Sayfalar

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Sizin hiç şarap kadehinize güneş doğdu mu?





Benim doğdu... Hemde Antalya'da.. Bunu  bir Fransa yada İtalya kentlerinden birinde yapmak bir ayrıcalık değil, Antalya'da bir Fransa şarabı ile yapmak bir ayrıcalık:))
Tatili tükettim.. Her yıl olduğu gibi bu yılda ülkemdeydim.. Antalya'ya uçtum bu sefer. 3-4 günlük bir Antalya tatili yapmak istiyordum.. İşin aslı, uzun yıllardır görmediğim çocukluk arkadaşımı ziyaret amaçlıydı.. Akdenizi çok sıcak bulduğum için genelde tatilimi Ege,de geçirmek isterim.. 
11 Temmuz Antalya hava limanina indiğimizde gece olduğu için sauna etkisi yapmadı.. Arkadaşım bizi evde değil caddede bekliyordu kızı ile.. Özlemle ve sevgiyle beklenmek ne güzel şey.. Terasta bit masa hazırlamıştı.. Sarmalar, dolmalar, börekler.. Ağzımız doluyken bile konuşuyorduk.. Zaman yetmeyecek gibi geldi bize.. Çenemiz iyice düsmüs, yerlerde sürünüyordu..  Uyku denilen şey zaten firardaydı.. Ama ertesi gün zinde olmak için birazda olsa uyku şarttı.. 
Konyaltı plajı, Kaleiçi, Saatkulesi, Yatlimanı gezdiğim gördüğüm yerlerdi. Birde Mehtap turumuz varki, onu hiç yazmayayım.. Berbat bir turdu.. Eğlenceli bir tur olur diye umud etmiştim.. Amaaa, bana en güzel saat kulesi neresi diye sorsalar, Antalya saat kulesi derim:)) . Halbuki Bern'deki saat kulesi daha ihtişamlı ve daha güzel ama, Antalya'daki bir farklıydı:) 

Radyo dinlediğim bilinir, TRT den bir nostaljik radyo daha kazanmıştım tatilden bir hafta önce. Yurtdışına göndermedikleri  için arkadaşımın adresini vermiştim.. Radyonun biz ortadayken gelmeside güzel bir tesadüf olmuştu.. Arkadaşımın radyoda çalışıyor olması ve evinde radyo olmamasıda bir o kadar ilginçti:) güzel bir ev hediyesi oldu..

Arkadaşım ilk kez rose içecekti.  Bu bizim birlikte içeceğimiz ilk şarabımız olacaktı.. Hiç uyumadık biz son gece.. TRT'de nağmeler, bizde sohbet hiç bitmiyordu zaten.. Tan yeri ağarmıştı.. Kısa bir süre sonra sabağım kızıllığı ile şarabın kızıllığı birbirine karıştı.. O sabah 8.45 te ayrıldık Antalya'dan.. Güzel ve özel anlardı.. Teşekkürler arkadaşım..
mutluyduk yine..


(Bu alttaki yazı ise arkadaşımın kaleminden dökülenler:)

                                ŞARAP TADINDA

Yıllanmış şarap gibi kırk yıllık dostluk, kırklı yaşlarında iki kadın on yıl aradan sonra buluşunca... Kimi zaman çok seyrek kimi zaman çok sık görüşseler de dostlukları hep sımsıkı. İki ayrı ülkede hayatları geçerken acı tatlı ne çok şey yaşamışlardı. Bazılarını paylaştılar zaman içinde bazılarına zaman yetmedi. Derken bir haber "Uçak biletini aldım, on beş güne Antalya'dayım." Uzun yıllardan sonra ilk kez yüz yüze sohbetin dibine vuracaklar, gülecekler, gezecekler, sevinecekler belki de ağlayacaklardı. Son on yılın hatta kırk yılın tüm anılarını sadece dört güne sığdırabilmenin tek yolu gece az uyumaktı. Böyle düşünüyorlardı. Bu özel dost, özel konuk günlerdir bekleniyordu sevinçle. Birinin iki oğlu birinin bir kızı vardı. En son buluşmalarında çocukları küçük olduğundan şimdi onlar da yeni tanışacaklardı. Çocuklar da heyecanlıydı annelerinin dostluğuna şahit olmaya. Nihayet özel konuklar indi uçaktan. Bekleyen kadın çoktan hazırlıkları tamamlamış, geldiklerinde kurulacak sohbet sofrasının havasına girmişti bile. Hiç değişmemişsin dediler birbirlerine kahkahayla. Dört gün boyunca gezdiler, güldüler, konuştular.Veda edecekleri sabah saatlerine kadar son geceyi sohbetle geçirmeye karar verdiler. İki ayrı ülkede yaşanan sevinçler, hüzünler nasıl geçmişti? hepsini zamana meydan okurcasına konuşmaya başladılar. Nostaljiyi ikisi de severdi.
Yurt dışından getirdiği hediyelerin yanı sıra güzel dostuna özel bir hediye de hazırlamıştı. Nostaljik görünümlü, düğmeli, ibreli bir radyo. Tatillerin arasında bir postayla çıkageldi. Çocukluk günlerinden kalma radyo dinleme anılarınıda yanlarında bulundurmayı ihmal etmediler."Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım,bazen gözyaşı dolu bazen içli bir şarkı..."

Yıllar geçti,çocuklar büyüdü diye söze başladıklarında yılların ne kadar zalimce geçtiğini düşünmeleri sohbeti hafiften bir hüzne çevirmişti."ŞARAP KADEHE, SOHBET DE ŞARABA YAKIŞIR" DEYİP GÜL ŞARABI HOŞ KOKUSUYLA KADEHLERİ DOLDURMUŞTU BİLE. Şarkılar şarap sohbet derken sıcak serin arası bir temmuz gecesinde yıldız dolu gökyüzü çatı katı evin terasında şarap tadında sohbetlerine eşlik ediyordu. Gece karanlığı koyulaşırken cümleler de iyice koyu bir duygusallığa bıraktı kendini. Dost iki kadını yıllar biraz yıpratsa da yaşam sevinçlerine ve çocuksu duygularına dokunamamıştı. Çocukluk yıllarından, ailelerinden, gençlik anılarından ne varsa hepsine bazen gülerek bazen özleyerek konuşuyorlardı. İkisi de anılara şarkılara, aşklara, aile değerlerine hayata dair güzel ne varsa herşeye inceden inceye değer verirlerdi. E konular geniş olunca sohbetin dibine vurmadan önce, şarap dolu kadehlerini; gelecek günlere, sağlığa, tekrar görüşmelerine tüm güzelliklere vurdular kadehlerini."BAŞLARINDAN GEÇENLERE DE İÇTİLER, YÜREKLERİNDEN GEÇENLERE DE."Geçmiş, gelecek, yarınlar, aşklar, şarkılar, kazanılan ve kaybedilenler derken birkaç satır şiir okumayı da ihmal etmediler."YOKSUL DÜŞMEZDİ YILLANMIŞ ŞARAP TADINDAKİ ŞİİRLER BÖYLESİNE,KULAĞINA OKUNACAK BİRİ OLSAYDI EĞER..."Vedalaşacakları sabaha saatler kalmıştı. Sohbetin de kadehin de şişenin de dibine vurulmuş son yudumlar içilirken şarap tadında sohbete, şarap renginde gökyüzü kızıllığı karışmış güneş doğmaya başlamıştı bile. Kırklı yaşların güzel olgunluğunda yıllar sonraki sohbet daha bir başka olmuştu sanki. Her anı ölümsüzleştirmek adına çekilen fotoğraflarda gündoğumu kızıllığı ve nihayet sabah olduğuna karar veren güvercinlerin güzel görüntüleri değerli birer anı olarak  hafızalarımıza kazınmıştı.Günün aydınlığıyla birlikte yükselen güvercinlerin "guuguk guuuk..."sesleri geceye noktayı koymuştu.
             "KALDIR KADEHİ DOSTLUĞA İÇELİM
               BİR SENİN ADADA BİR BENİM ADADA 
              BİR SANA BİR DE BANA BİR DE DÜNYAYA..."
       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder