Sayfalar

5 Ekim 2026 Pazartesi

Kirmese Gidemedim, Tarhana Yaptim

Geçen haftaydı. Tarhanam 21 günlük olmuştu. Aynı hafta bizim geleneksel Kirmes (Panayır) vardı Almanya’da. Münih’in Oktoberfest’ine benzeyen bir festival. Genelde her yıl kardeşlerim ve çocuklarımızla orada buluşur, festival havasında eğlenceli vakitler geçiririz.

Bunun bizim için bir geleneğe dönüşmesinin sebebi, bu festivalin kurulduğu şehirde yaşamış olmamızdı. Almanya’ya ilk gidişimiz 1979 yılının bir Eylül ayıydı. Daha gider gitmez kendimizi böyle devasa bir Kirmes’in ortasında bulunca, bizim için Alice Harikalar Diyarı’na düşmek gibi bir şey olmuştu.

Dev dönme dolaplar, atlıkarıncalar, Rollercoaster’lar, her köşeden yükselen müzikler, rengarenk ışıklar... Pamuk şekerler, Fischbrötchen’ler yani balık ekmekler, soğanlı mantarlar, karamelli bademler, çikolataya batırılmış çilekler, üzümler ve bira standları. Kalabalıklar, gülen insanlar, mutlu çocuklar.. 

Yaklaşık 600 yıllık, Orta Çağ’dan kalma bir gelenekmiş,  Haaner Kirmes. 

Şehir için öylesine önemli ki, resmi tatil olmamasına rağmen Kirmes’in pazartesi günü okullar ve birçok iş yeri kapalı olur. Şehir birkaç günlüğüne günlük hayatını bir kenara bırakıp Kirmes’e teslim olur anlayacağınız. Çocukluğumuz, gençliğimiz, yetişkinliğimiz geçti. Yıllar sonra çocuklarımız oldu, bu kez onları götürmeye başladık. Her yıl aynı ışıkların altında buluştuk, aynı kalabalığa karıştık. Derken farkına bile varmadan şehrin geleneği bizim aile geleneğimize dönüştü. Millet bayramlarda bir araya gelir, biz kirmeste. 

Diğer kardeşlerim hala aynı bölgede yasadiklari için onlar her yıl gidiyorlar. Biz uzakta olduğumuz için her yıl gitmeye çalışıyoruz ama bazen gidemediğimiz oluyor. İşte bu sene de gidemediğimiz bir yıldı. Cuma akşam veya cumartesi sabah çıkıp pazar dönmek, gidiş dönüş 1200 km gözümüzde büyüdü. Zor bir kararla gitmemeye karar verdik.

İşte o hafta, yani geçen hafta sonu kardeşlerim, eşleri ve çocukları Kirmes’te fink atarken, ben 21 günlük olan tarhanamı yaptım. Temiz çarşafların üzerine parça parça döktüm, sonra alt üst çevirdim, ufaladım, tekrar ufaladım. Kurudukça iyice ufaladım. İlistirin arka yüzüyle sürterek tekrar ufaladım. Sonra ilistiri elek yerine kullandım. Üstte kalan büyük parçaları yeniden ufaladım. Kum taneleri gibi oldu.

Üç gün de kurutma işlemi oldu. İyice kuruduğundan emin olunca yarımşar kiloluk poşetlere doldurup buzluğa yerleştirdim. Toplamda 4 kilo çıktı.

Yaptığım şey tarhanaya benzedi, iyi güzel de, acaba tadı nasıldı? Sıra geldi tadım yapmaya.

Çorbamı yaptım, bizim evin gurmelerine ve arkadaşlarıma sundum. İlk kaşıklar ağızlara gitti. Sağa sola baktılar, gözlerini hafifçe kısıp “Mhhh...” diye bir ses çıkardılar. Ben ise karşılarında merakla bekliyorum, gözüm ağızlarından çıkacak bir kelimede, bir sözde... “Olmuş işte... Bildiğimiz tarhana. Hatta... daha mı lezzetli ne?” dediler. 21 günlük emeğim jüri onayından geçip tam not aldi. Böyle nasıl desem, Türkiye’deki bütün yöreleri dolaşmış, gelmiş Alpler’de ortaya çıkmış gibi bir lezzet. Bir de bio tavuk suyuna yapmıştım, belki o da tadını artırmış olabilir. :)) 

Seneye yaparsam aynı tadı tutturabilir miyim bilmem. Çünkü ben her şeyi göz kararı yapmıştım. Neyse, elimin ayarı ve tadı iyi olduğundan gene yaparım ben. :))






1 yorum: