Sayfalar

26 Nisan 2013 Cuma

Tabiat ana..

Ağaçların düğün zamanı artık mevsim.. Her biri düğüne gider gibi süslenmiş.. Beyaz, pembe, sarı.. Narin renk cümbüşü heryer.. Düğünün orkestrası ise cıvıl cıvıl öten kuşlar topluluğu.. O çiçeği burnundaki gelin ağaçlarında biter yakında düğünü.. Bir kaç aya kalmaz verirler meyvalarını.. Erik, kiraz, elma, armut, nar, kızılcık, vişne, dut vs. gibi isimlendirirler.. Kopar bedenden sonra o meyvalar.. Kalırlar yine yaprakları ile başbaşa.. Zamanla sararıp solan yapraklar düşer birer birer önce. Sonra ikişer üçer, üçer beşer ve çoğalarak.. Ağaç tek başına kalır.. Karlar düşer üstüne bembeyaz olurlar.. Yoo, aklınıza gelen o soğuk elbise değildir o.. Asıl o zaman mı giyerler gelinliği ne?

Evet, kışın gelinlik giyiyorlar, baharda çiçeği burnunda gelinler, yaz artık meyvalarını veriyorlar, sonbahar yaşlılık ve yaprak dökümü..

Doğayla ne kadar benzeşiyoruz değilmi?
Bir çıkmaza girdiğinizde doğaya bir bakın, o ne yapıyor.. Ben öyle yaparım.. Doğa güzel bir rehberdir insan hayatında.. Sürekli kendini yeniler..

Ben bakmaya doyamiyorum bu güzellige.. Herkeslerde görsün istiyorum..











20 Nisan 2013 Cumartesi

İstanbul beni bekledi...

En son yazıma "bekle beni istanbul" başlığını vermişim.. İtina ile bekledi beni İstanbul.. Oysa kaçmasına ramak kalmıştı.. Geçen çarşamba online uçak bileti aldım, ertesi gün yani Perşembe için.. Artık kesinleşince arkadaşıma geleceğimi müjdeledim.. Ayça hiç yapmadığı bir şey yaparak bileti mail ile göndermemi istedi.. İçten içe, niye istiyorki şimdi bu bileti, inanmıyormu yoksa gibi düşüncelerle, gönderdim.. Aslinda çok emin olmasına rağmen, yine o nazik tavrı ile, "canım, benmi yanlış gördüm, sanki 25 Nisan yazıyor bilette" diye cevaplamış..
Nasıl yani? 11 Nisan'a aldığımdan öyle eminimki; bileti kontrol etme gereği bile duymamıştım.. Onun bu uyarısından sonra bi bakim dedim.. Evet, doğru.. 25 Nisan yazıyor!!! Şok.. Panik.. Dikkatsizliğime kızıyorum.. Online biletlerde kolay erişebilecek bir tel numarası bulamıyorsunuz.. O ücretli hatlar var.. Onlarada ulaşmak kolay olmuyor ama ulaşıyorum.. Derdimi anlatıyorum, beni anlıyorlar ve durumu düzeltiyorlar.. Derin nefes alıyorum.. Bu sefer gülüyorum halime.. Çok uğraşlar vermeden kendiliğinden düzene giren bir hayatım olduğunun farkındayım..
Ayçanın şöyle bir ifadesi var; "Dalgınlıgı kadar becerikliligi ve işlerinin kendiliginden yola girmesi ile meşhurdur kendisi." Evet, bu çoğu zaman geçerli.. Şöyle bir ifadeside vardı; sen hayata öyle çok güveniyorsunki, kendini yaşama bırakmışsın, bir yanlışlık olduğunda kendiliğinden yoluna giriyor.. Kısacası hayat sana yanlış yapmaya korkuyor gibilerinden bir şeyler söylemişti..
Belkide budur beni rahat kılan... Kıçınıda yırtsan iş olacağina varır bir modum vardır hep..

Yine öyle oldu, planladığım şekilde ulaştım o sevdiğim İstanbula.. İstanbul beni hep güzel ağırladı, hep en güzel yüzünü gösterdi.. Neler yaptığımı bir bir anlatmayacağım.. Mükemmel bir 3 gün geçirdim.. Bol konuşmalı, bol gülmeli, bol gezmeli, bol içmeli, bol eğlenmeli..
Abimde istanbuldaydı, ben biliyordumda o bilmiyordu benimde istanbulda olduğumdan. Ayçanın bir organizasyonu ile Nevizade "Keyif'te beni görünce, gözleriyle bi süre tartıştı, yalan söylüyorsunuz dedi onlara.. ama gözlerinin yalan söylemediğini gördü.. Çok mutlu olmuştu, bende öyle.. Restoran Keyif'te keyifli anılarımız oldu.. Rakı ilede flörtümü ilerlettim.. Hep uzaktan gördüğüm kız kulesine dokunanabildim.. Kuru fasulye yemek için Cihangir'den Süleymaniye'ye dere tepe düz gittim.. Mandabatmaz'daki kahve başka yerde varmıdır? Litaranın muhteşem manzarasında bira içerken politika konuşurken birden fıkralara geçmek.. Güzeldi be..
Tüm bunları bana yaşatan Ayça'ya, Bülent'e, Osman'a, abime çok teşekkür ederim. Artık ben susayım, resimlerim konuşsun..

Kurucesme'den Merhaba dedik Istanbul'a

Yildiz parki dolastik..
Yildiz parkindan Bogaz böyle görünüyordu..
Istanbulu seyretmeye doyamiyorum..
Döke saça kahvalti keyfi..
Masa örtüsünün dili olsada konussa.. Ne çekti elimden.. 
Litara'dan 
Kiz kulesine dogru..
Bir Marti havalanir Kizkulesinin balkonundan...
Birbirimize aldigimiz kitaplara göz atarken neye güldük bilmem ki?


9 Nisan 2013 Salı

Bekle beni İstanbul..

Galiba İstanbul yolcusuyum.. 3-4 günlük bir İstanbul gezisi bana çok iyi gelecek. Ayça iş yerinde göbek atmaya başlamış bile:) o mutlu, ben ondan mutlu;))

Sonrasında Uşak ve İzmir. Alsancakta ve Kordonda gezmek iyi gelir herhalde..

Tatil dışı kısa bir dinlence iyi gelecektir eminin. Zira buralarda kış bitemedi bir türlü.. Sıkıldım, daraldım..
Tatil anılarımla dönerim artık buralara..

Baharda güzeldir herhalde İstanbul ve İzmir. Belki herkesin dilinde olan Erguvanları görebilirim..

Gezelim, görelim, yazalım..

7 Nisan 2013 Pazar

Geldiler ve gittiler...

paskalya dekarasyonu Serpil,den
Her yıl olduğu gibi bu paskalya tatilindede kız kardeşim gelecekti Alamanyadan, eşi ve kızı ile birlikte.. 27 Mart beynime kazınmıştı zaten bir kaç ay öncesinden.. Ve Basel'e 15.30 da gelecekleride.. Kardeşim huyumu bildiği için geç saatlerde gelir, geç saatlerdede gider:) yani bilet rezervasyonunu ona göre yapar.. Yetişemem çünkü.. Çoğu zaman gar'da veya havaalanında ben onu değil, o beni beklemiştir:)) bu sefer yetişecektim ama.. 15.30 a kadar ohooo, neler yapmazdimki?
Ön hazırlıklar tamamlandı, işe gidildi, saat 2 gibi çıkmayı planlıyorum.. Hatta istanbuldan Ayça, SMS le hadi çık artık yola diye hatırlatıyor.. Dedim ya yakınlarım beni tanır, buna rağmen severler.. Bende bunu çok severim:)
Planladığım gibi çıktım yola.. Acele etmeden, radara yakalanmadan zamanından 15 dakika önce orda olmaktan gayet memnunun..
Çıktım Perona.. Bir süre sonra tren geldi.. Uzun.. Acaba hangi vagondan inecekler.. Gözlerim bir sağa bakıyor bir sola.. Onlara benzer kimse yok.. Allah Allah diyorum, herhalde bu tren değil.. 10 dakika sonra bir tren daha gelecek, galiba o diyorum.. Oradaki tren hareket ederken ben merdivenlerden aşşağıya iniyorum.. Beş dakika sonra telefonum çalıyor.. Kardeşim.. Abla galiba sen başka gar'da bekliyorsun, dedi??!! Ben seni merdivenlerden inerken gördüm, biz diğer gar'da indik dedi.. Basel'de iki Gar var, biri Almanya sınırı diğeri İsviçre. Araları 5 dakika.. Daha önce benim beklediğim yerden gelip gittiği için doğal olarak orada bekliyorum..
İlk kez erkenden gittim, bu seferde yanlış gara gittim;) sonuçta yine onlar beni bekledi.. 10 dakika sonra kucaklaşabildik.
Geldik Bern'e.. Hava kararmamış.. Hatta bahar havası.. Bern'in göbeğinde birer bira içtik.. Hoşbeş, sohbet, gülmek derken evimize geldik nihayet..
Pratik ama lezzetli bir akşam yemeği ile güle oynaya geceyi geç saatlerde sonlandırdık..

Ertesi gün paskalya arefesi.. 4 gün tatile gireceğiz.. Arefe günü saat 17 de kapanır her yer.. Bir sessizlik çöker şehre.. Ama sessizlik öncesi bir alışveriş çılgınlığı. O gün alışverişle geçti günümüz.. Serpil ve Murat ben işteyken Bauhaus'a gidip evdeki eksik lambaları ve paskalya dekorasyonu almışlar..

Birde çok güzel, narin, ve güzel kokulu bir çiçek. Kokusunu hiç unutmayacağım. Adını öğrendiğimde hayal kırıklığına uğradım.. "Katır tırnağı" imiş bu çiçeğin adı.. Hiç yakıştıramadım.. Hatta instagrammdan bir arkadaşım, "çiçeklere isim verme konusunda çok yeteneksiz bir milletiz" demişti.. Bencede.. Ama güzel isimlerde var hani.. Lale, menekşe, gül, sümbül, açelya, hanımeli vs..
Katır tırnağı, bu narin çiçek için çok kaba geldi bana.. Sonra bi ara kardeşim o çiçeğin sapını keserek tazelemek istediğinde dediki; öyle zor kesildiki sapı, o yüzden katır tırnağı denmiş olabilir.. Belkide.. Olabilir evet.. Ama yinede beğenmedim adını..

Katir tirnagi
Ertesi gün tatil.. Hep birlikte kahvaltı yaptık. Bizim hava güzelde, dışarıdaki hava berbat.. Kışın bu kadar kar yağmamıştı.. Napalım, napalım? Madem kar var, tadını çıkaralım.. Bern şehrinin en yüksek tepesi Gurten'e çıktık.. Estetik ve güzeldi orada kar.. Ağaçlı yollarda yürüyüş yaptık.. Güzel fotoğraflar çektim..
Gurten dag treni
Gurten,de Yürüyüs
Agaca tepeden baktik
Donmus Ejderhayla karsilastik:)
Kis uzun sürdügü icin ayilar bile uyanmisti uykusundan:))

Sonra şehre indik.. Ayılar çukurunu, ve Bern'in karlı sokaklarını gezdikten sonra Einstein Kafe'de bira içerken günü değerlendirdik..

Eve geldik.. Çıkmadan önce yoğurduğum pizza hamuru iyice kabarmıştı.. Pizzalar ve pideler yaptık..

Sonra türkçeleri kıt cocuklarımıza "tabu" oynamak eğlenceliydi:) şaşırtıcı sonuçlar çıktı ortaya.. Ama gözler hep abimin anlatışını aradı.. Tabu yu abimle oynamak gerek.. O daha anlatmaya başlamadan önce kopuyoruz hepimiz:)

Gece, sıcak çay sonrasında şarap ve DVD keyfi.. "Araf" filmini tekrar izledim onlarla. Sevdiler filmi.. Bende sevmiştim zaten.. Doyamadık bir film daha izledik.. "Bir bavul iki dil" filmini. Daha çok belgesel gibiydi. Denizli'li yeni bir öğretmenin uzaklarda bir Kürt Köyü'ne atanması, öğretmenin kürtçe öğrencilerin türkçe bilmediği bir okulda bir yıl boyunca ders vermesi.. İlginç bir öykü..

Oldu Cumartesi.. Eşim gelecek Türkiye'den.. Evdeyiz.. Yemek falan hazırlandı.. O akşam rakı içilecek.. Yedik, içtik, sohbetler ettik, işler kurduk, evler aldık, kiraladık, sattık.. O masada neler yapmadık ki; birde saatler ileri alındı, bir saatimiz heder oldu..

Pazar istikamet Schwarzsee oldu.. Buz tutmuş gölün etrafında yürüdük. Gölün üstünde yürümek bu sefer mümkün değildi, çünkü kenarlardan erimeye başlamıştı.. Ben yine güzel fotoğraflar çekmenin peşinde idim:)

Schwarzsee Selale
Heidi ve Peter
Pazartesi yine tatil.. Yine kahvaltı.. Yine bir rota.. İntelaken, Blausee. Lauterbachbrunnen, Giessbach.. planladığım gibi geçmedi o gün.. İki yere gidemedik.. O gün biraz garipti.. Herkes aynı kafada olmayınca olmuyor tabi.. Ee bunada eyvallah dedim..

Lauterbach

Salı, iş ve okul var.. Bizler göreve, misafirlerimiz kafa nereye onlar oraya takılacaklar. Kendi başlarına otobüs ve tramvayla Bern'e gitmişler.. Öğleden sonra bende katıldım onlara.. Akşam yine ev, yemek, çay ve şarap.. DVD izlemeye fırsatımız olmuyor..

Çarşamba yine aynı.. Yine Bern.. yine akşam yemeği. Artık son gün.. Ama akşam Galatasaray-real Madrid maçı var. Efes biraları ve cips'leri hazırladık.
Hepimiz skor tahmininde bulunup 2 Frank koyup bahse girdik. 14 Fr. Kazanacak birimiz.. 7 kişiden hiç birimiz skoru tahmin edemedik:)) GS nin 3-0 yenileceğini hiç birimiz tahmin edemedik. Garip olan hiç birimizin GS li olmamasına rağmen hepimizin GS li olmasıydı.

Real Madrid -Galatasaray 3-0
Perşembe.. Bir hafta ne kadar çabuk bitmişti. Bir çok şeyi yapamamıştık.. Eksikti yine herşey, herzamanki gibi.. Aslında ne yaptıklarımızı değilde neleri yapamadığımızı yazaydım daha mı iyi olurdu ne?

Güya bana yeni bir gözlük bakacaktık. Blausee ve Giesbach şelalesine gidecektik, içli köfte yapacaktık, Mısır ekmeği yapacaktık, her gece bir film izleyecektik, müzelere gidecektik, Sumiswald'a gidecektik..

Akşam 17 de Basel'den trene binecekler. 1 saat öncesinden gar'da oluyoruz.. Bir yere oturup saatimizi beklerken son sohbetler yapılıyor, nihayet ayrılık vakti geliyor.. Bu sefer değişik olacak diyorum.. Güle oynaya yolcu edeceğim bu sefer.. Kararlıyım... Olmuyor.. Bu seferde beceremiyorum(z).. Tren penceresine kalbimin resmini çizip onlarla birlikte gönderiyorum..