunacakta nasıl olacak? Gece İsmail abimler geldi, sırf bizi görmek için ve birlikte olmak için.. 
Amcam, ateş almayamı geldiniz? Dedi.. Biz bitbirimizin yüzüne bakarız, ne yapsakki, dercesine.. Şima dedi, ben burda kalmak istiyorum. Serpile baktım, bende 1 gün daha kalmak istiyorum dedi.. Murat bana uyar, dedi.. Eeee ben?!! Açıkçası bende kalmak istiyordum.. Kararsızlık kadar kötü bir şey yok. Hep birlikte kalmaya karar verince bir rahatlama oldu. Emel yengemler ve digerleri çok sevindiler bu duruma.. Karar vermeye verdik te, ammmaa, kocaman bir sorun daha vardı.. Ayça nasıl olda gelmeyecegimizi biliyor, hani gelemiyoruz deyip, sürpriz yapcaktik ya!! O sürpriz kalktı.. Sadece 1 gün erteleyecektik.. 
Ama sorun Cansu!! Kıza büyük "Auftrag" (görev, ihale?)  vermiştik:)) oradakilere durumu anlatırken durumu Auftrag demiştik.. Ve artık dillerine dolanmıştı.. Ömer falan birine bir iş verdiğinde büyük Auftrag diyordu.. Almaca olan bu terim bizim köyde türçeleşiverdi:)) neyse lafı uzatmayım diyorum ama, bunlar oralarda yaşanan ve güldügümüz olaylar:)) 

Evet, bu sorunu Cansuya nasıl söyliyecektik.. Bir şeyler organize etsin diye biz Auftrag vermiştik sonuçta!! Bir devlet meselesi gibi bir şey olmuştu:))
Serpil dedi, abla bu senin işin, sen hallet!! Tamam dedim, siz buraları halledin, bulaşığı, yalaşığı yıkayın, bende o işi halledeyim.. Serpil, tamam ben razıyım dedi:)) Kahvalti bitince, kahvemi ve sigarami aldım, çıktım yukarı.. Oturdum ocak başına.. Sigaramı içerken, nasıl konuşacağımı çalıştım:)) evet, cevirdim numarayi, çevirmedim tabiki, ama öyle denir ya:) 
Uzun dııııt sesi geldi.. Server ablam, diyerek o cıvıl cıvıl sesi ile açtı telefonu.. Diyalog şu:
Ben: nasılsın Cansu?
C: iyiyim ablacim, sen nasılsın? 
Ben: iyiyiiiim.. (düşük bir ses tonu)
C: ama sesin iyi gelmiyor??
Ben: Cansu, şimdi söyliyeceklerimden sonra, beni ablalıktan silebilirsin...(sözümü bitirmeden anladi, ve hemen girdi söze)
C: hayııır, silmemmm.. Ama nedennn? 
Ben: biliyorsun biz dün akşam geldik, sonra...... ( işte yukardiki şeyleri anlattim.. 
C: tamam ablacim, gelseydiniz iyi olurdu ama, anlayabiliyorum, dedi.. 

Ohhh, bende bir rahatlık, sesimde bir canlılık.. Güzel bir konusmayla bitirdik.. Ben bi sigara daha içtim.. Umduğumdan daha kolay olmuştu:) aşağıda işler bitsin öyle ineyim diyorum:) büyük bir Auftrag hallettim sonuçta:))) 

İndim aşağıya..  Herkesin gözü üzerimde.. Tamamdır, dedim.. Nerdeyse omuzlarda taşınacam, itibarim çok peyük!!:)))

O gün için plan yapıldı.. Hep birlikte Mudurnu turu yapacağiz. Bir Mudurnulu olarak ilk defa turistik bir gezi yapacağız.. Saat kulesini, çarşısını, konakları, daha doğrusu Hacı Şakirler konağını, kanuni Sultan Süleyman camiini gezicez hep birlikte.. Bir sonraki yazım, "Mudurnu turu"
Şimdilik bu kadar.. 

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Istanbul günlükleri 4... (sanattan soğudum:)) )


Eveeet, dügünümüzü yaptik, yorgun argın Ayçaya geldik. Yine hemen yatamadık tabi.. Baya bi lafladık martı sesleri eşliğinde.. Güzel bir pazara uyandık.. Yine bir "ayça kahvaltısı" ardından bir türk kahvesi.. Ama bugünkü kahve güzel degildi.. Çünkü kahve azdı, ve curu olmuştu.. Öyle derler bizim oralarda yogun olmayan, sulu şeylere.. Örneğin, sıvı yağa "curu yağ" derler:) 
Biz o gün Ayça, Demet ve ben İstanbulu turlamaya çıktık.. Cansucuk biz Ayçayla yanlız kalalım diye gelmedi cok iyi biliyorum.. Demetide yakınları alacak.. Ve biz Ayça ile nihayet başbaşa kalabilecektik:)) 

Kahvemiz güzel olmadığı için Ayça bizi kahvesi çok güzel olan bir yere götürdü.  Senmisin kahveye curu diyen, al sana mercimek çorbası yoğunlugunda kahve dercesine, bir kahve içtik:) çok güzeldi gercekten.. İstiklalin ara sokaklarında, küçük taburelerin üstünde, ve gölge bir yerde.. Çok önemli gölge olması.. İnanılmaz bir sıcaklık var çünkü.. Sonra yürüdük istiklalde.. Serinlemek için gördügümüz yere dalıyoruz.. 
Sant'Antonio kilisesi bunlardan biriydi.. Hem serindi, hem sakin.. Mum yakıp iyi dikeklerde bulunduk.. Ben bütün dinlere saygılıyım.. Niyettir önemli olan.. Ki o kilisenin içinde Kurandan ayetler vardi.. Bu hoşuma gitti.. 

Oradanda çıktık, ellerimizde su şiseleri devam ettik.. Sıcaktan bunaldık.. Baktık bir yerde bir sergi var.. Dışardan görünümü serin.. Renk olarakta öyle.. Gri ve uçuk mavi tonları hakim binaya. İçeriye adım atar atmaz buz gibi bir hava.. O sıcakta nasıl iyi geldi bize:)) içerde bir görevli.. Gezebilirmiyiz, diye sorduk. Tabi, buyrun dedi.. Giriş ücretsiz.. Ücretli olsa girmezdik, çünkü ilgimizi çekmeyen bir sergi.. En azından benim:)) ama serinlemek için birebir.. Atlarla ilgili bir sergi.. İç organları, dış organlari, içi doldurulmuş, mumyalanmış, sergilenen atlar..


Kocaman, 4-5 katlı bir bina.. Merdivenleri çok güzeldi.. Salyangoz gibi.. Belkide en çok zamanı orada harcadık:)) 

Bu resimleri çekmek için bi birimiz çıkıyor yukari, bir diğerimiz.. Sonra aşagı in diğeri yukarı.. Aynı prosedürü her birimiz için ayrı yapıyoruz. Herkes Kendi I-phonu ile çekince tabi.:))

Orada baya bir zaman geçirdik.. Bayada bir serinledik.. Ayça günün sözünü patlattı.."Sanattan soğudum"":))
İşte bu dedim.. Çok güzel. Her anlamda soguduk ve serinledik:)) simdi bu serinlikle Karaköye kadar yürüyebilirdik... Ama Galata ta bir mola daha verdik.. Kule dibindeki o şirin çay bahçesinde yine bir serinledik.. 


İndik Karaköye.. Deniz kenarı serindi, esiyordu.. Oltalarla balık tutan insanlar beynimdeki İstanbulu tamamlıyorlardı.. 
Oraya kadar gidipte Güllüoğlu pastanesinde tatlı yememek olmazdı. 

Tatlılarımızı yedik, Demetide akrabalarına teslim ettik, tekrar galataya çıktık.. Bu güzel merdivenlerden.. 
Karnımızı doyurduk, sonra aşağıdaki resimde görülen yere gelip, soguk efeslerimizi içerken, fondaki müzik, "bir rüya gibi, bir masal gibi" şarkısı çalıyordu.. Lafladıkta lafladık.. O konuştu ben dinledim, ben konuştum o dinledi.. Anlamak ve anlaşılmak ne güzel şeydir.. Akreple yelkovanın maratonu yine başlamıştı.. Ve yine biz zamana yenik düşmüştük.....
Bol resimli olacagini söylemistim bi ara:))

24 Ağustos 2012 Cuma

İstanbul günlükleri 3... (Düğün


14 temmuz.. Sıcak bir cumartesi gününe uyandık.. Ögleye doğru Ayça kahvaltısı ( ben öyle derim, özel ve güzeldir) yaptık.. Üstüne birde türk kahvesi içtik.. Akşam düğün için hazırlıklara başladık.. Saat 2 deki kuaför randevuma Ayça ile birlikte gittik.. Saçlarım nasıl olacağına dair fikrim yok.. Kıyafetimi sordu, ona dairde fikrim yoktu.. Çok sıcak bir gün olacağı için güzel yapılmış bir atkuyruğunda karar kıldık.. Saç, makyaj, manikür, pedikür derken 3 saatimizi orda heba ettik.. Kuaförlerde beklemek beni çok sıkar.. Eve geldiiiik.. Kıyafet??!!!! Evet.. En büyük sorun.. Benimkiler beğenilmedi.. Ya çok kısa idi, ya çok dar, ya bilmem ne? Bu sefer Ayça ne kadar fistanı varsa döktü önüme.. Oy birliği ile karar verildi, onun bir elbisesi giyilecek.. Hafize kolleksiyonundan.. Çok özel.. Neredeyse bütün elbiselerini annesi dikiyor.. Annesi bildiginiz Cemil İpekçiye taş cıkarttıran stilistlerden.. Nar çicegi renginde güzel bir elbise.. Üzerimede cuk oturdu.. Sanki bana özel dikilmiş:)) bu arada Serpillerde geldi.. Onlar ana kız cok güzel olmuşlardı, güzellik yarışmasına gitseler derece bile alabilirlerdi:)

Biz Sarıyere doğru yol aldik.. Mehmet restoran.. Deniz kenarinda güzel bir mekan.. Püfür püfür esiyor.. Teyzemlerin oldugu masaya bizde iliştik. Yıllar sonra tekrar görüşme fırsatı bulabildigimiz yakınlarımızla birlikte olmak bizi mutlu etmişti.. Gülten teyzem muzurlukları ile yine bizi güldürdü.. Merve hiç oturmadı.. Ha oynadı, de oynadı.. Birsu geldiğinde ağlamaklıydı.. Ne oldu dedik, ayakkabım ortadan ikiye ayrıldı dedi:) hakkaten sinir bozucu bir durum ama, allahtan İnci yetişti imdadına.. Yedek ayakkabısını yanında getirmiş.. Akıllı insanların hali başka tabi.. O sorunda çözülmüş oldu.. Gerçi dügünün ilerleyen saatlerine doğru herkes çıkardı attı ayakkbılarını:)) Güzel bir düğündü.. Hepimiz eğlendik.. Eksik kuzenler vardı tabi.. Biz var olanlarla yetindik.. Orada bulunan kuzenlerle toplu fotoğraf çekilmediğimize hayıflandık.. 

Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine.. 

Düğünden kareler... 

bunlarda videolar


23 Ağustos 2012 Perşembe

İstanbul günlükleri 2


Yazıma geçmeden evvel, iki sitemde ben edeyim.. Ben vakit buldukça yaziyorum ve içimden geldigi gibi yaziyorum. Dünden beri hiç susmadı telefonlarım, zır zır zır.. Neymiş efendim, yazıların devamını günlerdir bekliyorlarmış, ve kendilerinin adı bile geçmemiş, bu ne rahatlıkmış, ne sorumsuzlukmuş?:))

Tabi hazır yazıları Bodrumlarda, şenzloglarda güneşkenirken, kahveyi yudumlarken, yada bir evde koltuga uzanmış şekilde, yada balkonda güneşlenirken, yada ofiste rahat rahat okumak çok güzel tabi.. Sakın okuduktan sonra iki satırda sen yorum yazarsın sayın okuyucu?? Ben nerden bileyim okunduğumu? Ben zannediyorum kendin pişir kendin ye misali, kendim yazıp, kendim okuyorum:))

Eveeet, istanbul günlükleri 2 ye gelmiştik.. Sütiş te kahvaltı sonrası o gün için plan yapıldı.. O sıcakta İstanbulda kalmayalım dedik.. Ağva ya gitmeye karar verdik.. İyi fikir dedim, hiç gitmemiştim çünkü.. Evden Şimayi aldik, bikinileri giydik, rahat bir şeyler attık üzerimize koyulduk yola.. Nasıl olsa Ayça ve Cansu çalışıyorlar.. En erken akşam 8 de görüşebileceğiz.. 

1 saat sonra falan Şileye geldik.. Baktık Ağva ya mesafe baya uzak.. Şilede kalalım dedik.. Ki şirin, güzel bir yer.. Orayada hiç gitmemiştim.. Yanlış hatırlamıyorsam "ağlayan kayalar" plajında idik.. Denizi Marmarisi tutmasada girilebilir.. Kum plaj, denizide  engin.. Güneşlendik, denize girdik.. Bikininin izi bile çıktı.. Böyle olunca ertesi gün düğünde giyecegim elbisenin biri elendi..
 Akşama doğru ayrıldık plajdan.. Birazda Şilenin o şirin çarşısını gezip çok geç kalmadan İstanbula dönecektik.. 
Oralarda dolaşırken bir baktık bir yerlerden balkan halk müzikleri sesi geliyor..  O sese doğru ilerledik.. Şile meydaninda şile bezi kültür ve sanat festivali varmiş.. Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, gibi ülkelerin halk oyunlari ekibleri vardi.. Uzun süre onlari izledik.. Güzeldi.. 

Bu aradada kurt gibi acıkmışız.. Ne yapsakki diye düşünürken, ben istanbuldakilerin nabzını tutmak için bir telefon edeyim dedim.. Biz zannediyoruzki; nerde kaldi bunlar diye kuduruyorlar!! Nerdeeeee!!!! Onlarında yurtdışından yabancı bir arkadaşları gelmiş, hep birlikte balık pazarında "vidinli turgut" a yemeğe çıkmışlar.. Neyse bu durumdan rahatlayan biz, akşam güneşinin çok güzel battığı bir yerde ahşap sandalye ve masalara aldanarak oturduk.. Madem onlar balik yiyor biz yiyemezmiyiz? Bizde balık-ekmek yedik.:)) artık buz gibi bir birada içebilirdik.. Ama malesef oturduğumuz yerde alkol yokmuş.. Birde bir nazik söylüyorlar garsonlar, " malesef şu an yok" diyorlar.. Hangi an var acaba??
Neyse,  bizde o zaman demli bir çay istedik.. 

Güneşide batırdık.. Fakat hala çarşısını dolaşmamıştık.. Oralara gelipte şile bezinden bir elbise almamak cok ayıp omazmıydı? Üstelik festivali bile yapılırken!!!
Gezdik, dolaştık, o dükkan senin, bu dükkan benim diyerek.. Bir elbisede aldım.. Hatta dükkandan o elbise ile çıktım.. Artık saat bir hayli olmuştu.. Daha 1 saatlik yolumuzda var.. Saat gece 11 e doğru balik pazarına ulaşmıştık.. Daracık sokaklarda sağlı sollu bir sürü meyhane.. Heryer tıklım tıklım dolu... Güya önden gidip masada birinin, ya Cansunun yada Ayçanın gözlerini kapatıcam, hangisi denk gelirse.. Hiç beklemiyorlar, sürpriz olcak saniyorum herhalde:)) işte ben böyle angut angut sağa sola bakarak ilerlerken birden ne göreyim? O uzun kollarını açmış, koşarak gelen Cansu:)) 
Bir sevgi seli aktı o dar ve tıklım tıklım sokakta.. 5 kişi onlar, 4 te biz 9 kişi kucaklaşmak epey bir zaman aldı.. Orada oturamadık, zaten kalkmak için bizi orada bekliyorlarmış.. Hep birlikte Beşiktaşta Kazan diye bir yere gittik.. Terasta oturduk.. Güzel, havadar bir yer.. Beşiktaş taraftarlarının gittiği bir yermiş.. Serpilin yalancısıyım, o öyle dedi.. Ayrıca mekanların isimlerinide unutmuştum.. Whatsapp diye bir şey var allahtan, ondan aldım mekan isimlerini.. Oda bazısını hatırlayor, bazısını hatırlamıyor. Ama pat diye cevap verince, "sende Murata sordun dimi?" dedim.. Kazan'ı biliyordum, vidinli deyince Muratta turgut u söyledi dedi.. Ne güzel birbirlerini tamamlıyorlar diye düşündüm:))) Blogta yalan yanlış şeyler yazmayayım diye nasıl canla başla çalışıyorum bilin istedim, lafı uzatmamın tek nedeni bu:)))

Velhasıl geldik Beşiktaştaki Kazan'a.. Kocaman bir masa ayarlandı.. En sohbeti bol, en kahakahalı en şen şakrak bizim masa.. Böyle yerlere gittiğimde, böyle şen şakrak masalara hep hayran kalırdım.. Şimdi bende o masalardan birindeydim.. Masa baya enternasyanel.. almanca, ingilizce, ve türkçe konuşuluyor.
İki saat sonra ayrılıyoruz o mekandan, ve artık çok geç olduğu için evlere dağılıyoruz.. Ben zaten yoldan gelmişim, 24 saattir uykusuzum, üstelik ertesi gün dügün var.. Zinde olmalıyım.. Yorgun olmamalıyım.. Ama bende zırnık uyku yok.. Murat herkesi araba ile evlerine bırakti.. Ben Ayça'dayım.. Ee gelde uyu.. Artık saate bakmadık bile.. Çünkü baktıkça sadece sinirlerimiz bozulacak.. O yelkovan denen zımbırtı uçuyor adeta.. Akrep'te onun arkasından bacak kadar boyuyla koşturuyor..:)) karşı gelemedik, durduramadık zamanı.. Güzel bir güne uyanmak için yumduk gözlerimizi.. 

Yarın düğün var... 

21 Ağustos 2012 Salı

İstanbul günlükleri.. 1


İstanbul günlükleri diye başladim söze.. Çünkü 1, 2, 3 diye gidecek.. Hepsini birden yazsam uzun olacağı için ben yazmaktan, sizde okumaktan sıkılacağınız olasılığı yüksek olduğundan en iyisi kısa kısa ve bölümler halinde olsun dedim.. Arkasi yarin gibi:) 

Baştan söyleyeyim, bol resimli olacak.. Yazdiklarimi birde gözlerinizle göresiniz diye.. 

Şimdi, 12 Temmuz bir perşembe gecesi gece 1 de otobuse bindim, sabah 8.30 da İstanbul- Aliağa da olacağım.. Kızkardeşim eşi ile birlikte seni aliriz dediler.. Bende kıyamıyorum sabahın köründe beni almalarına, zahmet etmeyin falan diyorum ama içten içe insallah alırlar diye umud ediyorum. Çünkü cuma iş günü ve diger Arkadaşlar çalışıyorlar.. Gerçi Ayça planladı geldigimde kuzeni beni bekliyor olacak ama, kizcağızı tanımıyorumki. Belki o benden haz etmeyecek, belkide ben onu..  Oda beni tanımıyor.. Zaten fazlada nazlanmadım, iyi alin o zaman deyiverdim Serpile. Sabahin köründe kalkarken, "aman uygun bir saatte gelemezmiydi" diye bana lanet okudularmı bilemiyorum.. Ama sanmıyorum.. Serpille ne zaman Aliağa terminalinde sabahın köründe buluşmuştukki? Bu bir ilk olacaktı.. O gece uzun otobus yolculuğumda bu işide halletmenin rahatlığı ile yarı uyur yarı uyanık bir halde Adapazari/Pamukova da mola verdik.. Gün yeni uyanıyor.. Tatlı serin bir hava.. Çevre nasil yeşil.. Heryıl orada mola verilince kendime balkondan bir yer seçer ve çay içmenin keyfini çıkartırım.. Sevdiğim arkadaşlarımla, yakınlarımla, akrabalarımla buluşmanın keyfi işte o çayi yudumlarken canlanır gözümde, ve heyecanlanırım..

Zaten Pamukovaya geldikten sonra duraklar sırası ile Adapazari, İzmit, Gebze ve İst./yakacik, Aliaga ve sondurak Esenler.. Pamukovada hangi terminalde insem olur.. Heryerde bir akrabam ve yakınım var.. Hatta bir ara izmitte inmeyide düşündüm, çünkü kuzenim Mervenin dügünü var cumartesi.. Ama artık serpillerle sözleşmiştim.. Sabah beni bekliyor olacaklardı.. 

Sabah 7.30 gibi FSM köprüsünü geçerken bir mesaj geldi.. Benimde Türkiyede kullandığım kalubela zamanından kalma bir nokia cep telefonu var, yazılar ya eksik geliyor, yada hiç açılmıyor.. Sms Ayçadan.. Şiirsel bir şey yazmiş ama okumak ne mümkün.. Sinir oluyorum.. Bekliyorum biraz, belki tamamı gelir diye.. Yok, gelmiyor.. "bu şehri periler sarmış" diye bir şey okuyorum, " eksik yazi var" okuyorum.. Ama belliki güzel şeyler yazmış.. Hemen aradim, sabah sabah o işe gidiyor, ben istanbula.. ( ayça anadolu yakasına, bende avrupa yakasına geçtiğimiz için ben istanbula gidiyorum dedim, o Ankarada falan çalışmıyor yani) O güzel sözleri bana telefonda söyledi.. 

Cuma sabahi saat 9 a dogru Aliağaya geldim.. Serpille, Murat benden önce gelmişler.. Serpili bir kez olsun bize geldiğinde vaktinden önce gittimmi diye düşündümde, galiba bir kez başarabilmiştim:)) 
Sevgi ile kucalaştık..  Hiç yorgun falan değildim. . Onlarda öyle.. Beni Emirganda, Sütiş'e kahvaltıya götürdüler.. Kocaman kocaman çınar agaçlarının altında güzel, serin bir mekan.. Laflayarak, keyifli bir kahvaltının ardından artık bir türk kahvesi ve bir sigara içmenin vakti gelmişti.. Günün planını yaptık..

Hoşbulduk İstanbul dedim.. 

(arkası yarın, yada öbürgün, bilemem)