
Diğer tren 15 dakika sonra gelecek. Bir sigara içiyoruz orada. Sonra diğer perona geçmek isterken bavulumu aradığımda trende unuttuğumu farkediyorum. Allah'ın sopası yok tabi. Bazen Allah'ın sopası olmuyor ama bazende çok sabırlı olabiliyor. Bana yine bu sabırlı yönü denk geliyor. Tren hala bekliyor orada. Bir hışımla tekrar trene koşup bavulumu alıyorum. Dakika bir gol bir. Daha Venedik'e varmadan başlıyor benim şu meşhur kaybetme ve bulma hikayelerim.
İkinci trene binmeden bir tuvalete gitmek istiyorum. Herhangi bir ihtiyacım yok, sadece her yolculuk öncesi bir gidilir ya hani, işte ondan, çantalarımı arkadaşıma bırakıp bi koşu umumi WC ye yöneliyorum. Fakat kapı açılmıyor. 1 Fr. atmak gerekiyor. Bozuk para var mı diye ceplerimi karıştırıyorum. 1 Fr. yok. 20 fr. Kağıt para var, ama işime yaramıyor. O anda üniformalı bir kadın çıkıyor içerden, açık kapıyı görünce dalıyorum içeriye. Kapı tam kapanmadan aynı kadın bana yöneliyor, aha, para atmadan içeri girdiğim içim beni azarlayacak diye ezik ezik suratına bakarken, şu para sizden düştü diyerek 20 frankı tutuşturuyor elime. Teşekkür ederken bir gülümseme yerleşiyor yüzüme. Döndüğümde arkadaşıma anlatıyorum olanları, kafasını sallıyor sadece, sendeki bu şansa artık şaşırmıyorum diyor.
Artık 5 saatlik Venedik yolculuğumuzu yapacağımız cam kenarında, masalı ve rezervasyonlu trenimize biniyoruz. Fakat bizim yerimizde bir Fransız çift oturuyor. Öyle tatlılarki, birde tatilimizin başlangıcı olduğu için anlayışla karşılıyoruz herşeyi. Milano'da ineceklerini söylüyorlar. Tamam, iki saat sabredebiliriz. Yanlarına oturuyoruz. İki saat cam kenarı olmayıversin. Arkadaşım, Almanca, Fransızca, İtalyanca, ve İngilizceyi ana dili gibi konuştuğu için insanlarla diyaloğu kolay oluyor. Onlarla konuşa konuşa ne zaman Milano'ya geldiğimizi anlayamıyorum. Onlar iniyor, bizde asıl yerimize geçiyoruz. Milano garı çok eski ama güzel. Simitlerimiz hala taze. Onları yiyoruz. Şarap istemiyor canımız. Sonra biraz şekerleme yapıyoruz. Venedik'e sadece 15 dakika var. Biraz heyecanlanıyorum. Çünkü gün daha çok güzel şeylere gebe. Olay sadece Venedik değilki, bir kaç saat arayla Almanya'dan kardeşim, İstanbuldan arkadaşlarım gelecek daha. Yolumuzun sonuna gelirken güzel bir güzergahtan çok sulu bir kente giriş yapıyoruz. Sağımız solumuz su. Sanki suların üzerinde raylar var. Uzaktan Venedik'i görüyorum. Son durak Venedik, Santa Lucia garına yanaşıyor trenimiz. Yine herkes iniyor. Sonrada biz. Arkamızdan biri sesleniyor "bu sizin mi" diyerek fotoğraf makinemin bulunduğu çantayı gösteriyor. Ben nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum, arkadaşım ise bana artık ne söyleyeceğini bilemiyor. "Bana hep kayıp hikayelerini anlatırdın, gözümle gördüm, bu kadarına pes artık" diyor. Ben sadece gülümsüyor ve şükrediyorum bu duruma. Tren garından çıkıp merdivenlere oturup bir sigara yakıyorum Venedik'e karşı. Sıkı dur Venedik biz geliyoruz..
Arkası yarın..
Hahahaha sahiden ya. Dilini ısır da kaybettiklerin sana dönmeye devam etsin :)
YanıtlaSilİyi gezmeler olsun diyorum yine. Gerçi birkaç fotonu gördüm IG'den.
Öpüyorum çok.
😀😀 Yorumunu okurken ısırdım dilimi. Gezmeler bitti. Döndük yuvalarınıza. Sevgiler💜
Sil