Sayfalar

26 Eylül 2013 Perşembe

Yak hayatın mumlarını!


Ne olacak bizim bu halimiz? Hayatımızı hep ertelemiyormuyuz? Erteliyoruz.. Nasıl olsa bahaneler çok.. Bahaneler artık yaşam biçimimiz olmuş.. Normal geliyor.. Alışmışız herşeyi ertelemeye.. Nedenleri çok; zaman yok, para yok, işim çok, babam döver, kocam kızar, arkadaşım üzülür, elalem ne der, yaz gelsin, bayrama inşallah, yok yok kışa daha iyi, hiç olmadı amaaan boşver bahanesi.. Halbuki hayat nasıl güzel olur? Manevi duyguları besleyerek. Hedeflere ulaşarak..  Güzel anları biriktirmektir. Ama biz anı biriktirmiyoruz.. İşe güce yaramayan, ipe sapa gelmeyen, ıvırı zıvırı biriktiriyoruz.. Nereyi açtığını bilmediğiniz anahtarlar vardır mesala çekmecelerde.. Ne işe yaradığını bilmediğiniz kablolar.. dolumu boşmu bilmediğimiz piller.. Fitili olmayan mumlar.. Neye iyi geldiğini bilmediğimiz ilaçlar.. Ya bende halen kaset var. kaset çalar yok ama. Ama bir şey arasak bulamayız.. Niye saklarız onca şeyi bilmem. "Sakla samanı, gelir zamanı" diyerek büyütüldüğümüz için olabilir mi? Eskiden saklıyorlarmış ama yeri geldiğinde kullanıyorlarmışta. Şimdi öylemi? Git yenisini al.. 
Böyle gereksiz şeyleri atmalı artık.. Boşaltmalı hem evdeki hem beyindeki çekmeceleri.. Hafifletmeli.. Yakmalı mumları.. Akıtmalı.. İçmeli hayatın şarabını.. Tortusu dibe çökmeli. 

Hangimiz yapıyoruz? Hiç birimiz!!!!
Haa yaşamdan mutluysak eyvallah!! Ama değilsek değişmeli bir şeyler öyle değilmi??

24 Eylül 2013 Salı

Nihayet bir headerim var...


Bazi Blog yazarlari, yeni headerim, yasasin benimde bir headerim var, gibi cümlerle header assagi header yukari konulu yazilari oldu.. Bu Header ne olaki dedim? Meger baslik demekmis.. Yani sayfanizda sizi temsil eden bir logo, bir resim, bir tasarim..  Aha dedim, bu benim gökte arayipte yerde buldugum sey.. Arastirmalarim sonucu Sevgili Shemellon'a ulastim.. ( shemellon.bolgspot.com )

Cok güzel isler yapiyor.. Ve bunlari güzel bir sey karsiliginda yapiyor.. Kendisi bir hayvan dostu.. Hele kedilere bayiliyor.. Birsürü kedileri var.. Ayrica sokak kedilerinide besliyor.. Nerde bir kedi görse kendisini kedilerin annesi saniyor:)) Onlari kucakliyor, sariyor, sarmaliyor.. Onlar icin ne yapabilirim diye cirpiniyor..

Önceleri öylesine yaptigi Headerleri, simdi iyi bir amac ugruna yapiyor.. Kedi mamasi karsiliginda.. Ne güzel degil mi? Böylece 3 tarafta mutlu oluyor.. Blog sahibi Headeri oldugu icin mutlu, Kediler mamasina kavustugu icin mutlu, Headeri yapan Sevgili Shemellon (Gonca) iki kere mutlu.. Hem kedilere iyilik yaptigi icin, hemde bir sey üretip Blog sahibini mutlu ettigi icin..

Sevgili Gonca, sana, emegine, yüregine, düsüncene saglik.. Cok tesekkür ederim.. Benim kedi mama hikayem, yilan hikayesi gibi oldu ama, istisnalar kaideyi bozmazmis.. Telafi edecegim ama:))

Nasil olmus Headrim?

Sizde, benim bir headerim olsun diyorsaniz, suraya tik tik, buaraya tik tik yapamiyorum ben) yazip geciyorum..

shemellon.blogspot.com sayfasindan su ana kadar yaptigi headerleri görebilirsiniz..

Not: bu yaziyi aksama bekleyemeyip, is yerinden yazdigim icin, i leri noktasiz, s leri ve c leri cengelli yapamadim.. diger baska türkce harfleride, bilginize:)

17 Eylül 2013 Salı

Ben bir kitabım.. Sen bir kitapsın.. O bir kitap.. Biz bir kitabız..



Yıllar önce Türkçe öğretmenimin anlattığı bir şey hakikaten kulağımda koca bir küpe gibi sallanır.. 

Doğada olup bitenleri anlayın, kendinizi ona benzetip, örnekler alın.. Arılar gibi üretken olun, karıncalar gibi çalışkan olun, ağaçlar gibi hür olun, vs. derdi. Ben bunu kendime bir felsefe edindim.. O kadar doğru ki, yaşamak için doğadan örnekler almalı o kadar rahatlatıcı ki; 
Örneğin; bir dereyi düşünün. Akan bir derenin önüne yaprak, toprak veya taş engelini. Bunu kendi yaşamımızla örnekleştitecek olursak, önümüze bir problem çıktığı zamanla eşleştirebiliriz.. Derede ne olur? Su akamaz bir süre, sıkışır, birikir ama zaman sonra mutlaka bir yön bulup akar.. Biz insanlardada aynıdır.. Evet, problem karşısında üzülürüz, birikiriz, ama mutlaka bir çıkış yolu olur/buluruz. Zaman ve sabır burada devreye giren. 

Suların bulanmasını sonra durulmasınıda böyle güzel örneklendirebiliriz. Yani doğayla eşleşmek lazım.. Kendinizi bir ağaca benzetin mesela.. Güçlü ve köklü bir ağaca. Ağaç nasıl büyür? toprak, su hava, güneş ile. Bize ne lazım? Aile, kardeş, arkadaş eş  dost gibi manevi duygular..  Bazen rüzgar olun mesela, esin deli gibi.. Bazen şimşek olun, bazen gökgürültüsü.. Gürleyin.. Bulut olun bazen, hüngür hüngür ağlayın.. Sonra güneş olun.. Sonra toprağa benzetin kendinizi.. Kim ne ekerse onu biçer misali.. Ne bileyim, bahar olun, yaz, kış, bazen sonbahar olun. Dağ, taş,kaya ırmak, deniz hatta okyanus olun.. Ben bunları yapıyorum ve yaşıyorum.. O öğretmenimin sözlerini, durgun bir suya taş atar gibi geniş halkalara yaydım.. Yine bir benzetmeyle bağladım:)) 

Bugünde insanları birer kitaba benzettim ben.. Her biri ayrı bir hikaye, ayrı bir roman.. Kimi dram, kimi klasik, kimi aydınlatıcı, kimi tarihi, kimi araştırmacı, kimi öğretici, kimi felsefik, kimi ağır, kimi sıkıcı.. Herkes hoşuna giden bir kitabı okur.. Yada bir kitaba başlarsınız bir süre sonra sıkar, ve bırakırsınız.. İlişkilerde öyle değilmidir? O yüzden herkes herkesi sevmek zorunda değildir.. Sevmediğin bir kitabı okumanın ne gibi bir getirisi olurki? Okumuş olmak için okursun. 
Hepimiz birer kitabız.. Ben, sen, o ve biz.. 
"Kitaplardan önce, kendimizi okuyalım" demiş, Mevlana.. Çokta güzel demiş..

14 Eylül 2013 Cumartesi

Bisiklet!

Bisiklet deyip geçmemek lazımmış.. Orda kalmak lazımmış.. Küçükken bizim köyde bisiklete binen ilk kız olmama rağmen sonraki yıllarda bisiklete binememekte çok komik.. Bisiklete biniyorum, sürüyorumda ama kendimden emin süremiyorum.. o bi korku var onu atamıyorum bir türlü.. Önüme birşey çıktığında ne kadar ondan  uzaklaşmaya çalışsamda sanki üstüne üstüne gidiyor direksiyon. İnmek  ve binmekte sorun oluyor.. Düz ve boş bir yolda sürerim ancak:)) 
Ben şöyle pembe vaya beyaz bir bisikletim olsun, arkada piknik sepeti, içinde soğuk pembe şarap, direksiyonun hemen önünde çiçek sepeti uçsuz bucaksız çiçekli tarlalardan güzel yollardan, başımda papatyadan bir taç, saçlarım uçuşa uçuşa süreyim.. Budur benim bisiklet sürme anlayışım:)) 

Gel görki öyle değilmiş.. Bisiklet hakkında ne çok şey öğrendim bugün.. 

Oğullarımdan biri haftaya 1 haftalık okul gezisine Tessin'e gidiyor.. Geziler sadece yiyelim, içelim, gezelim li olmuyor.. Bunların yanı sıra mutlaka bir tema oluyor.. Tarih dersi ile ilgilenenler Berlin'e, coğrafya ile ilgili olanlar önce Berlin'e oradan Fransa'ya gidecekler... 
Taylan sporla ilgili temayı seçtiği için Tessin'de bir spor kampına gidiyor.. 

Götürüleceklerin arasında rollerblades dışında birde bisiklet götürmeleri gerekiyormuş. Bugüne kadar herbirinin 3 er tane, yani toplamda 6 bisiklet çaldırdığımız için iki yıldır bisikletsizlerdi..  Gerçi bisikletleri olsada pek bir işe yaramayacaktı, çünkü bisikletlerinde çeşitleri varmış. Dağ bisikleti, yarış bisikleti, şehir bisikleti vs. gibi.. Bize yarış bisikleti gerekliymiş. Okulun verdiği bir adrese bisiklet kiralamaya gidiyoruz.. Güzel köy yollarından, kuş uçan fakat kervan geçmeyen bir dağın başında bir bisiklet cennetine varıyoruz.. Yarış bisikleti kiralamak istediğimizi söylüyoruz.. Kişiye özel bisiklet veriyor. Sürücünün boyu, kilosu ve hangi ayakkabı ile süreceğini soruyor. Ona göre pedal takiyor.. Yarım saat içinde bisiklet Taylana göre ayarlanıyor. Yarış bisikletlerinin bir özelliğide çok hafif olması.. İki parmağınla yukarı kaldırabiliyorsun. Araba fiyatına bisikletler gördüm.. 2'000 ile 20'000 Franklık bisikletler... Daha pahalılarıda var dedi Taylan.. Bizim ki 6000 fr. Ama biz kiraladığımız için sadece 300 fr. Buna kask ve kilit dahil.. 
Bu kadar değerli bisikletleri kiralarken kimlik sormamaları dikkatimi çekiyor.. Sadece bir form dolduruyorsun.. İsim, soyisim, adres ve tel numarası.. Seviyorum insanların dürüst olmalarını ve birbirlerine güvenmesini.. 

Sonra, onca yolu Taylan bisikletle gelmesi gerekiyor.. Ben araba ile, o bisikletle neredeyse birlikte gidiyoruz.. Taylan uçuyor adeta.. Yarış bisikletinin farkını keşfediyoruz:)

Taylana uygun bisiklet araniyor..

bisikletimizi aldik, yollara vurduk..

virajlarda ona yetismek ne mümkün...

Yokusta bile benden hizli..

10 Eylül 2013 Salı

Bugün ağlamak yok, dedi gökyüzü..

İçim daraldı yine bir annenin acıyan yüreğimi izlerken.. Hani analar ağlamayacaktı, hani nerde..??? 
Hava üzgün, kasvetli, gri.. Ağladı ağlayacak, benim gibi.. Rüzgardan medet umuyor .. Rüzgar soğuk ve kararlı.. Ağaçlara vuruyor, bulutları dağıtıyor, beni üşütüyor.. Diyor ki, bugün ölen yok.. Giden var.. Inançları uğruna gidenlerin ardından gitti.. Abdullah gibi..  Ethem gibi.. Mehmet gibi.. Mustafa gibi.. Ali İsmail gibi, gitti Ahmet bugün.. 
İsimleri tekrarladım.. Ahmet-Mehmet-Ethem.. Abdullah-Ali İsmail- Mustafa.. Tekrarladım.. Ezberledim.. 
Gökyüzüne baktım. Gökyüzü bile gönül gözünü açmış gülüyordu... 
Gören körlere, duyan sağırlara, konuşan dilsizlere inat gülüyordu, bugün ağlamak yok.. 


Ahmet'in Selami var..

7 Eylül 2013 Cumartesi

"Küçük Ev"


Gündem durulmuyorki, şöyle eni konu güzel şeylerden yazalım.. Tenis maçı izler gibi kafalarımız, bir o yana bir bu yana. Durulacak gibide görünmüyor ortalık.. O zaman ne yapmalı..? Kendi gündemini kendin yaratmalı.. Ya avaz avaz bağırmalı, ya bir kitap okunmalı, ya bir türkü dinlenmeli, yada eskilere dalınmalı.. Sezen Aksu'nun buna benzer bir şarkısıda var.. Hep o gelir zaten bu gibi durumlarda.. Derin bir nefes akmak gibi.. 

Ben durur durur kalubela zamanından aklımda kalanlara takılırım.. Genelde güzel olan şeyleri unutmuyorum.. Yine aklıma ne geldi durup dururken.. 

Eskiden, çooook eskiden.. Çocuklarım yokken.. Kocamı tanımamışken.. Annem yaşarken.. Almanya'ya gelmemişken.. Yani ben daha ilkokula giderken, siyah-beyaz Nordmende televizyonlar varken ve hatta sadece TRT Kanalı'nın olduğu dönemlerde güzel bir dizi vardı.. "Küçük ev" 
Önceki yazılarımdan okuyanlar bilir, evimizde o dönemler televizyon yok.. Bir misafirliğe gittiğimizde denk gelip izlemiştim.. Aman ne hoşuma gitmişti, ne hoşuma gitmişti.. Ertesi hafta nineme yalvarıyorum, nine bu akşam bilmemkim gillere oturmaya gidelim mi?diye.. Köydede iki üç ailede var televizyon.. Birde salı geceleri siyah-beyaz Türk filmleri olurdu.. Onları izlemeyide çok severdim.. Eee, haftada iki kere bir eve konuk olunacak.. Üç ailede tv varsa, bu hesaba göre daha sık gidilecek.. Üstelik bir tek bizde yokki, olmayan ailelerde gittiği zaman, televizyonu olan ailelere illallah gelmiştir herhalde.. Ama ninem gururlu bir kadındı, beni üzer asla tv izlemek için komşuya oturmaya gitmezdi.. O zamanlar kızardım nineme ama şimdi anlıyorum.. Bende olsam aynını yapardım.. 
Neyse ara ara denkgeldiğim zamanlarda izlediğim kadarı ile, ve sonrasında Almanya'ya geldiğimizde aynı dizinin Alman tv lerindede oluşuna sevinmiştim.. Üstelik renkli:) o dönemler hiç Almanca bilmiyorum ama hepsini anlıyorum sanki:)) gerçi karman çorman bir konusu yoktu.. Mutlu bir aile, sevgi dolu pastalar yapan bir anne. Çiftliği ve sürekli pikapının tamiri ile uğraşan bir baba, çocukların hepsi melek gibi.. Bu iyi niyetli ailenin her bölümde başına gelmeyen macera kalmazdı.. O güzel kızları Mary körmü olmadı, en küçük çocukları kanser mi olmadı, evleri mi yanmadı? Evin oğlunun çıkardığı yangında Mary'nin çocuğu yanarak can mı vermedi? Ne acılar ne acılar.. Ama sevgiyle herşeyin üstesinden gelmeyi başardılar.. .. Birde kasabanın zengini Nelson'lar vardı.. O şımarık kız Nellie' den ne çekti o Laura.. Kendimi hernekadar Lauray'la özdeşliştersemde ileride Carolin gibi olmayı hayal ederdim.. Pasta, börek yapsam, hep mıtlu olsam.. Boy boy kızlarım, çocuklarım olsa.. . Charles gibi çalışkan ve yakışıklı biri ile evlensem..:)) 

Haa, bunlardan hangisi oldu? Carolin gibi pastalar yapamam, ama güzel yemek yaparım.. Ailenin 4 çocuğu olmasına rağmen akılda kalan iki kız. Mary ve Laura.. Kızlarım  olmadı, ama ikiz oğullarım oldu..  Birde "çarls" gibi çalışkan ve yakışıklı kocam oldu;)) Ee daha ne olsun?? 

Onlar gibi, 18 yıllık yaşantımızdaki olumsuzlukları  mutlu mesut, konuşarak mı çözdük? Hayır!! Çatır çatır tartışarak....  O ak der, ben kara. Biz böyle uzlaşabiliyoruz:)

Ama üç aşşa beş yukarı bizde bir "küçük ev" iz..