Sayfalar

30 Kasım 2013 Cumartesi

Zeytin'in hikayesi..

Zeytin..
2006 yılıydı.. Herzamanki gibi bir yılbaşı Almanya'ya gitmiştim.. Kardeşleri ziyaret.. Sonra dönüş yolunda Frankfurt'ta çocukluğumda çok büyük emeği olan teyzemin olduğunu öğrendim.. Uğramamak olurmu? Güzeldi.. Teyzem çok sevinmişti.. Sonra bir hayvan dostu yakını geldi.. Minik bir kedi yavrusu ile.. Simsiyah.. Nasıl tatlı. Sokakta bulmuş.. Kendisinin kedileri olduğunu, ve birde köpeğinin olduğunu söyledi. Bu kediyi ise bir barınağa vereceğini. Kedileri çok severim.. Hiç kedim olmamıştı. Üstelik çocuklarda çok istediler.. Tamam dedim.. Biz bunu götürelim Isviçreye.. Kolay değil tabi, kedinin aşı defteri yok, hayvanda olsa kimliği yok. O zaman kaçak getirecem. Yok başka çaresi.. Zaten Avrupa gümrük kapılarında şüpheli görünmüyorsan durdurulmuyorsun.. Buna dayanarak bir kediyi sınırdan kaçak geçirmeyi denedim.. Bir karton kutuya delikler açarak mama ve su koyarak yolculuk yaptık.. Sanırım uyku ilacıda vermiştik.. Mışıl mışıl uyusun diye. Sorunsuz geçtik sınırı.. Evimize geldik.. Adını Zeytin koyduk.. Önce korkak ve ürkek koltuk arkalarına falan saklandı.. Sonra ara ara çıktı.. Zamanla büyümeye başladı.. Erkek olduğunu anladığımda evde acayip bir koku oluşmuştu.. Apartman dışındaki dişi kedilerin balkondan içeri girdiğini gördüm ben.. Baktım olacak gibi değil, aşılarını yaptırdığım veterinere bu sefer kısırlaştırmaya götürdüm. Canım, iki gün kuyruğu pısık dolaştı. Çok acı çekmiş olmalı.. Sonra böyle apartman dairelerine kapatılan kedilere üzüldüm.. Kedi hem evde, hem bahçede özgürce dolaşabilmeli. Ben öyle düşünüyorum.. Birde cinsini hiç öğrenemedim ama vahşi, kendi başına buyruk, asil bir kediydi bu Zeytin. Böyle bildiğimiz mırıl mırıl başını ayaklarımıza sürtünen cinsten değil.. Onun istediği gibi olacaktı herşey.. Bir koltuk takımının başını yemişti, tırnakları ile tırmaklayarak..Hem çok tatlı, hem çok vahşiydi.. O yıllarda ben bel fıtığından ameliyat oldum.. Ameliyat kolaydı da, sonrasında 6 hafta hiç bir iş yapmadan sert ve düz yerde yatarak geçireceğim nekahat döneminde erkek kardeşim geldi.. Kendisi çocuklarla ve hayvanlarla başka bir iletişimi vardır.. Buraya geldiğinde Zeytinle ikisinde başka türlü bir sevgi vardı.. Bizi iplemeyen Zeytin, onu gayet iyi dinliyordu.. Ikiside birbirini çok seviyordu.. Kardeşim buradan giderken Zeytini ona verdim.. Uzun bir tren yolculuğu ile yeniden Almanya'ya gitti Zeytin. 
Ikisi de birbirine nasıl benziyor? Yaşam biçimi olarak, özgür takılmayı seviyorlar.. Hırçın gibi ama sevgi dolu. Güzel ama, düşündüren.. Asil ama masum.. Şu anda ben sizden ayrı, siz birbirinizden ayrı.. Herkes ayrı ayrı.. Hepimizin hissettiği derin bir özlem..
Kavuşmak var ama sonuçta.. Ya oda olmasaydı??

Sunlarin sevgisine bakin..


26 Kasım 2013 Salı

Zbilemärit -soğan pazarı

Bugün Bern'de soğan pazarı (zbielemärit) daha doğrusu soğan festivali vardı.. Heryıl Kasım ayının üçüncü Pazartesi.. Bugün havada güzeldi.. Soğuk ama güneşli.. 
Bu festival Bern için çok önemli.. Tarihi bir geçmişide var.. Bir nevi panayır gibi... Okullar tatil, ve bazı iş yerleri öğleden sonra serbest.. Sabahın 4 ünde kuruluyormuş soğan standları.. Ve insanlar o saatlerde gidiyormuş.. Ben görmedim, ve hiç bir zamanda göremeyeceğim:)) aklımı peynir ekmekle yemedim, sabahın 4 ünde soğan pazarına gidecek kadar.. Hemde o ayazda, o soğukta.. Öğleden sonra gidince bir şey kaçırmış olmuyorum sonuçta.. Neyse gittim.. Aslında onada gitmeyecektimde, DHL kargo,  şehir merkezinde. Oradan şu sevgi ile ördüğümüz Van'daki güzel çocuklara daha çabuk ulaşsın diye kargoya verdim.. Buralarda Türkiye'deki gibi kargo çok yaygın değil.. Posta ile gönderilir genelde.. Ama yurtdışına bir paket 2-3 haftada gittiği için, bu seferlik kargo ile göndereyim dedim.. 1 günde gidiyormuş. Hizmet güzel.. Talep ettikleri ücrette okkalı hani.. Ne kadar olduğunu yazmayacağım, ama şu kadarını yazayım siz hesap edin; sadece kargoya verdiğim ücreti ben o çocuklara göndereydim kendilerine en az 12 takım bere, atkı, eldiven alabilirlerdi, daha çok cocuk ısınabilirdi.. Ben anladım ki, yurtdışından bu tür güzel projelere katılmak zahmetli oluyor.. Paket yapıp gönderemiyorsun, onlar senin özenle yaptığın paketi açıp kendi paketlerine yerleştiriyor, ve içinde ne olduğuna bakıyorlar.. Uluslar arası olduğu için onlarıda anlayabiliyorum.. Gümrükten geçen paketleri inceliyorlar.  Ama bütün hevesimi kursağimda bıraksalarda o mutluluk başkaydı.. Birde kedi maması vukuatı var böyle hüsranla sonuçlanan.. Anladım ki yurtdışından böyle projelere yer almak  bir yutkunduruyor insanı.. Neyse helâli hoş olsun.. Severek yaptım yinede, mutluluk parayla satın alınmamalı, sadece emekle olunca güzel.. 
Ben soğan festivalinden bahsedecektim. Soğanları süslemişler.. Kalp şeklinde, şans imgesi olan nal şeklinde, fare, uğurböceği, salyangoz, kurtçuk, domuz, saat, aşçı vs. Aklınıza gelen hertürlü figürlerde standları süslemişler.. Soğan erkeği bile vardı:) Soğan ekmeği, soğan pastası, soğan çorbası.. Soğana dair herşeyi orada.. Glühwein (sıcak şarap) ve sarımsaklı sıcak ekmek.. Inanılmaz bir tat.. Tek sevdiğim buydu.. Insanlar boyunlarına renga renk astığı şekerlerle, birbirinin üzerine attığı konfetilerle, plastikden yapılmış çekiçlere herkesin kafasına vuruyor, herkes mutlu ve gülüyor, eğleniyor.. Ben mi? Ben izledim sadece.. Ve fotoğraf çektim.. Pek bana ifade eden bir şey değil.. Bir kilo soğanı allayıp pullayıp 22-25 Frank a satıyorlar.. Ben o paraya 10, ne hatta 15 kilo soğan alırım ve iştahla keserim.. Gelde o güzel işlenmiş soğanları kopar bir yemeğe koy.. Kıyamaz insan be.. Ee nolacak, orda çürüyüp gidecek:)) bana gelmez öyle şeyler.. Ben orada taze taze yedim, içtim, fotoğraf çektim ve eve geldim.. Radyodan doyduğuma göre 59 ton soğan satılmış. Rençber mutluymuş:)) ee güzel..

Simdi Fotograflar'la gezdireyim sizi Zbielemärit'te:))

Kapi süsleri
Sogan Standlari
Sicak sarap ve kizarmis, sarimsakli ekmek, Pzarin en güzel ikilisi.)
Bir sürü figürler.. Fiyatlara dikkat!!!
Cesitli figürler
Bunlarda kolye gibi boyulara asilan sogan sekerler..
Yerler hep Konfetti..
Sonuc bu:)))

22 Kasım 2013 Cuma

Iste bu!!!


























Nihayet header konusunda kendimi buldum:) 
Bu artık kalıcı olacak.. Bundan önceki yine shemellon 'a aitti.. Ama ben kendimi çok iyi ifade edemediğim için güzel bir şey yapmiştı, ama yakınlarım bana, beni ifade etmediğini söyleyince işkillendim bende biraz.. Sonra Sevgili Dilara 'da bana kendi istediği için bir header hazırlamıştı.. Daha sade.. Ama formatı büyüktü. Sayfama sığmadı.. Benim böyle bir yeteneklerim olmayınca kendisine bildirdim.. Ama onun bu aralar işleri yoğundu.. Ben utana sıkıla shemellon'a bunu söyledim.. Artık tanışma konusunda da bir hayli yol almıştık.. Sağolsun, hemen yardımcı oldu.. Bu kadar işinin arasında bu kadar hızlı cevap vereceğini beklemiyordum açıkçası.. Kendisi ile ilgili bir kedi maması hukukumuz var.. Sonuçtan ne benim nede Shemellon'un mutlu olduğu.. Ama iyi niyetimizi keşfettik biz:) Çok teşekkür ediyorum buradan tekrar kedi dostu Shemellon'a.. Dilara'nın yaptığını benim isteğim üzerine değiştirdiği için.. Tabiki Dilara' yada çok teşekkür ederim.. 
Bordo, benim rengimdir.. Google şarap verdiğinizde ben çıkarım zaten:)
Tam istediğim gibi oldu bu.. Öyle Değilmi mi?

21 Kasım 2013 Perşembe

Van'daki çocuklar için ördük biz:))

"Sefkatle ilmek ilmek buzlari eritiyoruz"
Uzun zamandır yazamadım.. Bunun nedenleri vardı.. Ben yazılarımı genelde telefondan yazıyorum.. Bilgisayarda türkçe harfler olmadığı için yapıyorum bunu.. Ilk telefonumu derede ördeklere yem atarken suya düşürmüştüm.. Ikinci tuvalete düştü.. Sonuncu telefon elimden düştü, ekranı kırılmıştı.. Ama kırık mırık kıllanıyordum.. En son onuda tuvalete düşürünce intihar etti.. Yakınlarım dalga geçtiler tabi benimle, "yuh, bu kaçıncı", "suyu görünce heyacan mı yapıyorsun", "çok azimli gördüm seni", "hayır, tuvalette telefonun işi ne" diyenler oldu.. Hepsine güldüm geçtim. Ama hafiften bir utanma duygusu yaşadım tabi.. Birde üçtür insanlardan tel numarası istiyorum.. Ve aynı nedenden dolayı.. Neyse bu son olsun.. Artık sulu ortamlarda daha dikkatli olacağım.. Yeni telefonum geldi nihayet.. Zaten kırık ekrandan yaza yaza iyile şaşı olmuştum.. Ne iyi etmişimde düşürmüşüm tuvalete:)) sanırım bu benim bilinçaltıma yerleşmiş, yeni telefon istediğimde wc ye düşüveriyor:)) 

Bu telefon yokluğunda güzel şeyler yaptım ama.. Sevgili Atalet blogundan "şevketle ilmek ilmek buzları eritiyoruz" kampanyası başlattı.. Van'daki 0-6 yaş gurubu çocuklarına eldiven, bere ve atkı örülecekti.. Ben yazıyı neremle okudum bilmem ama, ben patiklerden başladım.. Bu durumu arkadaşıma paylaştığında, "sen coşmuşsun, projenin dışına taşmışsın" dedi her zamanki iyi niyetli düşüncesi ile.. 
Geçen bizim Perşembe kadinları ile buluştuğumuzda bu projeden bahsetmiştim.. Herşeye burunlarını soktukları için bu projeyede soktular o burunlarını.. "Bende varım", dedi Elisabeth.. "Bende, bende" dedi Antonella. Mutluluk zinciri gibi duyan katılıyordu.. Ofisteki arkadaşlara bahsettiğimde ertesi gün başladığı atkıyı getirdi büyük bir sevinçle.. 21 Kasım'a yetişmeyince şevki kırıldı biraz.. Gerçi, nasıl ve nereye göndereceğimiz henüz kesinleşmedi.. Sevgili Atalet bu organizasyonlarla uğraşıyor bu ara.. 
İşte ben telefonsuzken ilmek ilmek örerek mutlu oldum.. Düşünüyorsun, bu ördüklerim kimbilir hangi çocuğu okşayacak, ısıtacak.. Bütün çocuklar aynı tabi, ama yinede o cocuğu görmeyi çok isterdim.. Van 'a köprü kurardık.. Çocuklarımın manevi kardeşleri olurdu falan diye düşündüm.. Sonrada, gönül gözünle gör, dedim kendi kendime..  
Bu bambaşka bir mutluluk.. Yararlı bir şey yapmanın mutluluğu. 
Bugün yine Perşembe kadınları ile buluştuğumuzda getirdiler neler aldıklarını..  Zaten Elisabeth ben o zamana yetiştiremem ama satın alırım demişti. Tayır tayır son ilmeklerimiz hala devam ediyordu.. Antonella eldivenleri yetiştiriyordu, Elisabeth benim ördüğüm şapkaya pon pon yapıyordu.. Yılın ilk kar'ı da yağınca buralara, örgü örmek daha bir güzeldi.. 

İşte bunları yaptık biz üçümüz.. Adres bekliyoruz:)))

Bunlar bizim kücük, ama mutlulugu büyük katkilarimiz..
Elisabeth'in amblemi olan kalbli bir takim almis..
Son ilmekler atiliyor:))
Bugün Bern'e kis geldi demistim ya.. 

2 Kasım 2013 Cumartesi

Bizim perşembeler..

bir persembe masasi..
Ben hiç Perşembelerimden bahsetmedim sana sevgili blog. Biz  her Perşembe öğleden sonra bir kaç saatimizi birbirimize ayıran, o saatlerde cevreyi dünyayı unutan, sadece bizim olduğumuz dünyada biz istediğimiz kadar dünyayı içimize alan üç kadınız..
Birimiz Almanyalı, birimiz İsviçreli, birimiz Türkiyeli.. Ama biz sadece üç kadınız.. Beyaz yada pembe şarap eşlik eder bize.. Masaya yatırmadık konu bırakmayız.. Problemleri sadece dinlemekle kalmaz çözüm yolları aranır.. Ve uygulanır.. Bir çok problemi birlikte çözdük.. Dedikodularda yaparız ama onlar masada kalır.. Yararlı şeylerde yaparız mesela.. Yapılan iyilikler söylenmez ama, artık zaman aşımına uğradığı için kısaca üzerinden geçebilirim. 2004 tü sanıyorum, bir tsunami felaketi yaşanmıştı.. Biz ne yapabiliriz diye düşündük.. Bir cumartesi sabahı, bir alışveriş merkezi önünde stand açtık.. Çocuklarımızada anlattık. Onlarda eskimemiş küçük bisikletlerini, bazı oyuncaklarını, giysilerini sattılar, bizde waffel yapıp satmıştık.. 700 Fr. gibi bir para toplamiştık.. Postaneye gidip Unicef in o zamanki özel yardım masasına göndermiştik.. Sadece üzülmek yetmiyor bir şey yapmalı mantığındayız üçümüzde.. Kendi başına insan bunları pek yapamıyor, bir elin nesi var, iki elin sesi var gibi. Cesaret alıyor insan arkadaşlarından.
Bel fıtığından amelıyat oldum örneğin 2007 de.. Elisabeth ameliyat hemşiresi.. Benim ameliyatıma girmişti. Zaten titiz çalışıyorlar mutlaka, ama daha bir titiz ve özenli çalışmalarını sağlamıştır.. Ellerimden tutarak herşey daha güzel olacak, unutma haftaya perşembe bizim bahçedeyiz diyerek bana çok büyük moral vermişti. Daha bir sürü bir sürü şeyler.. Yokmu birbirimizde hoşumuza gitmeyen şeyler, var tabiki. Bunları yüzümüze söylecek kadarda cesuruz.. Kimse kimseye bozulmaz.. Bilirizki, "arkadaşlık birbirini herşeyiyle tanıyıp, herşeye rağmen arkadaş kalabilmesidir" olduğunu. Birbirimizden sıkıldığımız zaman uzakta kalabiliriz bir süre. Kimse kimseyi sorgulamaz.. Böyle bir arkadaşlık söz konusu bizde.. Mayıs ayında 4-5 günlük bir İstanbul gezisi planı yapıyoruz.. Bu fikir onlardan geldi.. Tamam dedim.. Bakalım.. Yani biz her Perşembe öğleden sonraları buluşur bir şeyler üreteriz.. Ve bu zaman bize çok iyi gelir.. 

Elbette ailemiz bizim için çok önemli, ama böyle dostluklar ailenin haricindeki duyguları ekstra besleyen şeyler..

İşte bu Perşembe yine buluşacaktık.. Ama öncesinde benim bir doktor kontrolüm vardı.. Çok önemli bir şey olmamakla birlikte acil olarak aynı gün bir cerrahi müdahale olmam gerektiğini söyledi doktorum.. Ben Elisabeth'in çalıştığı hastaneye sevkedildim.. Fakat onun perşembeleri boş günü.. Ve her Perşembe ne zaman geleceğimi sorar.. Bu Perşembe'de sordu.  Dedim, beni artık beyaz şarap kesmiyor birazdan damardan narkoz alıcam:) moment, moment.. Neler oluyor bundan benim neden haberim yok diye girdi araya. İşte anlattım durumu, ben seni 10 dakika sonra arıyorum dedi, telefonu kapatırken.  Çalıştığı hastaneyi aramış..  birazdan şu isimli acil bir hasta gelecek.. Benim en yakın arkadaşım, hiç bir şey yiyip içmedi, lütfen onu bekletmeyin, öne alın, çünkü aynı gün çıkmak istiyor demiş.. Beni aradı, şu saatte ameliyata giriyorsun, bir şey yiyip içme, hallettim, iyi ellerdesin, dedi. Yine burnunu soktu yani:)) teşekkür ederim, dedim.. Bunlar insanın hoşuna giden şeyler.. Girdim ve aynı gün çıktım hakikaten.. Seviyorum dostluğumuzu.

Birde uzaktaki yakınlarım var ki.. Uzaktan bile aynı derecede o sevgiyi hissettiriyorlar.. Arkadaşlar, arkadaşlıklar insanı besleyen, güven duygusu veren, yanlız olmadığını hissettiren,  ileriye taşıyan, ufkunu açan güzel çok güzel bir duygular, çok büyük zenginlik.. İyiki varsınız siz.. 
(Bu yazılarımı maalesef Türkçe bilmediğiniz için okuyamıyorsunuz ama ben yinede teşekkür etmek istedim size Elisabeth ve Antonella) 
Türkiyeli dostlarım, yakınlarım siz zaten biliyorsunuz kendinizi:)) 

biz iste:))


buda baska bir persembe masasi..